Ege Üniversitesi Nöroloji Uzmanları Alzheimer’da Erken Tanının Önemini Vurguladı!

Ege Üniversitesi Nöroloji Uzmanları Alzheimer’da Erken Tanının Önemini Vurguladı!

Ege Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dursun Emre Kumral ile Doç. Dr. Ahmet Acarer, Dünya Alzheimer Günü kapsamında hastalığın belirtileri, erken tanı, yeni nesil tedaviler, yaşam tarzı değişiklikleri ve bakım verenlerin yaşadığı sorunlara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Eylül 21, 2026 - 17:35

Ege Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Dursun Emre Kumral ve öğretim üyesi Doç. Dr. Ahmet Acarer, Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla Alzheimer hastalığına ilişkin farkındalığın artırılması amacıyla açıklamalarda bulundu. Akademisyenler, hastalığın erken dönemde fark edilmesinin tedavi ve takip süreci açısından önem taşıdığına dikkat çekti.

“DEMANS GENEL BİR TABLO, ALZHEİMER BUNLARDAN BİRİ”

Alzheimer hastalığının tanımına ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Dursun Emre Kumral, “Demans, dilimizdeki karşılığıyla 'bunama', sosyal ve mesleki işlevlerin bozulmasıyla seyreden genel bir tablodur. Hastalığın altında yatan birçok farklı tür vardır ve Alzheimer da bunlardan biridir. Kişi artık sosyal ortamlardaki sorumluluklarını yerine getiremiyorsa, günlük yaşamını sürdürmekte zorlanıyorsa, olayları anlamlandırmakta güçlük çekiyor ya da rutin işlerini yapamıyorsa, o zaman bir demans tablosundan söz ederiz” dedi.

Yaş ilerledikçe ortaya çıkabilen unutkanlıklarla demans arasındaki ayrıma da değinen Kumral, “Belli bir yaşa kadar bellek sistemimiz gayet iyi çalışır. Ancak yaş ilerledikçe hücre kayıplarına ve beyindeki değişimlere bağlı olarak yakın geçmişi unutmaya başlayabiliriz. Biz bu duruma 'hafif bilişsel bozukluk' diyoruz. Bu evredeki kişiler günlük yaşamlarını hâlâ bağımsız bir şekilde sürdürebildikleri için onları demans hastası olarak kabul etmeyiz” ifadelerini kullandı.

Unutkanlığın ilerleyerek kişinin günlük yaşamını etkilemesi halinde demans sürecinin başlayabileceğini belirten Kumral, “Bu unutkanlıklar giderek artıyor ve kişinin çevresi tarafından da belirgin biçimde fark edilerek hayatını etkiliyorsa, demans süreci başlamış demektir. Bize başvuran hasta yakınları genelde 'Annem ya da babam unutmaya başladı, erkenden önlem almak istiyoruz' diyerek geliyorlar. Unutkanlığın boyutunu doğru değerlendirmek ve sürecin seyrini takip etmek tam da bu noktada büyük önem taşıyor” diye konuştu.

YAŞAM TARZI DEĞİŞİKLİKLERİNE DİKKAT ÇEKTİ

Alzheimer tedavisinde Türkiye’de mevcut ilaçların bellek ve dikkati desteklemeye yönelik olduğunu belirten Prof. Dr. Kumral, yaşın hastalık açısından en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu söyledi.

Kumral, “Alzheimer için en büyük risk faktörü yaştır; hastalığın görülme oranı 65 yaşında yüzde 1 iken, 90 yaşından sonra yüzde 30 ila yüzde 50'lere kadar çıkıyor. Ne yazık ki mevcut ilaçlar hastalığı tamamen durdurmuyor, yalnızca belleği, dikkati ve davranışları destekliyor” dedi.

Dünyada beyindeki amiloid birikimini hedefleyen yeni nesil ilaçların onaylandığını aktaran Kumral, “Yüzde 30 civarında etkinliği olan ve oldukça yüksek maliyetli bu yeni tedaviler özellikle erken dönemde fayda sağladığı için erken tanı artık çok daha kritik bir hal aldı; gelecekte ise gen terapileriyle kesin çözüme ulaşılması hedefleniyor” ifadelerini kullandı.

Farkındalığın artırılmasının doğru tanı sürecinin yerine geçmemesi gerektiğini vurgulayan Kumral, “Farkındalığın artması bazen paniğe yol açsa da doğru tanı için klinik muayene şarttır” dedi.

Hastalığın ortaya çıkışını geciktirmeye ve bilişsel rezervi korumaya yönelik yaşam tarzı alışkanlıklarına da dikkat çeken Kumral, “Hastalığı ötelemek ve bilişsel rezervimizi güçlü tutmak ise elimizdedir. Hipertansiyon ile şekeri kontrol altına almak, sigarayı bırakıp sosyal kalmak, Akdeniz tipi beslenip günde 30 dakika yürümek, işitme kaybı varsa cihaz kullanmak ve kafa travmalarından korunmak büyük önem taşıyor” diye konuştu.

Kumral, iki dil bilmenin de bilişsel açıdan etkisine değinerek, “Hatta çocukluktan itibaren iki dil bilenlerde Alzheimer’ın çok daha geç ortaya çıktığını gözlemliyoruz” açıklamasında bulundu.

“BAKIM VERENLER DE SÜREÇTEN ETKİLENİYOR”

Doç. Dr. Ahmet Acarer ise Alzheimer’ın yalnızca hastayı değil, bakımını üstlenen yakınlarını da etkilediğini belirtti.

Acarer, “Günümüzde aile yapısının değişmesi, profesyonel bakım merkezlerine olan ihtiyacı her geçen gün daha da artırıyor” dedi.

Türkiye’de yaşlı nüfusun hızla arttığına ve ortalama yaşam süresinin kadınlarda 82, erkeklerde 77 yıla ulaştığına işaret eden Acarer, “Bu tablo, önümüzdeki 30-40 yıl içinde demanslı hasta sayısının çok daha fazla artacağını ve şimdiden kapsamlı toplumsal politikalar geliştirmemiz gerektiğini açıkça gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Hasta yakınlarının deneyim paylaşmasının ve bilinçlenmesinin önemine değinen Acarer, “Bu noktada dernekler ve kurumlar, hasta yakınlarının deneyim paylaşması ve bilinçlenmesi açısından büyük değer taşıyor. Bu yüzden toplumun tüm kesimlerini eğitmek ve farkındalığı artırmak zorundayız” diye konuştu.