Helâ Temizlemek, gurur ve kibirden sıyrılmak
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Japonlar bugünkü seviyelerine nasıl geldi? Bu suale cevap verebilmek için Japonların ahlak ve karakter terbiyesini bilmek gerekir. Öyle ki bu sualin cevabı sahih olsun.
Gençler için ahlâk ve karakter terbiyesi çok önemlidir. Bu terbiye âile içinde verilir, okulda verilir, toplum yapısı içinde verilir. Bu konuda en iyi örnek Japonlardır.
Japon çocukları öğretmenleriyle birlikte okulun helalarına kadar her yerini silip süpürüyor tertemiz yapıyorlarmış. Bizim için ne inanılmaz bir şeydir bu…
“Ben zengin ve varlıklı bir ailenin çocuğuyum, yer silemem, bulaşık yıkayamam, süflî işler yapamam” diyen gençlerden ne köy olur ne kasaba.
Merhum üstadın eski bir yazısında vardı: Vaktiyle bazı Avrupa devletlerinin kralları senede bir kere sembolik olarak ve merasimle kilisede fakirlerin ayaklarını yıkarlarmış. Gurur ve kibirleri kırılsın diye.
Hüccetü’l-İslâm ve Zeynü’d-din İmam Gazalî hazretleri, Bağdat’taki Nizamiye Üniversitesindeki müderrisliği (profesörlüğü) bıraktıktan sonra Şam-ı şeriftle Emeviyye camii minarelerinden birinde itikâfa ve inzivaya çekilmişti. Sadece farz namazlar için dışarı çıkıyor, sonra yine minaredeki küçük odasına (orada minareler geniştir) çekiliyor; ibadet, taat, kitap telifi ile meşgul oluyordu.
Bu büyük zat geceleyin yatsı namazından sonra camiinin şadırvanlarını ve helâlarını temizliyordu.
Koskoca İmam Gazalî hazretleri… Biz onun pabucunun tabanı olabilir miyiz?
Duymuşsunuzdur, günümüzde “foşur foşur Cem Özkök” nam biri helâları temizliyor, bundan bir ücret de almıyormuş. Televizyonlara çıkmıştı, samimi ve hoş bir adamdı. Herkes onu sevdi ve kimse de aleyhinde bir şey konuşamadı. Zira hakikaten o işleri fisebilillah yapıyor, adeta zevk alıyordu.
Toplumumuzda, Cem Özkök gibi Gazali’yi örnek alan kaç insan var acaba?
Evliyaullah ve ehlullah efendilerimiz alçak gönüllü idiler. Allah’ın bize en güzel örnek ve model olarak gönderdiği, Âdemoğullarının en faziletlisi olan Resûl-i Kibriya efendimiz bir kere ashabtan bazıları ile birlikte yolculuk yapıyordu. Bir yerde konaklandı, ashab yemek pişirmek için hazırlığa başladı. Efendimiz de ateş için çalı çırpı topladı.
Çağrı filminde de izlemişsinizdir, sahabe mani olmaya kalkışıyor ama o (sav), Mescid’in inşasında bir amele gibi çalışıyordu… Filmde vurgulanan bu hadise gibi nice işlerde de böyle yapıyordu efendimiz.
Terbiyeli, edebli, mütevâzı, yüksek karakter sahibi gençleri tenzih ederim, lakin bir kısım gençlerimiz çok kötü yetişiyor. Şımarık, hoppa, züppe, kendini beğenmiş, gururlu, kibirli, ne oldum delisi gençten ne ailesine, ne ülkeye, ne millete, ne devlete, ne de kendisine yarar gelir.
Müslümanlara örnek olmaları gereken bazı dindar şahsiyetlerin oğulları ve kızları ahlâk ve edeb bakımından İslâm’ın kurallarına herkesten fazla uymak zorundadır.
Eskiden bu memlekette fütüvvet (yiğitlik) ahlâkı denilen bir ahlâk sistemi hâkimdi. Terbiyeli insanlar sokakta yemezler, içmezlerdi. Herkesin ortasında açıkta yemek yiyenlerin kadılar (İslâm hâkimleri) katında şahitlikleri kabul edilmezdi. Halk çarşılardan pazarlardan aldığı yiyecek maddelerini kapalı zembiller içinde evine taşırdı. Hanelerde kokusu dışarıya çıkan bir yemek pişirildiği zaman komşulara da ikram edilirdi.
Ramazanlarda konakların kapıları iftardan önce tanıdık veya yabancı herkese açık olurdu.
Ondokuzuncu asırda yaşamış bir Batılı, “Müslüman Türklerle alış veriş yaptığım zaman, borçları karşılığında senet almam, onların sözleri senettir, vâdesi gelince borçlarını öderler” diye yazmıştır.
Ticaret hayatına ahlâk, fazilet, mürüvvet hâkimdi. Kendisi siftah yapan dükkancı ikinci müşteriyi siftah yapmamış olan komşu dükkana gönderirdi. Günümüzde bazılarına tesadüf ediyoruz, “ona gitme mali kaliteli değil” bile diyorlar. Vah ki vah…
Toplum hayatına merhamet hakimdi. İstanbul’da, içleri oyuk sadaka taşları vardı. Halâ duruyor mu bilmiyorum yıllarr önce Üsküdar’da bendeniz bile görmüştüm, yanından geçen ağniya bu taşların içine para atarlar, ihtiyacı olanlar da geçerken ellerini sokup acil ihtiyacı kadar harçlık alırlarmış.
Padişahlar yollardan geçerken, saray tarafından vazifelendirilmiş münâdiler “Padişahım mağrur olma, senden büyük Allah var!” diye bağırırlarmış.
Bizde eskiden aristokrat sınıf diye bir kesim yoktu. İstidadı, kabiliyeti, ehliyeti olan azad edilmiş bir köle devlet-i ebed-müddete sadrazam olabilirdi.
Okumuş yüksek tabaka tasavvuf tarikatlarına bağlıydı. Derviş olabilmek için çile çıkartılırdı. Nakşî tarikatında kırk gün kırk gece bir hücrede kalınır, Mevlevîlikte ise tekkenin mutfağında, geceleri abasına sarılarak yerde uyumak şartıyla bin bir gün çilesi çekilirdi. Bu çileyi bir gün kıranın, önceki günleri yanar, tekrar başlaması gerekirdi.
Eskiden kötülük yok muydu, çirkin işler olmuyor muydu? Elbette ki vardı, oluyordu ama bunlardan çok fazla iyilik vardı, dirlik ve düzen vardı, ahlâk ve fazilet vardı.
Şimdi öyle mi? Rüşvet, kokuşma, hırsızlık, cinayet, devletin bütçesini hortumlamak, haram yiyicilik, riba, sömürü genelleşmiş, toplumu bir kanser gibi sarmıştır. İyilikler, faziletler, doğruluklar azınlıkta kalmıştır.
Allah sevgisine ve korkusuna sahip olmayan, Allah’ı unutan, Allah’ın sınırlarını çiğneyen bir toplum sürünmeye, batmaya, yıkılmaya mahkumdur. Ateist Marksist sistemli devletler ne oldu? Başta Sovyetler Birliği olmak üzere büyük kısmı battı, kalanlar da batacaktır.
Gurur, kibir, kendini bir şey sanmak en büyük ahlâksızlıktır. İnsan topraktan yaratılmıştır, mütevazı ve alçak gönüllü olması gerekir.
Eline bez alıp hela temizleyen İngiliz prensi hepimize ibret ve örnek olsun. Ondaki bu ahlâk aslında İslâm ahlâkıdır, Cenab-ı Hakk’tan hidayet vermesini dilerim.
Zenginler, yüksek tabaka, seçkinler halktan kopmasınlar. Zaman zaman halkın bindiği nakil vasıtalarına binsinler; halkın yemek yediği ucuz lokantalara hiç olmazsa ayda bir gitsinler; çarşıları pazarları dolaşsınlar.
Cumartesi akşamı olunca Boğaziçi’ndeki batakhanelere giden gençler yüzünden trafik tıkanıyor. Şımarıklık, yılışıklık, küstahlık, hoppalık, züppelik, sorumsuzluk aldı yürüdü. Zengin çocukları mahrumiyet bölgelerinde vatanî hizmet görmüyor. Bunların bir kısmı Amerikan Üniversitelerinde yüksek tahsil yaptıktan sonra prensler olarak ülkeye dönüyor ve burada ne haltlar karıştırıyor. Biliyoruz.
Millî kimliğimizin esas ve temel unsurları olan nice geleneksel müesseseyi yıktık. İnsanı insan eden, mürüvvet sahibi vatandaş yetiştiren tasavvuf ocaklarını söndürdük. İslâmî boyutu olmayan pozitif (?) kafalıların bu memleketi ne hale getirdiklerini görüyoruz.
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN