İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu: “Türk ekonomisine asıl darbeyi vurmaya çalışan AK Parti lobisidir”

İYİ Parti Sözcüsü Buğra Kavuncu: “Türk ekonomisine asıl darbeyi vurmaya çalışan AK Parti lobisidir”

İYİ Parti Sözcüsü, Parlamento ile İlişkiler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında fon vurgunu iddiaları, İstanbul'daki sel felaketi, 2027 yılı bütçesi ve basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kavuncu, finans piyasalarındaki denetim mekanizmalarını eleştirerek “Suçlular ortada, AK Parti içerisindedir” dedi. Kavuncu'nun SPK, BDDK, MASAK ve hükümetin ekonomi politikalarına yönelik açıklamaları gündeme damga vurdu.

Ekim 19, 2026 - 16:54

İYİ Parti Sözcüsü, Parlamento ile İlişkiler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Buğra Kavuncu, partisinin genel merkezinde Başkanlık Divanı Toplantısı devam ederken düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Fon vurgunu iddiaları üzerinden iktidara sert eleştiriler yönelten Kavuncu, yaşananların Türkiye ekonomisine ve finans piyasalarına duyulan güveni tehdit ettiğini savundu.

Kavuncu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçmişte kullandığı “faiz lobisi” ifadesine atıfta bulunarak, “Kendi ekonomisini, sırf hırsızlık için sabote eden bir yapıdan bahsediyoruz. Bunların neredeyse tamamı AK Parti içinden çıktı. Allah aşkına bunun bir darbe girişiminden ne farkı var? Sayın Cumhurbaşkanı, ‘faiz lobisi faiz lobisi’ diyordu ya; Türk ekonomisine asıl darbeyi vurmaya çalışan AK Parti lobisidir. Suçlular ortada, AK Parti içerisindedir.” ifadelerini kullandı.

“İstanbul'daki Sel Felaketi Göz Göre Göre Geldi”

İstanbul'da geçtiğimiz hafta 6 kişinin hayatını kaybettiği sel felaketine değinen Kavuncu, kentte artan nüfusun, yanlış yapılaşmanın ve imar politikalarının afet risklerini büyüttüğünü belirtti.

Selden en fazla etkilenen Kağıthane ve Ayazağa bölgelerinde benzer sorunların yıllardır yaşandığını söyleyen Kavuncu, dere yataklarına yapılan binaların geçmişte de can kayıplarına neden olduğunu hatırlattı.

Kavuncu, “Dere yatağı kenarlarına yapılan binalar birçok can kaybına yol açmıştı. Burada da yine tamamen rant odaklı yerleşimleri görmekteyiz.” dedi.

İstanbul'un afetlere hazırlık kapasitesinin bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kavuncu, şu ifadeleri kullandı:

“Yaşadığımız sel felaketi apansızın gelen bir felaket değildi. Göz göre göre geldi, ikazlarla geldi, uyarılarla geldi. Yoğun yağış olacağını sağır sultan bile duymuştu. Bu işin afete nasıl dönüştüğünü hep birlikte gördük.”

Olağanüstü yağışların etkilerinin tamamen ortadan kaldırılamayacağını ancak gerekli altyapı yatırımlarıyla can ve mal kayıplarının azaltılabileceğini belirten Kavuncu, önleyici tedbirlerin zamanında alınması gerektiğini söyledi.

“İstanbul'daki 168 Ana Derenin Yüzde 64'ü Fiziksel Değişime Uğradı”

İYİ Parti İstanbul İl Teşkilatının afet süresince sahada incelemelerde bulunduğunu aktaran Kavuncu, dere yatakları, su havzaları ve doğal su toplama alanlarındaki yapılaşma kararlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Kavuncu, “İstanbul'daki 168 ana derenin yüzde 64'ü fiziksel değişimin yaşandığı bir alana dönüşmüş durumda. Bizim bu alanlarda imar konuşuyor olmamız çok korkunç. Bu şehrin birçok noktasında dere var, şehrin altından su akan yerler var ama bir bakıyorsunuz üstünde apartmanlar bulunuyor.” diye konuştu.

Kentte betonlaşmanın artmasının yağmur suyunun toprak tarafından emilmesini engellediğini belirten Kavuncu, bu durumun sel riskini artırdığına dikkati çekti.

“Betonlaşma arttıkça suyun emilmemesi ve suyun bir sele dönüşme riski artıyor. İstanbul'un çok ciddi bir altyapı problemi var. Tüm bunları sen yaptın ben yaptım kavgasını bir tarafa bırakıp ele almamız gerekiyor.”

“80 Milyon Liralık Destek Paketi Yeniden Gözden Geçirilmeli”

Sel nedeniyle evleri ve iş yerleri zarar gören vatandaşların mağduriyetlerinin giderilmesi gerektiğini belirten Kavuncu, açıklanan 80 milyon liralık destek paketinin yeterliliğini sorguladı.

Kavuncu, “Burada 80 milyon liralık bir destek paketinden bahsediliyor. Ancak fon vurgununa karışan AK Partililerin paralarına bakınca, 80 milyonun ne kadar ufak bir rakam olduğunu görüyoruz. Bu rakamların bütün mağduriyetleri giderecek şekilde tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“Türkiye'nin Gelişmekte Olan Piyasa Statüsü Tehlikede”

Fon vurgunu iddialarının uluslararası finans piyasalarına yansımalarına değinen Kavuncu, MSCI tarafından yapılan açıklamayı gündeme taşıdı.

Kavuncu, 2027 yılının haziran ayına kadar gerekli düzenlemelerin yapılmaması durumunda Türkiye'nin gelişmekte olan piyasa statüsünden daha alt bir sınıflandırmaya düşme ihtimaliyle karşılaşabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın, “Fon krizinin etkisi finans piyasalarında sınırlı kalmıştır.” açıklamasını hatırlatan Kavuncu, MSCI tarafından yapılan değerlendirmenin bu açıklamayla çeliştiğini savundu.

Ekonomik büyümenin toplumun bütün kesimlerine refah olarak yansımadığını ifade eden Kavuncu, vatandaşların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını belirtti.

Kavuncu, “Bir taraftan da ekonomik büyümeden bahsediliyor. Ancak ekonomik büyümeyle toplumsal refah aynı şey değil. Vatandaş ekonomik büyümeye rağmen temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.” dedi.

Barınma sorunu yaşayan bir emeklinin cezaevine girebilmek amacıyla Cumhurbaşkanına hakaret ettiğini öne süren Kavuncu, yaşanan durumu ekonomik koşullara yönelik eleştirilerinin örneği olarak gösterdi.

“Yabancı Sermaye Akışı Yavaşlayabilir, Hatta Durabilir”

Türkiye'nin küresel borsa endeksinde daha alt bir statüye düşmesi halinde Burkina Faso, Fildişi Sahili, Sri Lanka ve Togo gibi ülkelerle aynı grupta yer alabileceğini savunan Kavuncu, böyle bir gelişmenin uluslararası yatırımcı güvenini olumsuz etkileyebileceğini belirtti.

Kavuncu, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye'nin daha alt gruba inmesi demek; yabancı sermaye akışının yavaşlaması hatta durması demek. Türkiye'deki piyasalara olan güvenin ve ilginin azalması demek. Zar zor gri listeden çıkan Türkiye, şimdi de iş bilmezlik ve beceriksizlik yüzünden bir başka büyük skandalla ve büyük problemle karşı karşıya. Türkiye'de olanlar iktidarın beceriksizliğinin en somut göstergesidir.”

“SPK ve BDDK'nın Plan ve Bütçe Komisyonuna Gelme Mecburiyeti Var”

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelere değinen Kavuncu, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı'nın komisyona katılmamasını eleştirdi.

Kavuncu, “Bir kere işin sahibi olan Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı ortada yok. Komisyona gelmedi. Tıpkı Hazine ve Maliye Bakanı gibi. Kimse ortada kalmış bu problemi üstlenmiyor, ihaleyi üstlenmek istemiyor.” dedi.

SPK ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) yılda en az bir kez Plan ve Bütçe Komisyonuna gelmesi gerektiğini savunan Kavuncu, ilgili kurumların denetim sorumluluklarını yerine getirmediğini öne sürdü.

Kavuncu, “İşte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi. Bu vurgun, bu sistemin nasıl felaketlere yol açtığının en açık ve net bir göstergesidir.” ifadelerini kullandı.

Denetim kurumlarının komisyona gelmesi halinde sorunların daha erken tespit edilebileceğini savunan Kavuncu, şöyle devam etti:

“Şayet SPK ve BDDK, Plan ve Bütçe Komisyonunu ziyaret etmiş olsaydı, kanunun kendilerini mecbur tuttuğu bu maddeyi uygulamış olsalardı, belki bugün yarım milyona yakın vatandaşımızın mağduriyeti yaşanmayacaktı. Çünkü biz daha 1,5 yıl önce bu soruları sormuştuk. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı'na bunları soracaktık ve belki utanıp gerekli tedbirleri alma yoluna gideceklerdi.”

“Kediye Ciğer Emanet Ediyorsunuz”

Fon vurgunu iddialarının araştırılmasında görev alan kurumlar arasındaki ilişkileri de eleştiren Kavuncu, denetim mekanizmalarının bağımsızlığına ilişkin soru işaretleri bulunduğunu savundu.

Adalet Bakanı'nın eşinin SPK Yönetim Kurulunda görev yaptığını, Devlet Denetleme Kurulu Başkanının ise geçmişte Borsa İstanbul Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevinde bulunduğunu belirten Kavuncu, bu ilişkilerin soruşturma sürecinde çıkar çatışması tartışmalarına yol açabileceğini ileri sürdü.

Kavuncu, “Vurgunu soruşturacak olan Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı yaptığı kendi dönemini denetleyecek. Allah aşkına kim neyi denetleyecek? Kediye ciğer emanet ediyorsunuz, ondan sonra da buradan adalet ve hukuk çıkmasını bekliyorsunuz.” dedi.

“Borsa İstanbul'un Açıklaması Aslında Bir Suç Duyurusudur”

Borsa İstanbul Genel Müdürünün fon soruşturmasına ilişkin açıklamalarını değerlendiren Kavuncu, kurumun SPK'ya gerekli bildirimleri yaptığını ifade ettiğini hatırlattı.

Borsa İstanbul Genel Müdürünün, “SPK'ya gerekli bildirimleri yaptık. Borsa bu konuda üzerine düşeni yapmıştır.” sözlerine dikkati çeken Kavuncu, açıklamanın SPK'nın sorumluluğuna işaret ettiğini savundu.

Kavuncu, şu ifadeleri kullandı:

“Bu ne demek biliyor musunuz? ‘Biz üzerimize düşeni yaptık ama Sermaye Piyasası Kurulu üstüne düşeni yapmamıştır’ diyor. Aslında bir suç duyurusunda bulunuyor. Bu görevlerde bulunanların acilen görevden alınması gerekir. Ancak görevden alınmadıkları gibi bu işi denetlesin diye yetkilendirildi.”

“Vergi Borcunda Aslan Kesilen Sistem, Milyarlar Buharlaştığında Kılını Kıpırdatmadı”

Mali Suçları Araştırma Kurulunun (MASAK) fon vurgunu iddialarına ilişkin yaklaşımını eleştiren Kavuncu, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 401 milyar liralık para trafiğinin gündeme geldiğini belirtti.

MASAK Başkanının, kurumun şüpheli işlem bildirimi üzerine harekete geçebildiği yönünde açıklama yaptığını aktaran Kavuncu, küçük tutarlı işlemlerle büyük para hareketlerine yönelik denetim uygulamaları arasında çelişki bulunduğunu savundu.

Kavuncu, “Bin liralık, iki bin liralık IBAN'ınıza para geldiğinde denetimciler banka hesaplarınızı didik didik ediyor. Esnafın, iş adamının, emeklinin, işçinin, memurun ufacık bir vergi problemi olduğunda aslan kesilen sistem; milyarlarca Türk lirası buharlaştığında kılını kıpırdatmıyor.” dedi.

Denetim sisteminin büyük ölçekli finansal işlemlerde yeterince etkili olmadığını öne süren Kavuncu, “İşine geldiğinde her şeyi çok net takip edebilen bu sistem, 25 milyar dolara yakın büyüklüğe ulaşmış bir fon vurgununu aylarca sessizce takip etti.” ifadelerini kullandı.

“2027 Bütçesinde Her Gün 16 Milyar Lira Faiz Ödenecek”

2027 yılı bütçesinin “dayanıklılık, refah ve dönüşüm” başlıklarıyla sunulmasını eleştiren Kavuncu, bütçedeki faiz ödemeleri ile üretim ve tarıma ayrılan kaynakları karşılaştırdı.

Kavuncu, “Dayanıklılık diye tanımladıkları bütçenin her gün 16 milyar faiz ödeyeceğini biliyor musunuz? Refah diyorlar ama emekliler barınma ve gıda problemini halledebilmek için bilerek Cumhurbaşkanına hakaret ediyor.” dedi.

Reel sektöre ayrılan bütçe payının yetersiz olduğunu savunan Kavuncu, “Bir de dönüşüm diyorlar. Peki reel sektöre bütçeden ne ayırmışlar biliyor musunuz? Tam 40'ta bir. Reel sektöre adeta zekât verir gibi bir pay ayırmışlar.” ifadelerini kullandı.

Tarımsal desteklerle kamu-özel işbirliği projelerine ayrılan kaynakları da karşılaştıran Kavuncu, “Tarıma bu bütçede 235 milyar lira para ayrılmış. Bu rakam garantili köprü geçişleri gibi projelere ve bu projeleri yapan 5 firmaya gidecek olan 296 milyarın altında. Yazıklar olsun size.” değerlendirmesinde bulundu.

“Basın Özgürlüğüne Yönelik Uygulamaların Sonu Diktatörlüktür”

Basın özgürlüğü ve yargı uygulamalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kavuncu, Halk TV'ye kayyum atanması ve Türkiye İşçi Partisinin sosyal medya hesabının kapatılmasıyla ilgili gelişmeleri eleştirdi.

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler'in Anayasa'nın 38'inci maddesine ilişkin açıklamalarına değinen Kavuncu, basın özgürlüğünü düzenleyen 28'inci maddeyi hatırlattı.

Kavuncu, “Sayın Abdullah Güler, Anayasa'yı hatırlamış ve Anayasa 38'den bahsediyordu. Biz de Anayasa'ya bu kadar meraklıysa kendisine ‘Anayasa 28'e de baksın. Açsın, okusun’ diyoruz.” dedi.

28 Şubat dönemindeki basın uygulamalarıyla günümüzde yaşananları karşılaştıran Kavuncu, “Bu uygulamalar 28 Şubat'ta görülmemiş uygulamalar. Yeni Şafak Gazetesi, Kanal 7 o dönem yayınlarını çok rahat bir şekilde yapıyordu. Siz kırmak için üstüne gittiğiniz o günkü vesayetlerden çok daha ağır uygulamalar yapan bir iktidarsınız.” ifadelerini kullandı.

Gazetecilere yönelik adli işlemleri de eleştiren Kavuncu, Murat Ağırel, Bahadır Özgür ve Fatih Ergin'in durumlarını gündeme taşıdı.

Kavuncu, “Türkiye'de yolu adliyeden geçmeyen gazeteci adeta kalmadı. Son olarak Murat Ağırel bileğinde elektronik kelepçe varken yapmadığı bir haberden ötürü gözaltına alındı. Gazeteciler artık haber yaptığı için değil, yapmadığı haberden dolayı da bu ülkede tutuklanır hale geldi.” dedi.

Bahadır Özgür'ün gözaltına alınmasına ve Fatih Ergin'in cezaevinde bulunmasına da tepki gösteren Kavuncu, “Hukuk keyfi bir şekilde kullanılıyor. Beğenmedikleri, rahatsız oldukları anda hemen alıp cezaevine yolluyorlar. Bu yolun sonu diktatörlüktür.” ifadelerini kullandı.

“Kimseye İttifak Çağrısı Yapmadık”

Basın toplantısında İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun üniversite öğrencileriyle gerçekleştirdiği sohbetin ardından Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu'nun yaptığı açıklamalar da Kavuncu'ya soruldu.

Dervişoğlu'nun sözlerinin bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirten Kavuncu, programın tamamı izlenmeden yapılan yorumların yanlış anlamalara neden olduğunu savundu.

Kavuncu, “Genel Başkanımızın, üniversite öğrencileriyle yapmış olduğu ve saatler süren bir sohbeti oldu. Bu sohbetin tamamına bakmadan buna göre yorum yapmak bir kavrama sıkıntısı olduğunun göstergesidir.” dedi.

Dervişoğlu'nun herhangi bir siyasi partiye kapıları tamamen kapatmadığını ancak koşulsuz bir ittifak yaklaşımı da ortaya koymadığını ifade eden Kavuncu, şunları söyledi:

“Genel Başkanımızın sohbette söyledikleri çok nettir, çok açıktır. Hiç kimseye kapıyı kapatmadığı gibi hiç kimseye kapıyı da sonuna kadar açmadığını, her siyasi partinin kendi önüne baktığını ve bakması gerektiğini söylemiştir. Bizim zaten böyle bir çağrımız kimseye olmadı. Kimseye bir ittifak çağrısı yapmadık.”

“Türkiye'nin İhtiyaçları Partilerin Çıkarlarının Önündedir”

İYİ Partinin siyasi gelişmeleri Türkiye'nin ihtiyaçları çerçevesinde değerlendirdiğini belirten Kavuncu, parti çıkarlarının ülkenin karşı karşıya bulunduğu sorunların önüne geçirilmemesi gerektiğini vurguladı.

Kavuncu, “Türkiye'nin ihtiyaçları, Türkiye'nin önümüzdeki süreçte yaşayacakları ve siyasi olarak duyulacak ihtiyaçlar, bunların hepsi partilerin kendi çıkarlarının çok önündedir. Partimiz de Türkiye'nin ihtiyaçlarını önceliklendirmeyi bilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu'nun açıklamalarının muhatabının İYİ Parti olmadığını savunan Kavuncu, değerlendirmelerin Dervişoğlu'nun konuşmasının tamamı dikkate alınarak yapılması gerektiğini belirtti.

Kavuncu, “Dolayısıyla bu açıklamanın adresi biz değiliz. Sohbetin bütünlüğüne bakarak bir yorumda bulunursanız, zaten böyle bir sonuç ortaya çıkmaz. Demek ki kavramada bir sıkıntı var. Eğer bütününe bakılıp da yapılıyorsa; o zaman buradan o anlam nasıl çıkar? Bu da anlaşılabilir gibi değil.” sözleriyle açıklamasını tamamladı.