Avukat Serra Taşköprü: “Hesaplanmış Sessiz Manipülasyon Hukuki Boşlukta Kalmamalı”
Avukat Serra Taşköprü’nün kaleme aldığı “Hesaplanmış Sessiz Manipülasyon Yoluyla İşlenen Suçlar ve Yasal Boyut” adlı eser, sessizliğin bilinçli ve planlı kullanıldığında psikolojik istismar aracına dönüşebileceğini ortaya koyuyor. Çalışmada, sistematik sessizliğin ceza hukuku ve özel hukuk bakımından doğurabileceği sonuçlar ile mağdur üzerindeki psikolojik etkiler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Avukat Serra Taşköprü tarafından kaleme alınan “Hesaplanmış Sessiz Manipülasyon Yoluyla İşlenen Suçlar ve Yasal Boyut” adlı çalışma, sessizliğin yalnızca bir iletişim tercihi olmadığını, bilinçli ve stratejik biçimde kullanıldığında ağır sonuçlar doğurabilecek bir psikolojik baskı yöntemine dönüşebileceğini ortaya koyuyor.
Taşköprü, eserde “sessiz muamele” ya da “silent treatment” kavramını, “tekil bir suskunluk değil; karşı tarafın gerçeklik algısını, özgüvenini ve iradesini aşındırmayı hedefleyen planlı bir örüntü” olarak tanımlıyor. Yazar, “Amaç, mağdurun karar verme kapasitesini zayıflatmak ve onu duygusal ya da düşünsel olarak bağımlı hâle getirmektir.” ifadelerini kullanıyor.
Psikolojik Etkiler Derinleşiyor
Eserde, sistematik sessizliğin mağdur üzerinde oluşturduğu etkiler ayrıntılı biçimde inceleniyor. Taşköprü, “Sürekli inkâr, çarpıtma ve değersizleştirme, kişinin kendi hafızasına ve muhakemesine olan güvenini sarsar.” değerlendirmesinde bulunuyor.
Uzun süreli maruziyetin depresyon, kaygı bozuklukları, travma sonrası stres belirtileri ve psikosomatik rahatsızlıklara yol açabileceği belirtilirken, “Öğrenilmiş çaresizlik gelişebilir; kişi ne yaparsa yapsın durumun değişmeyeceğine inanır.” tespiti yapılıyor.
Ceza Hukuku Boyutu
Çalışmada, hesaplanmış sessiz manipülasyonun bazı durumlarda Türk Ceza Kanunu kapsamında farklı suç tipleriyle bağlantılı olarak değerlendirilebileceği vurgulanıyor. Taşköprü, “Süreklilik arz eden ruhsal baskı eziyet suçunu gündeme getirebilir.” ifadesini kullanarak TCK m.96’ya dikkat çekiyor.
Ayrıca tehdit (m.106), şantaj (m.107), kişilerin huzur ve sükûnunu bozma (m.123), hakaret (m.125) ve özel hayatın gizliliğini ihlal (m.132–134) gibi suç tiplerinin somut olayın niteliğine göre tartışılabileceği belirtiliyor. Güç dengesizliğinin bulunduğu ilişkilerde ise nitelikli hâl ve görevi kötüye kullanma tartışmalarının gündeme gelebileceği kaydediliyor.
Mağdurun Hukuki Riski
Eserde dikkat çekilen bir diğer husus ise uzun süreli manipülasyona maruz kalan kişinin psikolojik baskı altında hukuka aykırı fiillere sürüklenebilme ihtimali. Taşköprü, “Manipülasyona maruz kalmış olmak otomatik bir cezasızlık nedeni değildir.” diyerek bu noktaya vurgu yapıyor.
Hakaret, tehdit, kasten yaralama, özel hayatın gizliliğini ihlal, mala zarar verme ya da sosyal medya üzerinden itibar zedeleyici paylaşımlar gibi fiillerin gündeme gelebileceği ifade ediliyor. Bununla birlikte Türk Ceza Kanunu’nun haksız tahrik (m.29), geçici nedenlerle kusur yeteneğinin azalması (m.34) ve meşru savunmada sınırın aşılması (m.27) hükümlerinin somut olayda değerlendirilebileceği aktarılıyor.
“Tek Çare Manipülasyonu” Kavramı
Eserde ortaya konulan “tek çare manipülasyonu” kavramı da dikkat çekiyor. Taşköprü, manipülatörün önce mağduru sessizlikle yalnızlaştırdığını, ardından kendisini “tek çözüm ve tek otorite” olarak konumlandırdığını savunuyor.
Özellikle ebeveyn-çocuk, öğretmen-öğrenci, hekim-hasta ve işveren-çalışan ilişkilerinde güç dengesizliğinin sonuçları ağırlaştırabileceği belirtiliyor. Garantör konumundaki kişilerin uyguladığı sistematik sessizliğin hukuki sorumluluk doğurabileceği ifade ediliyor.
Alan Araştırması ve Hukuki Boşluk Tartışması
Çalışmada yer verilen anket bulgularına göre katılımcıların önemli bir bölümünün hesaplanmış sessiz manipülasyona maruz kaldığını beyan ettiği aktarılıyor. Katılımcıların büyük kısmı bu davranışın yasal bir karşılığının olması gerektiğini düşünüyor.
Taşköprü, “Kanıt bırakmayan, pasif ilerleyen ve çoğu zaman görünmez kalan bu tür davranışların açık bir yasal tanımının bulunmaması önemli bir eksikliktir.” değerlendirmesinde bulunuyor. Eserde, psikolojik istismarın hukuki çerçevede daha açık tanımlanması, farkındalık çalışmalarının artırılması ve mağdurlar için koruyucu mekanizmaların geliştirilmesi öneriliyor.
Taşköprü’nün çalışması, sessizliğin masum bir suskunluk hâli olmadığını, bilinçli ve planlı kullanıldığında hem cezai hem de hukuki sonuçlar doğurabilecek bir güç unsuruna dönüşebileceğini ortaya koyuyor.
Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI