YENİ Parti Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer: “On binlerce çocuğun payına daha kısa eğitim, daha erken işçilik düşüyor”

YENİ Parti Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer: “On binlerce çocuğun payına daha kısa eğitim, daha erken işçilik düşüyor”

YENİ Parti Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, PISA 2025 sonuçları üzerinden eğitimde sosyoekonomik eşitsizliklere dikkat çekerek çocuk yoksulluğu, çocuk istihdamındaki artış ve MESEM uygulamalarını değerlendirdi. Taşcıer, “Yoksul çocuğun önüne daha uzun ve nitelikli bir eğitim yolu değil, daha erken işçilik konuluyor” dedi.

Eylül 23, 2026 - 10:33
Eylül 23, 2026 - 10:35


ANKARA – YENİ Parti Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, PISA 2025 sonuçları, çocuk yoksulluğu, çocuk istihdamı ve mesleki eğitim politikalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. PISA sonuçlarının Türkiye’de eğitimdeki sosyoekonomik farklılıkları ortaya koyduğunu savunan Taşcıer, “Türkiye’de başarı da başarısızlık da sınıfsal olarak dağılıyor. Yoksul çocuğun önüne daha uzun ve nitelikli bir eğitim yolu değil, daha erken işçilik konuluyor.” ifadelerini kullandı.

Taşcıer, sosyoekonomik açıdan en alt yüzde 25’lik gruptaki öğrenciler ile en üst yüzde 25’lik gruptaki öğrenciler arasında matematikte 96, fende 81, okumada ise 73 puan fark bulunduğunu belirtti. Matematikteki farkın yaklaşık 4,8 yıllık öğrenme süresine karşılık geldiğini ifade eden Taşcıer, eğitimdeki farklılıkların öğrencilerin ailelerinin ekonomik koşullarıyla ilişkili olduğunu savundu.

“DAHA 15 YAŞINDA İKİ ÇOCUĞUN ARASINA YAKLAŞIK BEŞ YILLIK EĞİTİM MESAFESİ GİRMİŞ DURUMDA”

Taşcıer, PISA verilerine ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti:

“Daha 15 yaşında iki çocuğun arasına ailesinin geliri nedeniyle yaklaşık beş yıllık eğitim mesafesi girmiş durumda. Üstelik eşitsizlik yalnızca ortalamalarda görünmüyor. Dezavantajlı öğrencilerin yaklaşık yarısı matematikte temel yeterlik düzeyine ulaşamazken, üst başarı düzeyine avantajlı her 100 öğrenciden 20’si, dezavantajlı her 100 öğrenciden yalnızca 2’si ulaşabiliyor. Türkiye’de başarı da başarısızlık da sınıfsal olarak dağılıyor.”

Taşcıer, yoksulluk, gelir eşitsizliği, beslenme koşulları, yaşanılan çevre, okulun niteliği ve kamusal hizmetlere erişimdeki farklılıkların çocukların eğitim yaşamını etkilediğini belirterek, “İktidarın uyguladığı sosyoekonomik politikalar sonucunda yoksulluk, gelir eşitsizliği, beslenme koşulları, yaşadığı çevre, okulunun niteliği ve kamusal hizmetlere erişimdeki eşitsizlik ülkemizde milyonlarca çocuğu dezavantajlı hale getirdi.” dedi.

“YOKSULLUK ÇOCUĞU OKULDAN İŞYERİNE İTİYOR”

Türkiye’de 0-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 36,8’inin yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında olduğunu belirten Taşcıer, 15 yaşındaki öğrencilerin yüzde 34,3’ünün maddi yoksunluk, yüzde 41,3’ünün ise maddi veya sosyal yoksunluk yaşadığını ifade etti.

“Bu yoksulluk okul kapısında sona ermiyor.” diyen Taşcıer, 15-17 yaş grubundaki istihdam oranının 2021’de yüzde 14 iken 2025’te yüzde 22,8’e çıktığını, erkek çocuklarda bu oranın yüzde 33,1’e ulaştığını aktardı.

Taşcıer, aynı dönemde ne eğitimde ne istihdamda olan 15-17 yaş grubundaki çocukların oranının 2023’te yüzde 9’dan 2025’te yüzde 11,5’e yükseldiğini, kız çocuklarında ise oranın yüzde 13,2 olduğunu belirtti.

Taşcıer, “Yoksul çocukların bir bölümü giderek daha erken yaşta işçileşirken bir bölümü de eğitim sisteminin tamamen dışına düşüyor. Bu tablo geçim sıkıntısı yaşayan ailelerin çocuklarının işgücü piyasasıyla ilişkisini giderek daha erken kuran eğitim sisteminin görünen sonucudur.” ifadelerini kullandı.

“MESEM, YOKSULLUK İLE ÇOCUK EMEĞİ ARASINDAKİ BAĞI KURDU”

Çocuk yoksulluğu ve çocuk istihdamındaki artışın yaşandığı dönemde mesleki yönlendirmenin 7. ve 8. sınıflara kadar indirildiğini belirten Taşcıer, Zanaat Atölyeleri’nin yaygınlaştırıldığını, sektör içi ve sektöre entegre okul modellerinin oluşturulduğunu söyledi.

MESEM’i “bu yapının amiral gemisi” olarak nitelendiren Taşcıer, 9, 10 ve 11. sınıftaki öğrencilere net asgari ücretin yüzde 30’undan, kalfalık yeterliliğini kazanmış 12. sınıf öğrencilerine ise yüzde 50’sinden az olmamak üzere ücret ödendiğini hatırlattı.

Taşcıer, söz konusu uygulamanın yoksul ailelerde farklı sonuçlar doğurduğunu savunarak şöyle devam etti:

“Yoksul bir hanede bu ücret çocuğun harçlığı olmaktan çıkıp aile bütçesinin parçasına dönüştü. Böylece yoksulluğun yarattığı çocuk emeği arzı ile işletmelerin emek talebi arasında kamu kaynaklarıyla desteklenen bir kanal kuruldu.”

Kamu kaynaklarının ailelerin gelirlerinin güçlendirilmesi ve çocukların eğitimde tutulması amacıyla kullanılabileceğini belirten Taşcıer, “Devlet aynı kaynakları ailelerin gelirini güçlendirmek, ücretsiz okul yemeği sağlamak, ulaşım ve kırtasiye giderlerini karşılamak, çocukların çalışmak zorunda kalmasını önlemek için kullanabilecekken; yoksul çocukların işgücü piyasasıyla bağını güçlendiren modeli genişletiyor.” dedi.

Taşcıer, “AKP’nin eğitim politikası, yoksul çocukların daha erken yaşta işçileşmesini normalleştiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.

“YOKSUL ÇOCUĞUN ÖNÜNE DAHA ERKEN İŞÇİLİK KONULUYOR”

PISA sonuçlarındaki eşitsizlik, çocuk istihdamındaki artış, MESEM uygulaması ve mesleki yönlendirmenin daha küçük yaşlara çekilmesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini savunan Taşcıer, Türkiye’de matematik başarısındaki farkın yüzde 67,5’inin okullar arasındaki farklılıklardan kaynaklandığını belirtti.

Türkiye’nin bu göstergede 89 ülke içinde üçüncü sırada bulunduğunu ifade eden Taşcıer, fen lisesindeki bir öğrenci ile meslek lisesindeki bir öğrenci arasında matematikte yaklaşık 10 yıllık öğrenme farkı olduğunu kaydetti.

Taşcıer, “Çocukların hangi okul türüne yönlendirildiği zaten gelecekleri üzerinde son derece belirleyici. Böyle bir eğitim sisteminde mesleki ayrışmayı daha erken yaşlara çekmek, sınıfsal ayrışmayı da daha erken yaşlara taşımak anlamına geliyor.” dedi.

Mesleki yönlendirmenin çocukların eğitim süreleri üzerindeki etkisine dikkat çeken Taşcıer, “Yoksul çocuğun önüne daha uzun ve nitelikli bir eğitim yolu değil, daha erken işçilik konuluyor. Yoksul çocuk için daha erken meslek seçimi, daha erken işçilik ve daha kısa bir eğitim yolu kuruluyor. Bu model eğitimde fırsat eşitliği üretmiyor; aileden devralınan sınıfsal konumu yeniden üretiyor.” ifadelerini kullandı.

“DEVLETİN GÖREVİ YOKSUL ÇOCUĞU İŞGÜCÜ PİYASASINA DAHA ERKEN HAZIRLAMAK DEĞİL”

Eğitimin, çocuğun doğduğu ailenin ekonomik koşullarının geleceğini belirlemesini engellemesi gerektiğini ifade eden Taşcıer, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Çocuğun geleceğini ailesinin maddi durumu, eğitim süresini yoksulluk, mesleğini ise daha ortaokul çağında yapılan sınıfsal yönlendirme belirliyorsa orada eğitimde adaletten söz edilemez. Devletin görevi yoksul çocuğu işgücü piyasasına daha erken hazırlamak değil; yoksulluğu ortadan kaldırmak, ailesinin gelirini güçlendirmek ve çocuğu nitelikli eğitimde tutmaktır. Bugünkü yönelim ise bunun tersidir. Yoksulluğu azaltmak yerine yoksulluğun ürettiği çocuk emeğini eğitim sisteminin içine yerleştiren bir düzen kurulmaktadır.”