İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın: “Bu bütçe refah değil darlık, dayanıklılık değil kırılganlık bütçesidir”

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Burak Dalgın: “Bu bütçe refah değil darlık, dayanıklılık değil kırılganlık bütçesidir”

İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, 2027 yılı bütçesine ilişkin düzenlediği basın toplantısında hükümetin ekonomi politikalarını eleştirdi. Faiz ödemeleri, kamu borçları, vergi yükü, tarımsal destekler, reel sektör ve teknolojik dönüşüm başlıklarında değerlendirmelerde bulunan Dalgın, “Bu bütçe bir refah bütçesi değil bir darlık bütçesidir” dedi. Dalgın'ın bütçeye yönelik eleştirileri ve açıkladığı rakamlar dikkat çekti.

Ekim 22, 2026 - 11:54

İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında 2027 yılı merkezi yönetim bütçesini değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın bütçeyi “dayanıklılık, refah ve dönüşüm” kavramlarıyla tanımlamasına tepki gösteren Dalgın, bütçenin Türkiye ekonomisinin temel sorunlarına çözüm üretmediğini savundu.

Dalgın, “Bu bütçe bir refah bütçesi değil bir darlık bütçesidir. Bu bütçe bir dayanıklılık değil bir kırılganlık bütçesidir ve bu bütçe maalesef bir dönüşüm bütçesi değil bir vasatlık bütçesidir.” ifadelerini kullandı.

“Devlet Her Gün 11 Milyar Lira Açık Verecek”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın bütçeyi TBMM Plan ve Bütçe Komisyonuna sunduğunu hatırlatan Dalgın, bütçenin gelir ve gider kalemlerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Devletimiz aşağı yukarı 27,5 trilyon lira para harcayacağım diyor. Yani günde 75 milyar lira para harcayacağım diyor. Bunun karşılığında 23,5 trilyon lira para toplayacağım diyor. Yani günde 64 milyar lira para toplayacağım diyor. Her gün 11 milyar lira da açık vereceğim diyor. Bizim paramızla yapılacak olan şeyin genel hatları bunlar.”

Bütçelerin yalnızca rakamlardan oluşmadığını, aynı zamanda yönetimlerin önceliklerini ortaya koyduğunu belirten Dalgın, şöyle devam etti:

“Bütçeler rakamlar manzumesi değil, önceliklerin tespit edilmesinin en büyük yöntemidir. Bu aileler için de şirketler için de devletler için de böyle. Bir ailede aile babası gidip parayı kumarda harcıyorsa onun önceliği bellidir. Bir şirket zor durumdayken patron gidip kendisine lüks araba alıyorsa onun önceliği de bellidir. Aynı şekilde bu bütçe de devletimizin önceliklerini tespit ediyor.”

“Türkiye'de Ne Kadar Adalet ve Kalkınma Bıraktılarsa Bu Bütçede de O Kadar Refah Var”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın bütçeyi “dayanıklılık, refah ve dönüşüm” başlıkları altında değerlendirmesine karşı çıkan Dalgın, hükümetin ekonomik hedefleri ile bütçe tercihlerinin örtüşmediğini ileri sürdü.

Dalgın, “Bunun bir kısa bir de uzun cevabı var. Kısaca cevap şudur: Türkiye'de ne kadar adalet ve kalkınma bıraktılarsa bu bütçede de o kadar dayanıklılık, o kadar refah, o kadar dönüşüm vardır.” dedi.

Bütçenin üç temel başlıkta değerlendirilmesi gerektiğini savunan Dalgın, “Refah yerine darlık, dayanıklılık yerine kırılganlık, dönüşüm yerine vasatlıkla karşı karşıyayız.” değerlendirmesinde bulundu.

“5 Liralık Verginin 1 Lirası Faize Gidiyor”

Bütçenin dayanıklılık iddiasını faiz harcamaları üzerinden eleştiren Dalgın, yıllık faiz ödemelerinin 4 trilyon liraya ulaşacağını belirtti.

Dalgın, “Bu hükümet günde 11 milyar lirayı faize harcıyor. Senede 4 trilyon lira. Dile kolay. Trilyon dediğimiz şey milyon kere milyon. 12 tane sıfırdan bahsediyoruz. 4 trilyon büyük bir rakam. 5 liralık verginin 1 lirası faize gidiyor demek.” ifadelerini kullandı.

Faiz giderlerindeki artışa da dikkat çeken Dalgın, “Aynı zamanda bu yıla göre önümüzdeki yıl yüzde 43 daha fazla faiz ödeyeceğim diyor. Yüzde 43, enflasyon hedefinin iki katı kadar demek.” diye konuştu.

“Balıkesir'den Alıp Londra'ya, Konya'dan Alıp New York'a Dağıtıyorlar”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in yürüttüğü ekonomi programını daha önce de “tersine Robin Hood programı” olarak nitelendirdiğini hatırlatan Dalgın, vergi ve faiz politikalarının gelir dağılımına etkisini eleştirdi.

Dalgın, “Robin Hood zenginden alıp fakire dağıtıyordu. Bu program ise bilhassa orta direkten alıp zenginlere; yani Balıkesir'den alıp Londra'ya, Konya'dan alıp New York'a, Diyarbakır'dan alıp Dubai'ye dağıtıyor. Aynen devam edeceğiz diyorlar.” dedi.

Faiz ödemeleri ile güvenlik harcamalarını karşılaştıran Dalgın, şunları kaydetti:

“Bu 4 trilyon lirayı kafamızda biraz daha canlandıralım. Bu memleketin iç ve dış güvenliğe ayıracağı toplam para 3,5 trilyon lira. Dolayısıyla bu bütçe, daha fazlasını faize ödeyeceğim diyor. Böyle mi dayanıklılık sağlayacaksınız?”

“Borç Alan Emir Alır, Bu Aynı Zamanda Milli Güvenlik Problemidir”

Hazine'nin borç stokundaki artışı değerlendiren Dalgın, faiz ödemelerinin yeni borçlanmayla karşılanmasını eleştirdi.

“İşin daha da vahimi, faiz kadar ilave borçlanacağız.” diyen Dalgın, şöyle konuştu:

“Peki bu ne demek? Faizini bile bütçesiyle ödeyemeyen bir devlet yapısıyla karşı karşıyayız. Faizini bile borçlanarak ödeyen bir devlet var karşımızda. Hazineyi getirdikleri hal budur. Faizini kaynaklarıyla ödemeyi geçtim, hepsini borçlanıyor. Allah aşkına bir iş böyle gider mi?”

Hazine borcunun 2018 yılından itibaren önemli ölçüde arttığını savunan Dalgın, “Hazine'nin borcu zaten 16 trilyon. Bunu 20 trilyon yapacağım diyorlar. Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin başladığı 2018 yılında Hazine'nin borcu 1 trilyondu.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet'in kuruluşundan 2018 yılına kadar oluşan borç stokuyla sonraki dönemi karşılaştıran Dalgın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu memleketin Cumhuriyet'in ilk gününden 2018'e kadar yaptığı borç 1 trilyon liraydı. Bu borcun karşılığında biz okuduk, yollar ve köprüler yapıldı, GAP yapıldı, tren yolları yapıldı, hastaneler yapıldı. 95 senenin neticesinde 1 trilyon borç vardı. Bu arkadaşlar bu 1 trilyonu bu sene sonunda 20 trilyon yapacağız diyorlar. İşi getirdikleri hal budur. Borç yiğidin kamçısı falan değil, borç alan emir alır. Bu iş sadece bir finansal mesele değil, bu iş aynı zamanda bir milli güvenlik problemidir.”

“Refahla Değil, Darlıkla Karşı Karşıyayız”

Türkiye'nin ekonomik büyüme performansını da değerlendiren Dalgın, gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisinden daha hızlı büyümesi gerektiğini ifade etti.

Dalgın, “Türkiye 2 senedir dünya ile aynı hızda büyüyor. Gelişmekte olan bir ülke için, genç nüfusuyla övünen bir ülke için, yükselen piyasa olma iddiasında bir ülke için dünya ile aynı hızla büyümek çok korkunç bir şeydir.” dedi.

Türkiye'nin dünya ekonomisinden en az bir buçuk kat daha hızlı büyümesi gerektiğini savunan Dalgın, “Dünyadan en az bir buçuk kat hızlı büyümemiz gerekir ki aş yaratalım, iş yaratalım. Sokakta gördüğümüz aş yaratamayan, iş yaratamayan tablo zaten bunun neticesidir.” ifadelerini kullandı.

Kişi başına düşen milli gelir verilerinin toplumun genel refahını yansıtmadığını ileri süren Dalgın, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanı Yardımcısı kişi başı milli gelir rakamlarını söylemeyi çok seviyor. 20 bin dolar milli gelir diyor. Vatandaşlarımız zaten 20 bin dolar kişi başı milli gelir olmadığını biliyorlar. Türkiye'nin sadece yüzde 30'u bu rakamın üzerinde. Yüzde 70'i bunun çok altında. Bu refah, topluma yayılan bir refah değil. Orta direğe yayılan bir refah değil. Anadolu'ya yayılan bir refah değil.”

“Yüzde 21 Enflasyon Varken Vergileri Yüzde 36 Artıracaksanız Buradan Refah Çıkmaz”

Bütçede öngörülen enflasyon ve vergi artışlarını karşılaştıran Dalgın, vergi yükünün özellikle orta gelir grubunu etkilediğini belirtti.

Dalgın, “İktidar ayrıca yüzde 21 enflasyon yapacağım diyor. Vergiler ne kadar artacak diye bakıyoruz. Yüzde 36 artacak diyor. Yüzde 21 enflasyon varken, yüzde 36 vergi artıracaksanız, üstelik bunu orta direğin sırtına yıkacaksanız buradan refah çıkmayacağını net bir şekilde itiraf etmiş oluyorsunuz.” dedi.

Katma Değer Vergisi, Özel Tüketim Vergisi ve gelir vergisinin vatandaşlar üzerindeki etkisine dikkat çeken Dalgın, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Biliyorsunuz orta direğin ödediği üç tane büyük vergi var. Biri KDV. Alışveriş yaparken ödüyoruz, çaktırmadan alıyorlar. İkincisi özel tüketim vergisi. Belli ürünleri alırken ödüyoruz, yine çaktırmadan alıyorlar. Üçüncüsü ise bordrodan cart diye kesilen gelir vergisi. Bu da pek görülmeden alınıyor. Ancak bordromuzu alıp ekstraya bakarsanız görüyorsunuz.”

Vergi gelirlerinin dağılımını da eleştiren Dalgın, “Bu üç büyük verginin toplamı, kurumlar vergisinin 5 katı. Yani kurumlardan 1 alırken, orta direkten 5 alıyor. Ondan sonra da refah diyor. Hangi refah?” diye konuştu.

“Kamu Harcamalarını Yüzde 37,5 Artıracaklar”

2027 yılı bütçesinde kamu harcamalarının yüzde 37,5 oranında artırılmasının hedeflendiğini belirten Dalgın, bu yaklaşımın enflasyonla mücadele hedefleriyle çeliştiğini savundu.

Dalgın, “Yani 'Ben güldür güldür harcamaya devam edeceğim' diyor. Bunun neticesinde de tabii ki enflasyon düşmüyor.” ifadelerini kullandı.

Hükümetin enflasyon tahminlerini “t+2 kuralı” olarak nitelendiren Dalgın, geçmiş yıllardaki hedefleri hatırlatarak şunları söyledi:

“Enflasyonla ilgili bizim t+2 kuralımız var. Peki bu nedir? Hükümet yetkilileri enflasyonun her zaman iki sene sonra tek haneye düşeceğini söyler. 2021'de 2023'ü işaret eder, 2022'de 2024'ü işaret eder. Bu kural bozulmadan yıllarca sürdü. Bu kural yine bozulmuyor. 2029'u enflasyonda tek hane olarak işaret ediyorlar. 10 yıl boyunca bu işi beceremeyenlerin bir kez daha beceremeyeceğini söylemek için kâhin olmaya herhalde gerek yok.”

“Reel Sektöre Bütçenin Sadece 40'ta 1'i Ayrılıyor”

Sanayi üretimi ve reel sektöre ayrılan kaynakların yetersiz olduğunu savunan Dalgın, üretim ekonomisinin bütçede öncelikli alanlar arasında bulunmadığını ileri sürdü.

Dalgın, “Biliyorsunuz reel sektör bizim parti olarak üzerinde çok durduğumuz bir alan. Çok üzülerek söylüyorum ki reel sektöre bütçenin zekâtı veriliyor. Bütçenin sadece 40'ta 1'i reel sektöre ayrılıyor. Sadaka verir gibi, zekât verir gibi reel sektöre para ayırıyorlar.” dedi.

Reel sektöre ayrılan kaynağın yaklaşık 4,5 milyar dolar olduğunu belirten Dalgın, “Bu rakam Türkiye'nin en büyük 1000 sanayi şirketinin 2 aylık finansal gideri kadar. Yani bir derde deva olacak durum yok.” ifadelerini kullandı.

“Çiftçiler Hükümetten 100 Milyar Dolar Alacaklı”

Tarımsal destekleri de değerlendiren Dalgın, hükümetin gıda enflasyonundan şikâyet ederken tarımsal üretime yeterli kaynak ayırmadığını savundu.

Dalgın, tarım için açıklanan 1,3 trilyon liralık kaynağın tamamının doğrudan çiftçilere ödenmediğine dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Bir taraftan gıda enflasyonu diye şikâyet ediyorlar ama tarımın arkasında ne kadar duruyorlar diye baktığımızda tablo pek değişmiyor. 1,3 trilyon para, yani 23 milyar dolar para ayırıyorum diyorlar. Bu rakam büyük gibi gözüküyor ama gelin tercüme edelim.”

Tarıma ayrılan kaynakların niteliğinin de önemli olduğunu vurgulayan Dalgın, “Bu rakam direkt olarak verilen bir destek de değil. Burada tarımsal kredi destekleri var, yatırım ödenekleri var, destek programları var, tarımsal KİT'lerin destekleri var. Yani bu para çiftçinin cebine doğrudan girmiyor.” dedi.

Tarım Kanunu'nda öngörülen destekleme oranına işaret eden Dalgın, şu ifadeleri kullandı:

“Halbuki Tarım Kanunu gayet açık. Milli gelirin yüzde 1'ini vereceksin diyor. Ancak vermiyorlar. 20 yılda vermeleri gereken para 177 milyar dolardı. Verdikleri para ise 71 milyar dolar. Yani çiftçiler hükümetten 100 milyar dolar alacaklı.”

“İmalat Sanayisindeki 5 İşten 4'ü Düşük ve Orta Düşük Teknoloji Seviyesinde”

Bütçenin dönüşüm hedeflerini de eleştiren Dalgın, Türkiye'nin üretim yapısının teknolojik gelişmelere yeterince uyum sağlayamadığını savundu.

Dalgın, “Türkiye'de imalat sanayisindeki 5 işten 4 tanesi düşük ve orta düşük teknoloji seviyesinde. Yapay zekâ ve robot devrimi gümbür gümbür geliyor. Türkiye'yi çeyrek asırdır yönetenler bununla ilgili hiçbir şey yapmamış. 5 işten 4'ü risk altında.” ifadelerini kullandı.

Tekstil sektöründeki istihdam kayıplarına dikkat çeken Dalgın, “Tekstilde yüz binlerce iş göz göre göre gitti, öylece seyrediyorsunuz. Sadece sosyal yardım vermekle bu iş olmaz. Türkiye'nin daha fazla üreten, daha fazla yatırım alan ve daha fazla istihdam sağlayan bir ekonomi olması icap eder.” dedi.

Yüksek teknolojili ürünlerin ihracattaki payına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Dalgın, “İhracatımızdaki yüksek teknolojili ürünlerin oranı 25 senedir değişmiyor. Yüzde 4. Madem bir dönüşüm yapıyorsunuz, madem böyle bir iddianız vardı; çeyrek asırda bunu niye yukarıya doğru taşıyamadınız?” diye konuştu.

“Türkiye'yi Kafe Latte Ekonomisine Döndürdüler”

Türkiye'nin sanayi odaklı ekonomik yapısının son yıllarda değiştiğini ileri süren Dalgın, hükümetin ekonomi politikalarını “kafe latte ekonomisi” benzetmesiyle eleştirdi.

Dalgın, “Dönüşüm var ama nasıl bir dönüşüm var biliyor musunuz? Bir kafe latte ekonomisine dönüşüm var.” dedi.

Türkiye'nin uzun yıllar imalat sanayisini geliştirmek için çaba gösterdiğini belirten Dalgın, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye en azından 60 sene boyunca bir imalat sanayi ihracatçısı olma yolunda elinden geleni ardına koymadı. Bir sürü fabrika yaptı, yan sanayi geliştirdi, teknolojiye yatırım yaptı. Neticede hükümet, özellikle son 7-8 senedir ekonomiyi bir kafe latte ekonomisine döndürdü.”

Ekonominin yalnızca hizmet sektörü üzerinden büyümesinin yeterli olmadığını savunan Dalgın, “Fabrikalar yerine onlarca kahve zinciriyle bir ekonomik yapı kurdu. Kahveci zincirleri olsun ama bir ekonomi sadece bunun etrafında ilerleyemez.” değerlendirmesinde bulundu.

İYİ Parti'nin üretim, yatırım ve istihdam odaklı ekonomi politikalarına önem verdiğini vurgulayan Dalgın, bütçenin faiz harcamaları, vergi yükü ve üretime ayrılan kaynaklar bakımından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu.

Dalgın, 2027 yılı bütçesine ilişkin değerlendirmesini “Demek ki dönüşüm yerine bir vasatlıkla karşı karşıyayız.” sözleriyle tamamladı.