DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Elif Esen: “Doğayı korumanın finansmanı doğayı tüketen bir modele dönüşmemeli”
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Elif Esen, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen düzenleme kapsamında doğa koruma politikalarının finansman modeline dikkat çekti. Yeni Yol Grubu adına konuşan Esen, doğayı koruma amacıyla oluşturulan finansman sistemlerinin zamanla doğanın kullanımına bağımlı hâle gelmemesi gerektiğini vurgulayarak koruma politikalarının sürdürülebilir ve kamu sorumluluğu temelli bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ifade etti.
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Elif Esen, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülen düzenleme kapsamında doğa koruma politikalarının finansman modeline ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yeni Yol Grubu adına söz alan Esen, av ve yaban hayatı için alınan katılım paylarının tahsil yöntemini yeniden düzenleyen madde üzerine konuşarak doğa koruma alanlarının finansmanına ilişkin daha geniş bir perspektife ihtiyaç olduğunu ifade etti.
“KORUMA POLİTİKALARI SÜRDÜRÜLEBİLİR FİNANSMAN GEREKTİRİR”
Doğa koruma politikalarının güçlü mali kaynaklara ihtiyaç duyduğunu belirten Elif Esen, finansman modelinin aynı zamanda koruma anlayışını da şekillendirdiğini söyledi. Esen, “Hiçbir koruma politikası arkasında sürdürülebilir bir finansman olmadan uzun süre ayakta kalamaz. Ancak burada asıl tartışmamız gereken konu, bu finansmanın hangi ilkeye dayanacağıdır.” dedi.
Finansman modelinin zamanla koruma politikalarının yönünü belirlediğini ifade eden Esen, bu nedenle mali yapının yalnızca gelir üretme amacıyla değil, doğanın korunmasını merkeze alan bir anlayışla oluşturulması gerektiğini vurguladı.
DÜNYADAN ÖRNEKLERİ PAYLAŞTI
Esen, dünyada doğa koruma finansmanı konusunda farklı uygulamaların bulunduğunu belirterek bazı örnekleri paylaştı. ABD’de 1937 yılından bu yana yürürlükte olan Pittman–Robertson Yasası kapsamında av silahları ve mühimmat üzerinden alınan vergilerin doğrudan yaban hayatı koruma fonlarına aktarıldığını hatırlatan Esen, bu sistem sayesinde bugüne kadar 20 milyar doların üzerinde kaynak üretildiğini söyledi.
ABD’de uygulanan “Duck Stamp” programı sayesinde av pulları aracılığıyla milyonlarca dönüm sulak alanın koruma altına alındığını dile getiren Esen, Afrika’da ise bazı ülkelerde av turizmi gelirlerinin bir bölümünün yerel topluluklara ve koruma programlarına aktarıldığını kaydetti.
“KORUMA İLE KULLANIM ARASINDAKİ DENGE BOZULABİLİR”
Bu finansman modellerinin beraberinde önemli bir tartışmayı da getirdiğini ifade eden Esen, doğa korumayı finanse etmek için doğanın kullanımına dayalı sistemlerin uzun vadede risk oluşturabileceğini söyledi.
Esen, “Koruma bütçesi doğanın kullanımından elde edilen gelirlere bağımlı hâle geldiğinde, sistem zamanla o geliri üreten faaliyetleri sürdürmeye ihtiyaç duyar. Böylece koruma ile kullanım arasındaki hassas denge farkında olmadan tersine dönebilir.” değerlendirmesinde bulundu.
“DOĞA KORUMA BİR KAMU SORUMLULUĞUDUR”
Milli parklar ve yaban hayatı alanlarının ekonomik kaynak üretmek amacıyla var olan alanlar olmadığını vurgulayan Esen, bu alanların sağlıklı ve dengeli çevrede yaşama hakkının somut karşılığı olduğunu ifade etti.
Esen, “Doğa koruma politikalarının temel finansmanının doğanın ekonomik kullanımına dayanması uzun vadede koruma anlayışını da dönüştürebilir. Doğayı korumak bir sektör politikası değil, bir kamu sorumluluğudur.” dedi.
“DOĞA KORUMA FELSEFESİNİ DE TARTIŞMALIYIZ”
Görüşülen maddenin yalnızca teknik bir tahsilat düzenlemesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini dile getiren Esen, mali düzenlemelerin aynı zamanda yönetim anlayışını da şekillendirdiğini belirtti.
Esen, “Her mali düzenleme aynı zamanda bir yönetim anlayışını da şekillendirir. Doğa koruma finansmanını konuşurken yalnızca gelir kalemlerini değil, koruma felsefesini de tartışmak zorundayız.” ifadelerini kullandı.
Esen, düzenlemenin doğa koruma anlayışını zedelemeyecek bir çerçevede yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak konuşmasını tamamladı.
Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI