Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ: “AK Parti iktidarı, Türk milletine yeni Yemen türküleri yaktırmamalıdır”
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin güvenlik ve dış politika gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalandığını belirttiği Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Türkiye'yi Yemen'deki çatışmalara ve İran ile karşı karşıya gelme riskine sürükleyebileceğini savunan Özdağ, anlaşmanın TBMM onayı, anayasal süreçler ve millî güvenlik açısından tartışılması gerektiğini vurguladı. PKK ile yürütüldüğünü söylediği süreçten basına yönelik erişim engellerine, İsrail'in bölgesel faaliyetlerinden Türk ticaret gemilerinin güvenliğine kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulundu.
Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin iç ve dış güvenlik politikalarını değerlendirdi. PKK ile yürütüldüğünü belirttiği müzakere sürecine, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan arasında imzalandığını açıkladığı askerî anlaşmaya, Yemen'deki çatışmalara ve İsrail'in bölgesel faaliyetlerine ilişkin açıklamalarda bulunan Özdağ, Türkiye'nin Orta Doğu'daki askerî çatışmalara dahil edilmemesi gerektiğini söyledi.
Özdağ, açıklamalarını yalnızca bir siyasi parti genel başkanı olarak değil, uluslararası ilişkiler ve güvenlik bilimleri alanında çalışan bir akademisyen kimliğiyle de yaptığını belirterek, "Ülkemizin gündemi olağanüstü yoğun. Bu yoğunluk içerisinde üzerinde duracağımız konuların her birisi de ülkemizin güvenliği açısından büyük önem taşıyan konular." dedi.
“PKK'nın Çekildiği Konusunda Abartılı Bir Propaganda Yapıldığını Görüyoruz”
PKK ve Abdullah Öcalan ile yürütüldüğünü söylediği süreci eleştiren Özdağ, kamuoyuna başlangıçta örgütün koşulsuz biçimde silah bırakacağı ve kendisini feshedeceği yönünde açıklamalar yapıldığını hatırlattı.
Özdağ, sürece ilişkin iddialarını şu sözlerle dile getirdi:
"Bu süreç başlarken bize, Türk milletine söylenilen, 'Şart şurt yok, PKK silah bırakacak, kendisini feshedecek.' cümlesiydi. Nasıl Suriyelilerin geri döneceği sözü tutulmadı ve şimdi 'Suriyeliler kalıyor.' deniyorsa aynı şekilde PKK ve Öcalan'la da pazarlıkların yapıldığını görüyoruz."
DEM Parti tarafından gündeme getirildiğini ileri sürdüğü taleplere değinen Özdağ, tazminat ve hakikat komisyonlarının kurulması, anayasal değişiklikler ve terörle mücadele politikalarına yönelik çeşitli düzenlemeler istendiğini savundu.
Özdağ, terörle mücadele sırasında zarar gören yerleşim yerlerine kamu hizmeti götürülmesi gerektiğini belirterek, "Elbette Türkiye'nin her yerinde terörle mücadele sırasında zarar gören, halkın ayrılmak zorunda kaldığı köyler Türkiye Cumhuriyeti'ne ait köylerdir ve içinde yurttaş yaşıyorsa devlet oraya hizmet götürür. Ama PKK veya DEM bize böyle bir şart ileri süremez." ifadelerini kullandı.
PKK'nın Kuzey Irak'taki bazı bölgelerden çekildiğine yönelik haberleri de değerlendiren Özdağ, Metina, Haftanin, Zap, Avaşin, Basyan ve Hakurk bölgelerindeki askerî operasyonları hatırlattı.
Bu bölgelerin önemli bölümünün süreç başlamadan önce Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından temizlendiğini ileri süren Özdağ, şu açıklamayı yaptı:
"Metina, Haftanin, Zap, Avaşin, Basyan ve bunların tamamında, ayrıca Hakurk'un büyük bölümünde terör örgütü, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bu süreç başlamadan önce 230 şehit verilerek temizlenmiştir. Şimdi 'PKK buradan çekildi.' demek, bu 230 şehidin aziz hatıralarına saygısızlıktır."
Özdağ, PKK'nın yalnızca sınırlı sayıdaki noktayı boşalttığını, Gara bölgesindeki faaliyetlerini ise sürdürdüğünü iddia ederek, "Türk milletine açılım konusunda ve PKK'nın çekildiği konusunda abartılı bir propaganda yapıldığını görüyoruz. Durum böyle değil." dedi.
Fon Yolsuzluğu İddiaları ve Basına Yönelik Engellere Tepki
Basın toplantısında fon yolsuzluğu iddialarına da değinen Özdağ, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde konunun araştırılması amacıyla komisyon kurulmasına iktidar tarafından karşı çıkıldığını savundu.
Özdağ, iddialara adı karışan kişilerin açıklanması gerektiğini belirterek, "Geçen hafta söyledik, bu hafta tekrarlayalım. Açıklayamıyorsanız siz bize verin, biz açıklarız bunu." ifadelerini kullandı.
Bazı televizyon kanalları ve sosyal medya hesaplarına getirildiğini belirttiği erişim engellerini de eleştiren Özdağ, Halk TV, Tele1 ve T24 üzerinden basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Özdağ, "Yüzlerce hesaba erişim engeli getirildi. İnanılır gibi değil." diyerek, bu uygulamaların seçimler öncesinde baskı ortamı oluşturmayı amaçladığını ileri sürdü.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması Türkiye'yi Savaşa Sürükleyebilir”
Konuşmasının önemli bölümünü Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalandığını belirttiği Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ayıran Özdağ, anlaşmanın 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalandığını ve içeriğinin kamuoyundan gizlendiğini öne sürdü.
Özdağ, anlaşmanın TBMM gündemine getirilmesinin planlandığını belirterek, "İktidarın şimdi bir sır gibi içeride saklanan askerî iş birliği ve ittifak anlaşması çerçevesinde Yemen'de Husilere karşı savaşmak üzere asker yollama hazırlığı içerisinde olduğunu görüyoruz." dedi.
Anlaşmanın yalnızca bir savunma iş birliği olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Özdağ, taraflardan birine yönelik saldırının bütün taraflara yapılmış sayılacağı yönündeki hükmün askerî ittifak niteliği taşıdığını ileri sürdü.
Özdağ, "Bir askerî ittifak anlaşması, bir devletin atabileceği en önemli dış politika adımlarından bir tanesidir. Bu böyle olmaz. Bunu bütün toplumun konuşması, bilmesi, siyasetin tartışması, akademinin üzerinde konuşması gerekir." ifadelerini kullandı.
“Türkiye'nin Hangi Yaşamsal Çıkarlarına Hizmet Ediyor?”
Askerî ittifakların millî güvenliğe ve yaşamsal dış politika çıkarlarına hizmet etmesi gerektiğini vurgulayan Özdağ, Suudi Arabistan ile kurulduğunu söylediği ittifakın Türkiye açısından sağlayacağı kazanımların açıklanmasını istedi.
Özdağ, "Suudi Arabistan'la imzaladığımız bu anlaşmanın Türkiye'nin hangi yaşamsal çıkarlarına hizmet ettiğini söyleyebilirsiniz? Merak ediyorum. Suudi Arabistan, Türkiye'nin millî güvenliğini garanti altına almak için, yaşamsal menfaatlerimizi korumak için ne yapmaya hazırdır?" diye konuştu.
2015 yılında Suudi Arabistanlı Enver Macit Eşki ile İsrailli Dore Gold arasında gerçekleştirildiğini belirttiği görüşmelere değinen Özdağ, bu görüşmelerde Türkiye'nin bölgesel çıkarlarını etkileyebilecek önerilerin gündeme geldiğini ileri sürdü.
Özdağ, söz konusu görüşmelerde daha büyük bir Kürdistan kurulmasına ilişkin bir yaklaşım ortaya konulduğunu iddia ederek, "Daha 11 sene önce Türkiye'nin bölünmesi projesini tartışan Suudi Arabistan, Türkiye'nin hangi çıkarlarını savunacakmış?" sözleriyle tepki gösterdi.
“Bir Tek Mehmetçiğimizin Hayatının Tehlikeye Atılmasına Karşıyız”
Türk askerinin Yemen'deki çatışmalara gönderilmesi ihtimaline karşı çıkan Özdağ, Suudi Arabistan'ın güvenliğinin sağlanmasının Türkiye'nin askerî sorumluluğu haline getirilmemesi gerektiğini söyledi.
Özdağ, "Biz Zafer Partisi olarak bir tek Mehmetçiğimizin Suudi petrol doları milyonerleri ve milyarderleri için hayatının tehlikeye atılmasına karşıyız." dedi.
Suudi Arabistan'ın Türk savunma sanayisinden ürün satın almasının askerî ittifak kurulmasını gerektirmediğini ifade eden Özdağ, "Suudi Arabistan eğer bizden silah satın almak istiyorsa alabilir, satarız. Bunun için askerî ittifak kurmamıza gerek yok." açıklamasını yaptı.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın ortak kara sınırına sahip olmadığını hatırlatan Özdağ, bu durumun askerî ve lojistik iş birliği açısından güçlükler oluşturacağını belirtti.
“Hukuken Var Olmayan Bir Anlaşmaya Dayanarak Söz Verilemez”
Anlaşmanın hukuki boyutunu da gündeme getiren Özdağ, Anayasa'nın 90. ve 92. maddelerine dikkat çekti.
Uluslararası anlaşmaların onay süreçleri ile yurt dışına asker gönderilmesine ilişkin yetkilerin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Özdağ, TBMM'nin anayasal yetkilerinin gözetilmesini istedi.
Özdağ, "Yurt dışına asker yollamak veya yurt dışından asker kabul etmek için de Anayasa'nın 92. maddesine göre tezkere gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi kabul etmezse asker yollayamazsınız. Anlaşmanın kabul edilmesi de yetmiyor." dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğüne ilişkin açıklamalarını da eleştiren Özdağ, devletlerarası taahhütlerin anayasal çerçevede verilmesi gerektiğini vurguladı.
Özdağ, "Hukuken var olmayan bir anlaşmaya istinaden sözde komite toplantıları yapılması, yabancı devletlere Türk milleti ve Türk Silahlı Kuvvetleri adına sözler verilmesi, taahhütler altına girilmesi kabul edilemez." ifadelerini kullandı.
Hukukun devlet yönetimindeki önemine değinen Özdağ, "Ama şimdi törenin de hukukun da ortadan kalktığı bir süreçten geçiyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
“Bu Anlaşma İsrail'in Yan Müttefik Olduğu Bir Anlaşma”
Yemen'deki çatışmaların bölgesel güç dengeleriyle bağlantılı olduğunu savunan Özdağ, Suudi Arabistan ile Husiler arasındaki mücadelenin İran, ABD ve İsrail arasındaki gerilimden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Suudi Arabistan ile İsrail arasında askerî istihbarat iş birliği bulunduğunu ileri süren Özdağ, Türkiye'nin bu ilişkiler nedeniyle dolaylı biçimde İsrail'in bölgesel hedeflerine hizmet edebileceğini iddia etti.
Özdağ, "Şimdi siz hem İsrail'e 'One minute' diyeceksiniz hem de İsrailli askerî danışmanlarla birlikte Suudi Arabistan'ı Husilere karşı koruyacaksınız, hem de tutarlı bir Gazze politikanız olacak. Bu mümkün değil." dedi.
Anlaşmanın İran ve Husilere karşı oluşturulduğunu düşündüğünü belirten Özdağ, "Bu anlaşma İsrail'e karşı yapılmış değil. Bu anlaşma, İsrail'in yan müttefik olduğu bir anlaşma." ifadelerini kullandı.
“Türkiye İran ile Çatışmaya Sürüklenebilir”
Askerî ittifakların yeni karşı ittifakların oluşmasına neden olabileceğini belirten Özdağ, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulacak bir askerî yapının Hindistan, İran ve Yunanistan arasında yakınlaşmayı teşvik edebileceğini savundu.
Özdağ, "Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan kendi arasında, üstelik Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmayan bir askerî ittifak kurarsa bu ittifak, Hindistan, İran ve Yunanistan arasında rahatlıkla bir karşı ittifakı hayata geçirebilir ve bu Türkiye'nin yararına değildir." dedi.
Çatışma içindeki devletlerle askerî ittifak kurulmasının risklerine işaret eden Özdağ, "Şimdi hem Pakistan sıcak çatışma içerisinde hem Suudi Arabistan çatışma içerisinde ve Suudi Arabistan'la girilen bu askerî ittifak, Türkiye'yi İran'la bir çatışma süreci içerisine sokma riskini içinde büyük ölçüde barındırmaktadır." ifadelerini kullandı.
Pakistan ile ikili ilişkilerin sürdürülmesini desteklediklerini belirten Özdağ, Türkiye'nin başka ülkelerin bölgesel çatışmalarına taraf olmaması gerektiğini vurguladı.
“Türk Gemileri Kızıldeniz'de Saldırı Riskiyle Karşılaşabilir”
Türkiye'nin Yemen'deki çatışmalara dahil olmasının deniz ticaretini de etkileyebileceğini belirten Özdağ, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz güzergâhının Türk ticareti açısından önemine dikkat çekti.
Husilerin Türkiye'yi düşman olarak değerlendirmesi halinde ticaret gemilerinin güvenliğinin tehlikeye girebileceğini savunan Özdağ, "Türkiye, eğer Husiler tarafından düşman olarak algılanırsa buradan geçen Türk gemileri çok ağır bir baskı altında kalacaklardır." dedi.
Karadeniz'de ticaret gemilerine yönelik saldırıları da gündeme getiren Özdağ, Dışişleri Bakanlığının bu konudaki politikalarını eleştirdi.
Özdağ, "Karadeniz'de Türk gemilerinin nasıl vurulduğunu, Türk gemicilerin nasıl hayatlarını yitirdiğini görüyoruz. Bunlara karşı ağzını açmayan bir Dışişleri Bakanlığı var." ifadelerini kullandı.
Karadeniz'deki saldırıların navlun fiyatlarını artırdığını ve gemi bulmayı zorlaştırdığını söyleyen Özdağ, Türkiye'nin benzer risklerle Kızıldeniz'de karşılaşmaması gerektiğini belirtti.
“AK Parti İktidarı Türk Milletine Yeni Yemen Türküleri Yaktırmamalıdır”
Yemen'in tarihsel ve coğrafi koşullarına değinen Özdağ, bölgede askerî operasyon düzenlemenin güçlüğüne dikkat çekti.
Osmanlı döneminde Yemen'de yaşanan asker kayıplarını hatırlatan Özdağ, Türk askerinin yeniden aynı coğrafyada çatışmalara gönderilmesine karşı olduğunu ifade etti.
Özdağ, "Bizim türkülerimiz var arkadaşlar. Binlerce askerimizi, on binlerce askerimizi kaybettik bu coğrafyada. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlılar bu bölgede iki tümen asker kaybettiler. Bu harekâttan geriye Türk milletinin en trajik türküleri kaldı. AK Parti iktidarı, Türk milletine yeni Yemen türküleri yaktırmamalıdır." dedi.
Türkiye'nin Yemen'deki çatışmada askerî taraf olmak yerine diplomatik çözüm araması gerektiğini belirten Özdağ, "Biz Zafer Partisi olarak Türkiye'nin Orta Doğu'da çatışmanın tarafı değil, tarafları barıştıran ülke olması gerektiğini düşünüyoruz." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2024 yılında Yemen'e yönelik saldırılar hakkındaki açıklamalarını da hatırlatan Özdağ, hükümetin bölge politikasındaki değişikliğin gerekçesinin kamuoyuna açıklanmasını istedi.
İsrail'in Suriye, Doğu Akdeniz ve Afrika Politikalarına Eleştiri
Türkiye'nin İsrail karşısındaki dış politikasını da değerlendiren Özdağ, İsrail'in Suriye'deki askerî faaliyetlerinin Türkiye'nin bölgesel hareket alanını sınırlandırmayı amaçladığını savundu.
İsrail'in Palmira T4 ve Ebu Zuhur üslerine yönelik saldırılarını örnek gösteren Özdağ, "İsrail, Türkiye'nin Suriye'deki askerî varlığının önünü kesmek ve siyasi etkisini sınırlandırmak için Palmira T4 üssünü savaş uçaklarıyla bombaladı." dedi.
İsrail'in Suriye'de PKK ve PYD'ye destek sağladığını ileri süren Özdağ, Kuzey Irak'ta oluşturulduğunu belirttiği istihbarat yapılanmalarının da Türkiye açısından güvenlik riski taşıdığını iddia etti.
Doğu Akdeniz'deki gelişmelere değinen Özdağ, İsrail'in Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile ilişkilerini Türkiye'ye karşı kullandığını savundu.
Özdağ, İsrail'in Libya, Uganda ve Somali'de de Türkiye'nin askerî, siyasi ve ekonomik faaliyetlerini sınırlandırmaya yönelik girişimlerde bulunduğunu ileri sürdü.
Azerbaycan'daki gelişmelere ilişkin de konuşan Özdağ, Türkiye'nin Bakü ile ilişkilerinde soğukkanlı davranması gerektiğini belirterek, "AK Parti iktidarını, Azerbaycan konusunda soğukkanlı bir tutum alarak İsrail ve İran'ın Bakü'de avantajlı konuma geçmesini engellemeye davet ediyoruz." dedi.
Türkiye İşçi Partisinin Sosyal Medya Hesaplarına Erişim Engeli Sorusu
Basın toplantısının soru-cevap bölümünde Özdağ'a, Türkiye İşçi Partisinin genel merkez ve İstanbul il başkanlığı sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirilmesine ilişkin değerlendirmesi soruldu.
Konudan daha önce haberdar olmadığını belirten Özdağ, erişim engeli kararlarını hukuka aykırı bulduğunu söyledi.
Özdağ, "Bunu duymamıştım, doğrusu şaşırdım. İnanılır gibi değil. Gerçekten inanılır gibi değil. Yani hukuka aykırı. Diğerleri gibi hukuka aykırı." dedi.
Kurumsal sosyal medya hesaplarına yönelik engelleme kararlarının hukuki gerekçelerinin açıklanması gerektiğini savunan Özdağ, "Ortada bir suç var mı? Hayır, yok. Suç olsa bir soruşturma olur, bir cezalandırma olur, bir iddianame olur, bir tahkikat olur, bir ifadeye çağırma olur." ifadelerini kullandı.
“Türkiye Çatışmanın Değil, Barışın Tarafı Olmalıdır”
Türkiye'nin dış politikada diplomasiye, barış girişimlerine ve ekonomik iş birliğine öncelik vermesi gerektiğini vurgulayan Özdağ, Yemen'deki yönetim meselesinin Yemen halkının iradesiyle çözülmesi gerektiğini belirtti.
Özdağ, "AK Parti iktidarı, ülkemizin çıkarlarını hiçe sayarak Orta Doğu'daki her çatışmaya taraf olmaktan vazgeçmelidir." çağrısında bulundu.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın TBMM gündemine gelmeden önce kamuoyunda tartışılması gerektiğini belirten Özdağ, Zafer Partisinin millî güvenlik konularındaki uyarılarını sürdüreceğini kaydetti.
Özdağ, "Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Zafer Partisi olarak, devlet yönetme sorumluluğuna sahip bir kadronun temsilcileri olarak Türkiye'nin millî güvenliğiyle ilgili bütün meselelerde, ikazlarımıza tehlikeler doğmadan tartışılması için devam edeceğiz." sözleriyle açıklamalarını tamamladı.