DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Fon yolsuzluğu Türkiye için beka meselesidir”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan: “Fon yolsuzluğu Türkiye için beka meselesidir”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, fon dolandırıcılığı iddialarının Türkiye'nin ekonomik güvenliği, dış politikası ve siyasi bağımsızlığı açısından ciddi riskler taşıdığını savundu. Yabancı finans kuruluşları ile istihbarat teşkilatlarının fon hareketlerine ilişkin bilgilere sahip olduğunu öne süren Babacan, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin siyasi şantaja açık olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sorumluluğundan basın özgürlüğüne, erken seçim ihtimalinden yeni anayasa tartışmalarına kadar birçok konuda açıklamalarda bulunan Babacan, iktidarın kapsamlı bir hesap verme süreci başlatması gerektiğini söyledi.

Ekim 12, 2026 - 18:04

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Türkiye'nin gündemindeki fon dolandırıcılığı iddialarına ilişkin açıklamalarda bulunarak, yaşananların ekonomik boyutun ötesinde ulusal güvenlik sorunu oluşturduğunu savundu. Fon hareketlerine ilişkin bilgilerin yabancı finans kuruluşları ve istihbarat teşkilatları tarafından da bilindiğini ileri süren Babacan, “Siyasi şantaj riski bu Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin taşıdığı genel risk.” dedi.

T24'ten Cansu Çamlıbel'in sorularını yanıtlayan Babacan, son üç haftadır gündemde bulunan fon yolsuzluğu iddialarının yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi sorumluluğu, kamu kurumlarının denetim mekanizmaları, basın özgürlüğü, erken seçim, anayasa değişikliği ve muhalefetin ittifak çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“FON SKANDALI TÜRKİYE AÇISINDAN ÇOK TEHLİKELİ”

Fon dolandırıcılığı iddialarında kimlerin hangi işlemleri gerçekleştirdiğine ilişkin bilgilerin yabancı ülkelerin elinde de bulunabileceğini belirten Babacan, bunun Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde baskı unsuru olarak kullanılabileceğini savundu.

Babacan, “Bu Türkiye açısından çok da tehlikeli bir durum. Bu bilgiyi elinde tutan ülkeleri düşünün… Çok tehlikeli bir bilgidir bu. Hele hele bu başkanlık sistemi de bu şantaja o kadar müsait bir sistem ki çünkü medya korkusu yok. Medyayı hemen susturmak mümkün. Parlamento zaten önemli ölçüde devre dışı bırakılmış durumda. Hepsi elinizde. Yargı elinizde.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde karar alma yetkisinin tek merkezde toplanmasının siyasi şantaj riskini artırdığını ileri süren Babacan, şunları söyledi:

“Siyasi şantaj riski bu Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin taşıdığı genel risk. Çünkü dış dünyadaki muhataplar, bir siyasi şantajla karşı karşıya kalındığında her yeri kontrol ederek karar alabileceklerini biliyor. Bugün fon skandalı nedeniyle Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunu çözmesi ise memleketin beka meselesi.”

Türkiye'nin ekonomik ve kurumsal gücünün dış politikadaki hareket alanını doğrudan etkilediğini belirten Babacan, “Çünkü ekonominiz sağlam değilse, alnınız ak değilse, kendinize güvenmezseniz güvenlik ve dış politika konularında eliniz güçlü olmaz, boynunuz bükük olur, eliniz zayıf olur. Sürekli birilerinin karşısında boynunuz eğik olur.” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın geçmişteki açıklamalarına da değinen Babacan, “'Brunson’ı istedim, o da verdi' diyor. Aslında Trump, ‘Türkiye’de yargıymış, AYM’ymiş, hepsi hikâye.’ diyor. Hep de hatırlatıyor bunu. Ama Trump işte NATO Zirvesi için geldi ve görülmemiş bir şekilde ağırlandı. İstanbul Boğazı Amerikan bayrağının renklerine büründürüldü. Bu normal mi ya? Nereden nereye!” ifadelerini kullandı.

“BU KADAR BÜYÜK BİR DOLANDIRICILIK DESTEK OLMADAN DEVAM EDEMEZ”

Fon dolandırıcılığı iddialarının siyasi ve bürokratik bağlantılarının araştırılması gerektiğini vurgulayan Babacan, büyük tutarlı finansal işlemlerin uzun süre denetim dışında kalmasının mümkün olmadığını öne sürdü.

Babacan, “Bu kadar büyük bir dolandırıcılığın bu kadar uzun bir süre siyasetten ve bürokrasiden destek almadan devam etmesi imkânsız. Yoksa bu kadar uzun süre devam etmez bu işler.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın söz konusu işlemlerden haberdar olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasını isteyen Babacan, “Ben bilmiyorum sorunun cevabını. Bilmediğim için soruyorum. Bunlar bu işleri Sayın Erdoğan’ın bilgisi dâhilinde yaptıysa, o zaman çıkıp kendisinin bizzat bu konuda toplumu bilgilendirmesi lazım.” ifadelerini kullandı.

Finansal işlemlerin teknik ayrıntılarının Cumhurbaşkanlığı makamınca doğrudan takip edilemeyebileceğini belirten Babacan, asıl meselenin bu işlemleri gerçekleştiren kişilerin siyasi destek algısı oluşturup oluşturmadığı olduğunu söyledi.

Babacan, “Fakat buradaki büyük soru işareti şu: Bu işi yapanlar bu işi yaparken ‘Bu işler Sayın Erdoğan’ın da bilgisi dâhilinde yapılıyor.’ gibi bir imada bulundular mı? Bu havayı yaydılar mı, yaymadılar mı?” sorularını yöneltti.

“TEK YETKİLİ OLAN AYNI ZAMANDA TEK SORUMLUDUR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi sorumluluğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, mevcut yönetim sisteminde yetki ve sorumluluğun birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.

Babacan, “Tek bir insan hangi konunun, ne kadarını, nasıl takip edebilir ki? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nden bahsediyorsunuz. Ama sonuçta yetki ne kadarsa sorumluluk da o kadardır. Tek yetkili olan aynı zamanda tek sorumludur da. Bu çok net.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kamuoyuna açıklama yapması gerektiğini savunan Babacan, “Dolayısıyla şimdi kendisinin bu sorumluluğun gereğini yerine getirmesi lazım. Diyebilir ki: ‘Şunlar şunlar bu işi yapmış. Bu konu hiç bana gelmedi. Bilgim dâhilinde değildi. Ama ben şu anda gerekeni yapıyorum.’ Ama şu anda yaptığı şey gerekenin yapılması mıdır? Değildir. Yapılması gereken bu değildir.” ifadelerini kullandı.

“BEN CUMHURBAŞKANI OLSAM BÜTÜN RAPORLAR ELİMDEYDİ”

Fon hareketlerinin devletin ilgili kurumları tarafından kayıt altına alındığını belirten Babacan, Cumhurbaşkanlığı makamına olayla ilgili kapsamlı bir dosya sunulmuş olması gerektiğini söyledi.

Babacan, “Zaten iktidar içinde destekçiler olmasa bu iş yapılamaz, mümkün değil. Tekrarlıyorum; zaten kimin ne yapıp ettiğine dair dosyanın Cumhurbaşkanı’nın çoktan önüne konmuş olması lazım.” dedi.

Kamu kurumlarının sorumluluğuna dikkat çeken Babacan, “Eğer o dosyayı getirmedilerse, dosyayı getirmeyenlerin canına okuması lazım. ‘Arkadaş, her şey kayıtlı ya. Siz niye hâlâ bulamadınız bunu? Derhal listeyi getirin bana.’ demesi lazım. Ben bugün ülkenin Cumhurbaşkanı olsaydım, krizin olduğu akşam bütün raporlar ve isimler elimdeydi.” ifadelerini kullandı.

“MİLYARLARCA DOLARLIK İŞLEM NASIL GÖRÜLMEZ?”

Maliye, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Mali Suçları Araştırma Kurulunun finansal hareketleri izleme yetkilerine işaret eden Babacan, büyük tutarlı para transferlerinin nasıl tespit edilemediğinin açıklanması gerektiğini belirtti.

Babacan, “Unutmayın, Türkiye’de Maliye milyonlarca banka hesabından kira gelirini yakalamıyor mu? Daha beyanname dönemi gelmeden yakalıyor. Milyonlarca insanın banka hesabını tarayıp ‘10 bin TL kira gelirinin beyannamesini ver, vergisini ver.’ diyen bir sistem milyarlarca dolarlık üçkâğıdı nasıl görmez? Böyle bir şey var mı? Külahımıza anlatsınlar.” dedi.

Finansal denetim sisteminin bu ölçekteki işlemleri fark etmemesinin mümkün olmadığını savunan Babacan, “Hemen radara takılır bu işler, atlanmasının imkânı yok. Merkez Bankası’nın çok üzerine gitmiyoruz çünkü oradaki arkadaşlar da bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Ama onlar da görür sermaye hareketlerini.” ifadelerini kullandı.

Babacan, para transferlerinin büyüklüğüne dikkat çekerek, “Mesela bir vatandaşımız çocuğunun kirası için ayda 1500 avro transfer yapsın Almanya’ya, Merkez Bankası onu görüyor. 20 milyar TL, bugünün parasıyla aşağı yukarı 400 milyon dolar Türkiye’den başka bir ülkede banka hesabına geçiyor. Nasıl görmez bu hareketi Merkez Bankası? MASAK diye bir kurumu yok mu bu ülkenin, ‘Bu neyin parası?’ diye soracak.” dedi.

“İKTİDARA YAKIN İSİMLERE İSVEÇ-NORVEÇ HUKUKU UYGULANIYOR”

Fon dolandırıcılığı iddialarına ilişkin TBMM'de araştırma komisyonu kurulması konusundaki tartışmaları değerlendiren Babacan, iktidarın yargı ve denetim mekanizmaları üzerindeki etkisini eleştirdi.

Babacan, “Direniyorlar çünkü biliyorlar. Hem yargıda hem de Devlet Denetleme Kurulu’nda işleri örtbas edebileceklerini biliyorlar çünkü oralar tamamen kontrollerinde. İstiyorlar ki hiç kimse konuşmasın. Belli isimlerden bahsedenlerin hemen sosyal medya hesapları kapatılsın. Azıcık eleştirene hemen ertesi sabah gözaltı.” ifadelerini kullandı.

Muhalefete yönelik uygulamalar ile iktidara yakın olduğu iddia edilen kişilere yönelik işlemler arasında farklılık bulunduğunu savunan Babacan, “Siyasi iktidar tarafından bu işlere bulaşanların bir tane kelepçeli fotoğrafını gördünüz mü bugüne kadar? Ya da kelepçesiz bir fotoğraf gördünüz mü? Sabahın şafağında baskın var mı? Onlara İsveç-Norveç hukuku uygulanıyor sanki. Şimdi bu AK Parti mi ya? AK Parti’nin davasına ne oldu, bu muydu?” dedi.

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ OLSA FON DOLANDIRICILIĞI BAŞLANGIÇTA YAŞANMAZDI”

T24'e getirilen erişim engelini değerlendiren Babacan, ifade ve basın özgürlüğünün sınırlandırılmasının yolsuzluk iddialarının kamuoyuna yansımasını engellediğini savundu.

Babacan, “Şu anda yaşadığımız son fon dolandırıcılığı da dâhil olmak üzere, aslında memleketteki pek çok sorunun özünde ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün olmaması var. Basın biliyor, yazamıyor. İnsanlar biliyor, konuşamıyor.” dedi.

Özgür basının kamu denetimi açısından önemine işaret eden Babacan, “Basın özgürlüğü olsa, ifade özgürlüğü olsa, bu işler daha küçükken gazetelerde cayır cayır