DEVLET KAPASİTESİ+KURUMSAL EŞGÜDÜM=KAMU DİPLOMASİSİ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Brüksel’de bir araya gelen Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Adalet Bakanı Akın Gürlek ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin görüntüsü, ilk bakışta sıradan bir diplomatik temasın gündelik bir karesi olarak okunabilir. Oysa diplomasi, yalnızca kapalı kapılar ardında yürütülen müzakerelerden ve imzalanan belgelerden ibaret değildir. Bazen bir fotoğraf, devletin kendisini nasıl anlatma isteğine ilişkin önemli ipuçları taşır.
Burada üzerinde durulması gereken kavramlar devlet kapasitesi ve kurumsal eşgüdümdür.
Devlet kapasitesi, bir ülkenin siyasi hedeflerini belirleme, bu hedefleri hukuki ve idari araçlarla uygulamaya koyma ve uluslararası alanda sonuç üretme becerisidir. Kurumsal eşgüdüm ise farklı kamu kurumlarının ortak bir hedef doğrultusunda, birbirini tamamlayan biçimde hareket edebilmesidir. Bu iki kavram, Brüksel’deki buluşmanın hem diplomatik içeriğini hem de kamuoyuna sunuluş biçimini anlamlandırmak için elverişli bir çerçeve sunuyor.
Dışişleri diplomatik zemini kurar; Adalet, taleplerin hukuki dayanaklarını ve adli iş birliği mekanizmalarını temsil eder; İçişleri ise güvenlik, polis iş birliği ve göç gibi operasyonel başlıkları gündeme taşır. Üç bakanın aynı diplomatik zeminde buluşması, Türkiye’nin farklı alanlardaki taleplerini ortak bir çerçevede ele alma iradesinin göstergesi olarak sunulabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Devlet kapasitesine sahip olmak başka, bu kapasiteyi görünür kılmak başkadır.
Diplomasi, devletin iş yapma becerisi kadar, bu beceriyi muhataplarına ve kendi toplumuna anlatma faaliyetidir.
Brüksel bu açıdan ayrıca anlamlıdır. Belçika’nın başkenti olmasının yanı sıra Avrupa Birliği kurumlarına ve NATO’ya ev sahipliği yapan kent, uluslararası siyasetin çok katmanlı merkezlerinden biridir. Burada verilen mesajların yalnızca Belçika hükümetiyle sınırlı kalmaması doğaldır. Türkiye’nin Avrupa güvenliği, terörle mücadele, adli yardımlaşma ve göç gibi alanlarda nasıl bir ortak olarak konumlandığı da bu temasların dolaylı sonuçlarından biri olabilir.
Ne var ki kamu diplomasisinin başarısı, yalnızca verilen mesajın etkileyiciliğiyle ölçülemez. Mesajın karşı tarafta nasıl karşılandığı, hangi somut sonuçlara dönüştüğü ve zaman içinde nasıl bir ilişki ürettiği de hesaba katılmalıdır.
Tam bu noktada, diplomatik görüşmelerin ardından paylaşılan kahve fotoğrafı dikkat çekiyor. Resmî toplantıların protokol görüntülerinden farklı olarak gündelik ve samimi bir atmosfer sunan bu tür kareler, kurumsal eşgüdümü daha anlaşılır ve erişilebilir bir hikâyeye dönüştürür. Üç bakanın aynı karede görünmesi, farklı devlet kurumlarının ortak hareket ettiği izlenimini güçlendirebilir.
Fotoğrafın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği altında Türkiye için çalışma vurgusuyla paylaşılması ise uluslararası faaliyetin iç kamuoyuna dönük bir anlatıyla ilişkilendirildiğini gösteriyor. Böylece diplomatik temas, yalnızca dışarıya verilen bir mesaj olmaktan çıkıp içeride de devletin çalışma biçimine ilişkin bir temsil aracına dönüşüyor.
Bu durum tek başına, buluşmanın baştan sona bir iletişim operasyonu olarak tasarlandığını kanıtlamaz. Fakat diplomatik faaliyetin aynı zamanda bir iletişim boyutu taşıdığını görmemizi sağlar. Kamu diplomasisi ile iç siyasi iletişim, tam da böyle anlarda kesişebilir.
Öte yandan, kurumsal eşgüdümün gerçek sınavı fotoğraf karesinin dışında başlar. Belçika ile güvenlik ve adli iş birliği alanlarında hangi ilerlemelerin sağlandığı, taleplerin hangi hukuki süreçlere tabi tutulduğu ve üzerinde uzlaşılan mekanizmaların uygulanıp uygulanmadığı belirleyicidir. Çünkü devlet kapasitesi, yalnızca kararlılık görüntüsü vermek değil, hukuki sınırlar içinde sürdürülebilir sonuçlar üretebilmektir.
Üstelik eşgüdüm, kurumların aynı karede bulunmasından daha fazlasını gerektirir. Ortak hedeflerin belirlenmesini, yetki ve sorumlulukların açık olmasını, bilgi paylaşımının sağlanmasını ve sonuçların izlenmesini zorunlu kılar. Aksi durumda kurumsal birlik görüntüsü, uygulamadaki parçalı yapıyı örtme riski taşır.
Brüksel buluşması bu nedenle iki ayrı düzlemde değerlendirilmelidir: Birincisi, Türkiye’nin uluslararası muhataplarıyla yürüttüğü somut diplomatik pazarlık; ikincisi, bu faaliyetin devlet kapasitesi ve kurumsal birlik anlatısı içinde kamuoyuna sunulması.
Sonuçta mesele, üç bakanın birlikte kahve içmesinden ibaret değildir. Asıl mesele, o fotoğrafın temsil ettiği iddianın sahada karşılık bulup bulmadığıdır.
Devlet kapasitesi fotoğrafla görünür kılınabilir; ancak sonuçlarla kanıtlanabilir. Kurumsal eşgüdüm de aynı şekilde, yan yana durmaktan değil, ortak hedefler doğrultusunda etkili ve hesap verebilir biçimde çalışmaktan doğar. Brüksel’den geriye kalacak asıl ölçü, görüntünün gücü değil, diplomatik temasın üreteceği sonuçlar olacaktır.
Gelelim bana;
Sanırım akli meleke taşıyan her muharrir gibi hep aynı tezi savunacağım.
Devlet şerik kabul etmez,bunu da en iyi kamu diplomasisi anlatır.
Vesselam....