NEREYE GİDİYORUZ, NE OLUYORUZ?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Geçtiğimiz gün çarşı pazar sakinleşmeden kendimi kalabalığın içine bıraktım. Amacım sadece biraz yürümek, biraz nefes almaktı. Fakat insan sokağa karışınca yalnız yürümüyor; kulaklar da yürümeye başlıyor. Sağdan soldan gelen konuşmalar, yarım kalan cümleler, kahkahalar, yakınmalar… Bir noktadan sonra durup kendi kendime şu soruyu sordum: “Biz ne ara bu hale geldik?”
*
Kulağıma çalınan ilk sohbetler açıkçası beni hem şaşırttı hem de derinden rahatsız etti. Hep toplumda “dedikodu kadına yakışır” gibi sığ bir algı vardır ya… Oysa gördüm ki asıl hoyratlığı, asıl acımasız dili bazı erkek gruplarında duymak mümkün. Ağızlarında namus, ahlak, kadın, mahremiyet… Her şey gelişigüzel savruluyor. İnsan dinlerken utanıyor.
*
Eskiler boşuna söylememiş: “At, avrat, silah konuşulmaz; emanet edilmez.”
*
Bir zamanlar saygının ve mahremiyetin baş tacı edildiği bir toplumdan, insanların birbirinin özelini kahkahalar eşliğinde meze ettiği bir düzene nasıl geldik? Gerçekten düşündürücü.
*
Biraz daha yürüdüm. Parkın kenarında oturan birkaç teyzenin sohbetine denk geldim. İçlerinden biri derin bir iç çekerek şöyle dedi: “Benim herif öküz gibi yiyor kızım… Ne tatlı dili var ne güler yüzü. Ömrüm geçti vallahi, daha bir kere çiçek almadı bana…”
*
İçim burkuldu.
*
Çünkü o “çiçek getirmeyen adam”, belki de birkaç dakika önce sokak köşesinde başka insanların hayatını konuşuyor, nezaketten ve zarafetten kilometrelerce uzakta bir dil kullanıyordu. Sevgi sadece maddiyat değil; insan bazen bir güzel sözle, bir ince davranışla yaşar. Ama belli ki artık insanlar birbirine ruh değil, sadece yorgunluk bırakıyor.
*
Yoluma devam ettim.
*
Bu kez çimenlerin üstünde oturan genç kızların konuşmaları çalındı kulağıma. Ellerinde telefonlar, sigaralar, sosyal medya ekranları… İçlerinden biri büyük bir heyecanla anlatıyordu: “Yaa kanka, mesajımı tam beş dakika sonra gördü! Ben de sinir oldum zaten…”
*
Beş dakikalık gecikmelerin “değer ölçüsü” olduğu bir çağdayız artık. İletişim hızlandı ama anlamını kaybetti. İnsanlar birbirine ulaşabiliyor ama dokunamıyor. Her şey hızlı, her şey anlık, her şey tüketilebilir…
*
Biraz ileride ise arabanın etrafında toplanmış genç erkekler vardı. Muhabbet yine aynı yere çıkıyordu: “Şu arabayı toparla oğlum, kızlar buna düşer…”
*
Ne acı…
*
İnsan karakterinin, saygısının, duruşunun değil; tamponun, jantın, markanın konuşulduğu bir nesil büyüyor gözümüzün önünde. Kadın hâlâ “etkilenmesi gereken bir obje”, erkek hâlâ “gösteriş yapmak zorunda olan biri” olarak görülüyor.
*
İşte bugün sokağın özeti tam da buydu.
*
Bir tarafta değerlerini dedikoduya kurban edenler… Bir tarafta sevgiye aç bırakılmış insanlar… Bir yanda ilişkileri mesaj sürelerine indirgeyen gençlik… Diğer yanda insanı sadece araba, marka ve gösteriş üzerinden değerlendiren sığ bir zihniyet…
*
Şimdi dönüp hep birlikte düşünelim:
*
Dilimizin bu kadar kirlendiği, saygının bu kadar sıradanlaştığı, insanların birbirini gerçekten duymayı bıraktığı bu düzende biz nereye gidiyoruz?
*
Daha da önemlisi…
*
Bize ne oluyor?
*
Sevdikleriniz için hoş kalın…
Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI