Meğer Her Şey 2020’de Başlamış
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Son yüzyılın en büyük kırılması belki de tankların, tüfeklerin ya da füzelerin ötesinde; akılların, stratejilerin ve algıların savaşıyla yaşanıyor. Dünya artık eski dünya değil. Haritalar aynı görünse de güç merkezleri yer değiştiriyor, ittifaklar yeniden kuruluyor, devletler eski ezberlerini yırtıp atıyor. Ve en önemlisi; insanlık yeni bir çağın eşiğinde duruyor.
*
Bir dönem Amerika’nın Afganistan’dan çekilişini izledik. Donald Trump savaş istemediklerini söylüyor, “Artık Amerikan askerleri dünyanın jandarmalığını yapmayacak” diyordu. Dünya kamuoyu bunu yeni bir Amerika’nın doğuşu gibi okumaya başladı. Özellikle Irak işgali sonrası oluşan nefret atmosferinden sonra Washington’un daha yumuşak bir çizgiye evrileceği düşünüldü.
*
Ama tarih bize şunu defalarca gösterdi: Büyük güçler söylemleriyle değil, kriz anlarında yaptıklarıyla gerçek yüzlerini ortaya koyarlar.
*
Çok geçmeden Amerika yeniden eski reflekslerine döndü. Irak’ta “kimyasal silah” bahanesiyle yapılan işgal nasıl milyonlarca insanın hayatını altüst ettiyse, bugün Orta Doğu üzerinde yeniden kurulan baskılar da aynı zihniyetin devamı olarak okunuyor. Demokrasi götürme söylemiyle girilen coğrafyalarda geriye parçalanmış şehirler, yetim çocuklar, petrol anlaşmaları ve bitmeyen gözyaşı kaldı.
*
Dünya artık bunu “yanlış politika” olarak değil, sistematik bir güç alışkanlığı olarak görüyor.
*
İşte tam bu noktada Çin sahneye farklı bir karakterle çıktı. Çin son 20 yılda bir tek ülkeye askeri operasyon düzenlemeden dünyanın en büyük ekonomik aktörlerinden biri haline geldi. Liman satın aldı, teknoloji üretti, yapay zekâya yatırım yaptı, dijital para sistemleri kurdu, Afrika’dan Asya’ya kadar dev ticaret ağları ördü. Amerika uçak gemileriyle ilerlerken Çin fiber optik kablolarla ilerledi. Amerika üsler kurarken Çin veri merkezleri kurdu.
*
Bugün savaş artık sadece mermiyle yapılmıyor. Bir ülkenin elektrik sistemini çökertmek, bankacılık altyapısını kilitlemek, uydu sistemlerini devre dışı bırakmak, sosyal medya algoritmalarıyla toplumları birbirine düşürmek artık yeni nesil savaşın parçaları.
*
Ve işin en dikkat çekici tarafı şu: Dünya bunu yaşarken birçok toplum hâlâ savaş denince aklına yalnızca tankları getiriyor.
*
Oysa üçüncü dünya savaşı belki de çoktan başladı. Sadece üniforması farklı.
*
Burada Amerika’yı Osmanlı’nın son dönemlerine benzetmeme izin verin. Lale Devri sırasında Osmanlı değişen dünyayı okumaya çalıştı. Yenilik hareketleri yapıldı, reform arayışları başladı. Fakat Avrupa’da o sırada çok daha büyük bir dönüşüm yaşanıyordu: Sanayi Devrimi.
*
Avrupa buhar gücünü keşfediyor, fabrikalar kuruyor, üretim ekonomisini büyütüyor, bilim ve teknolojiyi devlet aklına dönüştürüyordu. Osmanlı ise değişimi gördü ama değişimin hızını doğru okuyamadı.
*
Bugün benzer bir kırılmanın Amerika için başladığını düşünenlerin sayısı giderek artıyor. Çünkü Amerika hâlâ dünyanın birçok yerinde askeri güç üzerinden düzen kurmaya çalışırken; Çin, Hindistan ve hatta bölgesel güçler teknolojiyi merkeze alan yeni bir dünya inşa ediyor. Yapay zekâ, kuantum bilgisayarlar, biyoteknoloji, insansız savaş sistemleri, uzay teknolojileri artık yeni çağın petrolü haline geldi.
*
Ve burada Türkiye’nin durduğu yer çok kritik. Recep Tayyip Erdoğan uzun yıllardır savunma sanayiine yaptığı yatırımlarla aslında yalnızca askeri hamle yapmıyor; geleceğin dünyasında Türkiye’nin masada kalabilmesi için altyapı kuruyor.
*
Bir dönem kendi piyade tüfeğini bile dışarıdan alan Türkiye, bugün SİHA üreten, savaş gemisi yapan, milli radar geliştiren, elektronik harp sistemleri kuran bir ülkeye dönüştü. Bunun neden önemli olduğunu anlamak için sadece Ukrayna-Rusya savaşına bakmak yeterli.
*
Dünyanın en büyük ordularından biri olan Rusya’yı bile durduran şeylerden biri klasik savaş değil; teknoloji destekli hibrit savaş düzeni oldu. Drone’lar, uydu sistemleri, veri akışı, elektronik karıştırma sistemleri savaşın kaderini değiştirdi.
*
Türkiye bunu erkenden gördü. Ve belki de bu yüzden bütün baskılara rağmen doğrudan savaşların içine çekilmek istenen birçok tuzağa kontrollü yaklaştı.
*
Çünkü artık güçlü olmak sadece asker sayısıyla ölçülmüyor. Veriyi kim kontrol ediyor? Enerjiyi kim yönetiyor? Çipi kim üretiyor? Yapay zekâyı kim geliştiriyor? Yeni çağın belirleyicisi bunlar olacak.
*
Yakın zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından birçok vatandaşın telefonuna gelen seferberlik içerikli mesajlar toplumda kısa süreli bir şaşkınlık oluşturdu. Resmî olarak tatbikat ve hazırlık çerçevesinde değerlendirilse de dünya konjonktürü düşünüldüğünde devletlerin artık olası bütün senaryolara hazırlandığını görmek zor değil.
*
Çünkü dünya yeni bir türbülansa giriyor.
*
Ekonomik krizler, su savaşları, enerji koridorları, göç hareketleri, iklim krizleri, siber saldırılar ve mezhep eksenli çatışmalar… Bütün bunlar üst üste geldiğinde ortaya sadece siyasi bir kriz değil, medeniyet ölçeğinde bir kırılma çıkıyor.
*
İnsanlık bugün belki de tarihinin en yalnız dönemlerinden birini yaşıyor. Teknoloji yükseliyor ama vicdan küçülüyor. Binalar yükseliyor ama insanlar birbirine yabancılaşıyor. Bilgi artıyor ama hikmet azalıyor.
*
Ve belki de en korkutucu olan şey şu: Dünya büyük bir savaşa hazırlanırken insanlar bunu eğlence içerikleri arasında kaybediyor.
*
Bugün sosyal medya akışlarında dans videolarıyla füze görüntüleri yan yana düşüyor. İnsanlık ilk kez bu kadar büyük bir tehdidi bu kadar sıradan karşılıyor.
*
Tam da bu yüzden içeride güçlü olmak artık siyasi tercih değil, milli zorunluluk haline geldi.
*
Devlet Bahçeli tarafından sık sık yapılan “iç cepheyi güçlü tutma” vurgusu bu nedenle yalnızca politik bir söylem olarak okunmamalı. Çünkü yeni dönemde ülkeleri ayakta tutacak en önemli unsur içerideki birlik kapasitesi olacak.
*
Çünkü dışarıdaki fırtına büyüyor.
*
Bugüne kadar yaşananlar birçok kişiye sert gelmiş olabilir. Ama görünen o ki dünya henüz asıl kırılmayı yaşamadı.
*
Belki de önümüzdeki yıllarda insanlar bir gün dönüp 2020’li yıllar için şunu söyleyecek:
*
“Meğer her şey o zaman başlamış…”
Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI