İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz: “Hukukun kişiye göre işlediği kuşkusunu doğuran uygulamalar araştırılmalı”
İYİ Parti TBMM Grubu, 21 Ekim 2026 Çarşamba günü, Avukat Afşin Hatipoğlu'na yönelik ölüm tehdidi iddiaları ile gazeteciler hakkında yürütülen soruşturma ve uygulanan adli kontrol tedbirlerinin araştırılması amacıyla Meclis araştırması önerisini gündeme taşıyor. İYİ Parti Grup Başkanvekili Uğur Poyraz ve Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun'un imzasını taşıyan önergede, yaşam hakkı, savunma hakkı, basın özgürlüğü ve hukuk güvenliğini güçlendirecek tedbirlerin belirlenmesi istendi.
İYİ Parti TBMM Grubu, bir televizyon yorumcusu ve avukata yönelik ölüm tehdidi iddiaları, gazetecilere yönelik soruşturma ve koruma tedbirleri ile hukukun kişilere göre farklı uygulandığı yönündeki kaygıların araştırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisine araştırma önergesi sundu.
21 Ekim 2026 Çarşamba günü TBMM gündemine taşınması planlanan grup önerisi, İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Antalya Milletvekili Uğur Poyraz ile Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun'un imzasını taşıyor.
Önergede, tehdit altındaki kişilerin korunması, suç iddialarının etkili biçimde soruşturulması, gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yürütülen adli süreçlerin temel haklar üzerindeki etkileri ve hukuk güvenliğinin sağlanmasına ilişkin yapısal sorunların incelenmesi talep edildi.
“Hukuk devleti, herkesin aynı hukuki güvencelerden yararlanmasını gerektirir”
İYİ Parti milletvekillerinin TBMM Başkanlığına sunduğu araştırma önergesinde, hukuk devletinin temel ilkelerine dikkat çekildi.
Önergede şu ifadelere yer verildi:
“Hukuk devleti, kamu gücünün keyfilikten uzak kullanılmasını ve herkesin aynı hukuki güvencelerden eşit biçimde yararlanmasını gerektirir. Yaşam hakkının, kişi özgürlüğünün ve güvenliğinin korunması; ifade ve basın özgürlükleri ile hak arama hakkının güvence altına alınmasından ayrı düşünülemez.”
Adalet sisteminin tehdit altında bulunan kişiler ile eleştirel görüş açıklayan bireyler karşısında aynı hassasiyeti göstermesi gerektiği vurgulanan önergede, şu değerlendirme yapıldı:
“Adalet sistemi, tehdide uğrayanı korumakta da eleştiride bulunanın haklarını gözetmekte de aynı kararlılığı göstermelidir.”
Avukat Afşin Hatipoğlu'na yönelik ölüm tehdidi iddiaları gündemde
Araştırma önergesinin gerekçe bölümünde, Avukat Afşin Hatipoğlu'nun 20 Ekim 2026 tarihinde kamuoyuna yaptığı açıklamalara yer verildi.
Hatipoğlu'nun, Sözcü TV'de katıldığı canlı yayın sırasında yabancı ülke kodlu numaralardan arandığını belirttiği aktarıldı.
Önergede, Hatipoğlu'nun açıklamalarına dayanılarak şu iddialar sıralandı:
“Daltonlar adlı suç örgütünün adını kullanan kişilerin yayını terk etmesini istediğini ve 5 milyon lira ödemediği takdirde öldürüleceği tehdidinde bulunduğunu belirtmiştir.”
Hatipoğlu'nun, İstanbul Emniyetinde yapılması planlanan görüşmenin iptal edilerek polis merkezine yönlendirildiğini açıkladığı da hatırlatıldı.
İYİ Parti milletvekilleri, tehdit ihbarlarının ve koruma başvurularının nasıl ele alındığının açıklığa kavuşturulmasını istedi.
“Avukatların hukuki görüşlerini açıklarken tehdit yoluyla susturulmak istenmesi ayrıca ele alınmalıdır”
Araştırma önergesinde, avukatlık mesleğinin yargı sistemi içerisindeki konumuna da dikkat çekildi.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun birinci maddesi hatırlatılarak avukatların yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil ettiği belirtildi.
Önergede şu ifadelere yer verildi:
“Avukatların hukuki görüşlerini açıklarken tehdit yoluyla susturulmak istenmesi, savunma hakkı ve kamusal tartışma ortamı bakımından da ele alınmalıdır.”
Hatipoğlu'nun başvurusu üzerine risk değerlendirmesinin ne zaman yapıldığı, hangi koruma tedbirlerinin değerlendirildiği ve idari bir gecikme veya ihmal bulunup bulunmadığının araştırılması talep edildi.
Milletvekilleri, “Bir vatandaşın can güvenliğinin sağlanması, kişisel ilişkilerine veya sesini kamuoyuna duyurabilmesine bağlı olmamalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Gazetecilere yönelik soruşturmalar da araştırma kapsamında
İYİ Parti'nin araştırma önergesinde, sermaye piyasalarındaki işlemlere ilişkin kamuoyunda tartışılan soruşturmalar ve gazeteciler hakkında uygulanan tedbirler de gündeme getirildi.
Önergede, gazeteci Ali Tarakcı'nın fon tartışmaları sırasında bir bakanın istifa edeceğine ilişkin paylaşımı nedeniyle 26 Eylül 2026'da tutuklandığı belirtildi.
Gazeteciler Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı'nın ise fon soruşturmalarına ilişkin açıklamaları nedeniyle 9 Ekim 2026'da halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamasıyla tutuklandığı aktarıldı.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat'ın şikâyeti üzerine haklarında soruşturma yürütülen İsmail Saymaz ve Murat Ağırel'in 9 Ekim 2026'da ifade verdikten sonra imza ve yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakıldığı hatırlatıldı.
Savcılığın itirazı üzerine iki gazeteci hakkında 10 Ekim 2026'da konutunu terk etmeme tedbiri uygulandığı kaydedildi.
Önergede, ev hapsinin kişi özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetleri üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
“Basın özgürlüğü suç işleme ayrıcalığı sağlamaz”
Araştırma önergesinde, gazetecilik faaliyetlerinin hukuki sınırlarına ilişkin değerlendirmelere de yer verildi.
Fon işlemlerindeki usulsüzlük iddialarının ve varsa siyasi veya ekonomik nüfuz ilişkilerinin haberleştirilmesinin kamu yararı taşıdığı belirtildi.
Bununla birlikte önergede şu ifadeler kullanıldı:
“Basın özgürlüğü suç işleme ayrıcalığı sağlamaz; buna karşılık bir haberin kamu görevlilerini rahatsız etmesi, tartışmalı olması veya resmen yalanlanması da cezai sorumluluğu kendiliğinden doğurmaz.”
Araştırılması gereken konunun, haber ve eleştiri ile suç oluşturan fiiller arasındaki sınırın somut hukuki ölçütlerle korunup korunmadığı olduğu vurgulandı.
Ayrıca ceza muhakemesi tedbirlerinin kamuoyunun bilgi edinmesini caydırıcı bir etkiye dönüşüp dönüşmediğinin incelenmesi istendi.
Tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinde ölçülülük vurgusu
Önergede, Türk Ceza Kanunu'nun 217/A maddesinin uygulanma koşulları ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun tutuklama ve adli kontrol hükümleri de ele alındı.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 217/A maddesinin her yanlış veya tartışmalı açıklamayı cezalandıran genel bir yasak olarak uygulanamayacağı belirtildi.
Anayasa Mahkemesinin, suçun unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğini vurguladığı hatırlatıldı.
Önergede şu değerlendirme yapıldı:
“Bu unsurların yerini siyasi değerlendirmeler veya soyut kabuller alamaz.”
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100 ve 101'inci maddeleri uyarınca tutuklamanın kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller, kanuni tutuklama nedenleri ve ölçülülük koşullarıyla sınırlı olduğu ifade edildi.
Aynı kanunun 109'uncu maddesindeki adli kontrol tedbirlerinin de gereklilik ve ölçülülük denetiminden bağımsız olmadığı kaydedildi.
“Kanun önünde eşitlik, farklı dosyalarda mutlaka aynı kararın verilmesi değildir”
İYİ Parti milletvekilleri, hukuk uygulamalarında eşitlik ilkesinin önemine dikkat çekerek benzer durumlarda aynı nesnel ölçütlerin uygulanması gerektiğini vurguladı.
Önergede şu ifadelere yer verildi:
“Kanun önünde eşitlik, farklı dosyalarda mutlaka aynı kararın verilmesi değildir; benzer durumlarda aynı nesnel ölçütlerin uygulanmasıdır.”
Kişinin siyasi konumu, kamu makamlarına yakınlığı veya muhalif kimliğinin korunmasının ya da özgürlüğünün sınırlandırılmasının ölçütü olamayacağı belirtildi.
Ayrıca şu değerlendirme yapıldı:
“Hukukun kişiye göre işlediği kuşkusunu doğuran uygulamaların araştırılmaması, adalete duyulan güveni aşındırır.”
Meclis araştırmasında hangi konular incelenecek?
İYİ Parti'nin önergesinde, kurulması talep edilen Meclis araştırması kapsamında incelenmesi istenen konular da sıralandı.
Buna göre, muhalif açıklamalarda bulunan kişilere, televizyon yorumcularına, avukatlara ve gazetecilere yönelik tehditlerde başvuru, risk değerlendirmesi ve koruma süreçlerinin işleyişinin araştırılması talep edildi.
Kolluk birimleri arasındaki koordinasyon ile idari denetim mekanizmalarının da incelenmesi istendi.
Haber ve açıklamalara ilişkin soruşturmalarda uygulanan tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinin kovuşturmaya yer olmadığı, beraat ve mahkûmiyet kararlarıyla birlikte toplulaştırılmış veriler üzerinden değerlendirilmesi önerildi.
Araştırma kapsamında Adalet ve İçişleri bakanlıklarından bilgi alınması, baroların, basın meslek kuruluşlarının ve uzmanların görüşlerine başvurulması talep edildi.
“Amaç, bireysel yargı kararlarını değiştirmek değil, yapısal sorunları belirlemektir”
Araştırma önergesinde, yürütülecek çalışmanın Anayasa'nın 138'inci maddesindeki yargı bağımsızlığı güvencesine uygun olması gerektiği belirtildi.
Devam eden davalarda suçluluk tespitine veya yargı yetkisinin kullanılmasına müdahale edilmemesi gerektiği vurgulandı.
Önergede araştırmanın amacı şu sözlerle açıklandı:
“Amaç, bireysel yargı kararlarını değiştirmek değil, olayların gündeme getirdiği kurumsal ve yapısal sorunları belirlemektir.”
Meclis araştırmasının, kişisel veriler, soruşturma gizliliği ve İçtüzük'ün 105'inci maddesindeki sınırlar gözetilerek yürütülmesi gerektiği kaydedildi.
İYİ Parti milletvekilleri, araştırma talebinin gerekçesini şu ifadelerle ortaya koydu:
“Kamu gücü, eleştirel seslere uygulanan kısıtlamalarla değil, yurttaşı tehdide karşı koruyabilmesi ve hukuku ayrımsız uygulayabilmesiyle ölçülmelidir.”
Önergede, avukatların hukuki görüşlerini özgürce açıklayabildiği, gazetecilerin haber faaliyetlerini korku altında yürütmek zorunda kalmadığı ve korumanın siyasi yakınlığa göre belirlenmediği bir adalet düzeni için kalıcı güvencelerin oluşturulması gerektiği vurgulandı.
İYİ Parti Grubu, belirtilen olayların ortaya koyduğu sorunların araştırılması ve yaşam hakkı, savunma hakkı, basın özgürlüğü ile hukuki güvenliği güçlendirecek tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasını istedi.