Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan: “Milletimizin kanını emen canavarların sayısı üçten dörde çıktı”
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, partisinin Aylık Olağan İl Başkanları ve İl Sorumluları Toplantısı’nda fon soruşturması, ekonomi, dış politika, 2027 bütçesi ve COP31 Zirvesi’ne ilişkin açıklamalarda bulundu. Faiz, israf ve imtiyazlı holdinglerin ardından “fon canavarı”nın ortaya çıktığını söyleyen Erbakan, 214 kişilik listenin açıklanmasını istedi. “Milletin buharlaşan 20 milyar doları nerede?” diye soran Erbakan, mağdurların ana paralarının gecikmeden ödenmesi çağrısında bulundu.
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, partisinin Aylık Olağan İl Başkanları ve İl Sorumluları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin dış politikadan ekonomiye, kamu bütçesinden sanayi üretimine kadar birçok alanda önemli sorunlarla karşı karşıya olduğunu savundu. Özellikle borsadaki fon soruşturmasına ilişkin iddiaları gündeme taşıyan Erbakan, vatandaşların uğradığını öne sürdüğü zararların sorumlulardan tahsil edilmesini istedi.
Kamu kaynaklarının kullanımını eleştiren Erbakan, “Faiz canavarı, imtiyazlı holdingler canavarı ve aynı zamanda kamudaki israf canavarı. Üç tane büyük canavardan bahsediyorduk. Şimdi bir de bunlara dördüncü bir canavar olarak fon canavarı eklendi. Milletimizin kanını emen canavarların sayısı maalesef üçten dörde çıktı.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye Çatışmanın Tarafı Değil, Arabulucu Olmalı”
Konuşmasına Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen Mekke Anlaşması’na ilişkin değerlendirmelerle başlayan Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, partisinin anlaşmaya ret oyu verdiğini hatırlattı.
Anlaşmanın Türkiye’yi İran ve Yemen ile karşı karşıya getirebilecek riskler taşıdığını savunan Erbakan, Türkiye’nin İslam dünyasındaki anlaşmazlıklarda çatışmanın tarafı olmak yerine arabuluculuk üstlenmesi gerektiğini belirtti.
ABD yönetiminin anlaşmaya verdiği desteğin sorgulanması gerektiğini ifade eden Erbakan, şu değerlendirmede bulundu:
“Amerika ve İsrail, İran ve müttefiklerine karşı istediği neticeyi alamayınca Müslüman ülkeleri birbirlerine karşı vekil güç olarak kullanmak istiyor. Türkiye’yi de İran ve müttefiklerine karşı çatışmanın içerisine çekmek istiyor. Türkiye’yi barışın, çözümün bir parçası değil, sorunun bir parçası hâline getirme anlaşması olarak görüyoruz.”
“Mekke’nin Adını Taşıyan Anlaşmanın İstikameti Washington Değil, Mekke Olmalı”
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın Mısır’ın ittifaka katılmayacağı yönündeki açıklamalarına da değinen Erbakan, taraf ülkelerin oluşturduğu bir anlaşmanın kapsamına ilişkin ABD Büyükelçisinin açıklama yapmasını eleştirdi.
İsrail’in Somaliland bölgesindeki faaliyetlerine dikkat çeken Erbakan, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı’nın güvenliği konusunda Müslüman ülkelerin ortak hareket etmesi gerektiğini söyledi.
Gazze’de yaşanan insani krize de değinen Erbakan, bölgede açlık ve susuzluğun sürdüğünü, ulaştırılan yardımların ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu belirtti.
Müslüman ülkelerin bağımsız ittifaklar kurmasına karşı olmadıklarını vurgulayan Erbakan, şunları kaydetti:
“Biz elbette ki Müslüman ülkelerin bir ittifak yapmasına itiraz etmiyoruz. Müslüman ülkelerin kendi ajandaları doğrultusunda bağımsız bir ittifakı gerçekleştirmelerinden biz memnun oluruz. Ama biz kurulan ittifakların Amerika ve İsrail çıkarlarına hizmet edecek şekilde kurgulanması ihtimaline karşı çıkıyoruz.”
Erbakan, İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin D-8 temelinde geliştirilmesi gerektiğini belirterek, “İslam dünyasının ve bölgenin güvenliği Washington’da çizilen planlarla değil, İslam ülkelerinin kendi iradesiyle ortaya koyduğu ittifaklarla ve birlikteliklerle teminat altına alınabilir. Mekke’nin adını taşıyan bir anlaşmanın istikameti de Washington değil, doğrudan doğruya Mekke olmalıdır.” dedi.
“Fon Soruşturmasındaki 214 Kişilik Liste Açıklanmalı”
Konuşmasının ekonomi bölümünde borsadaki fon soruşturmasına geniş yer ayıran Erbakan, yaşananları “yüzyılın dolandırıcılığı” olarak nitelendirdi.
Fon işlemleri nedeniyle 455 bin vatandaşın doğrudan mağdur edildiğini ve yaklaşık 1 trilyon liralık kayıp yaşandığını öne süren Erbakan, Sermaye Piyasası Kurulu, Borsa İstanbul yetkilileri ve ekonomi yönetiminin gerekli müdahaleleri zamanında yapmadığını savundu.
Borsadaki şirketlerin toplam değerinin son altı ayda 480 milyar dolardan 300 milyar dolara gerilediğini ileri süren Erbakan, hisselerdeki düşüş öncesinde içeriden bilgi alarak işlem yaptığı iddia edilen 214 kişi ve tüzel kişiliğin açıklanmasını istedi.
Erbakan, şu ifadeleri kullandı:
“Asıl skandal ise hisselerdeki çöküşten hemen önce içeriden haber alıp 188 milyar liralık vurgunu gerçekleştiren 214 kişi ve tüzel kişilik. Bu 214 kişinin kim olduğu bellidir. İktidar kanadında bunların listesi vardır ve bu listenin mutlaka açıklanması, sorumlularına gerekenlerin yapılması son derece büyük önem arz etmektedir.”
Bazı kişilerin elde ettikleri kazançları iade ederek sorumluluktan kurtulmaya çalıştığını iddia eden Erbakan, konuyla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına izin verilmemesini de eleştirdi.
Soruşturmanın bütün bağlantılarıyla yürütülmesini isteyen Erbakan, “Madem ortada bir örgüt var, bu örgütün lideri kimdir, bu örgütün diğer üyeleri kimlerdir? Bunları mutlaka kamuoyuyla paylaşmanız ve haklarında gerekenleri yapmanız gerekir. O 214 kişilik liste tek bir isim dahi gizlenmeden derhal açıklanmalı ve siyasi uzantıları da mutlaka yargı önüne çıkarılmalı.” diye konuştu.
“Milletin Buharlaşan 20 Milyar Doları Nerede?”
Vatandaşların güvenli yatırım söylemleriyle fonlara yönlendirildiğini savunan Erbakan, yaklaşık 1 trilyon liralık kaybın yalnızca 18 milyar liralık bölümünün geri alınabildiğini iddia etti.
Erbakan, “Milletin buharlaşan 20 milyar doları nerede?” sorusunu yönelterek, mağdur vatandaşların ana paralarının aylar sonra taksitlerle ödenmesinin enflasyon nedeniyle yeni kayıplar doğuracağını söyledi.
Fon işlemlerinde yaşanan kayıpların kamu kaynaklarına yüklenmemesi gerektiğini vurgulayan Erbakan, şunları kaydetti:
“Sakın ola ki bu fon canavarının açtığı bu kara deliği Ziraat Bankası'nın hazinenin 86 milyonun vergilerine yükleyip de milletin sırtına yıkmaya kalkmayın. Milletin alın terini bu fon canavarına yedirmek, çalanlardan, soyanlardan, hortumlayanlardan söke söke alacaksınız bu mağdur vatandaşlarımızın ana paralarını ve tıkır tıkır hesaplarına yatıracaksınız.”
Mağduriyetlerin gecikmeden giderilmesini isteyen Erbakan, “Hem de bir gün dahi geciktirmeden, bir gün dahi bekletmeden biz Yeniden Refah Partisi olarak bu soygunun en yakın takipçisi olmaya devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Enflasyon Sıfır Olsa Bile Bu Fiyatlarla Geçinmek Mümkün Değil”
Türkiye İstatistik Kurumunun ekim ayı enflasyon verilerini de değerlendiren Erbakan, aylık yüzde 2,58 ve yıllık yüzde 29,77 olarak açıklanan oranların ekonomi yönetiminin hedefleriyle örtüşmediğini savundu.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek döneminde uygulanan ekonomi politikalarına rağmen enflasyonun yeterince düşürülemediğini ileri süren Erbakan, ENAG tarafından yıllık enflasyonun yüzde 45 olarak hesaplandığını aktardı.
Enflasyonun düşmesinin fiyatların gerilemesi anlamına gelmediğini belirten Erbakan, şu ifadeleri kullandı:
“Enflasyon yüzde sıfır dahi olsa bu fiyatların düşeceği anlamına gelmiyor. Mevcut fiyatların aynı şekilde devam edeceği anlamına gelir. Yüzde sıfıra bile düşürseler bu mevcut fiyatlarla dar gelirlinin, emeklinin, emekçinin geçinebilme imkânı maalesef kalmamış.”
Gıda, kira, giyim ve ısınma giderlerindeki artışlara dikkat çeken Erbakan, yaklaşık 28 bin liralık asgari ücret ve 23 bin 550 liralık en düşük emekli maaşıyla temel ihtiyaçların karşılanamadığını söyledi.
“Asgari Ücret En Az 62 Bin Lira Olmalı”
Türk-İş'in ekim ayı verilerine göre açlık sınırının 38 bin liraya, yoksulluk sınırının ise 124 bin liraya ulaştığını belirten Erbakan, mevcut ücret seviyelerinin çalışanların ve emeklilerin geçim koşullarını karşılamaktan uzak olduğunu savundu.
En düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılması gerektiğini vurgulayan Erbakan, “Emeklimiz ve emekçimiz iktidardan sadaka değil, yıllarca döktüğü alın terinin karşılığını istiyor. Buradan açık bir şekilde çağrımızı yapıyoruz. En düşük emekli maaşı mutlaka asgari ücret seviyesine getirilmeli.” dedi.
Asgari ücretin belirlenmesinde yoksulluk sınırının esas alınmasını isteyen Erbakan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“124 bin lira eğer yoksulluk sınırıysa asgari ücretin 62 bin lira en azından olması lazım ki bir haneye gelen iki asgari ücret o haneyi yoksulluktan kurtarabilsin.”
Ücret artışları için gerekli kaynağın bulunabileceğini savunan Erbakan, faiz ödemelerine, kamu israfına ve imtiyazlı holdinglere aktarıldığını belirttiği kaynakların çalışanlara ve emeklilere yönlendirilmesini istedi.
Erbakan, aynı kaynaklardan işverenlere destek sağlanarak asgari ücret artışlarının işletmeler üzerinde ilave maliyet oluşturmamasının mümkün olduğunu ifade etti.
“Milletimizin Kanını Emen Canavarların Sayısı Üçten Dörde Çıktı”
Kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin eleştirilerini sürdüren Erbakan, emeklilere, asgari ücretlilere ve emeklilikte adalet bekleyen vatandaşlara kaynak bulunamadığı yönündeki açıklamalara tepki gösterdi.
Erbakan, “Çünkü kaynaklar canavarlara gidiyor. Faiz canavarı, imtiyazlı holdingler canavarı ve aynı zamanda kamudaki israf canavarı. Üç tane büyük canavardan bahsediyorduk. Şimdi bir de bunlara dördüncü bir canavar olarak fon canavarı eklendi. Milletimizin kanını emen canavarların sayısı maalesef üçten dörde çıktı.” dedi.
2026 yılının ilk dokuz ayında hazineden 2 trilyon 251 milyar lira faiz ödemesi yapıldığını belirten Erbakan, bu tutarın önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 35 arttığını söyledi.
Dokuz aylık faiz ödemelerinin Millî Eğitim Bakanlığının yıllık bütçesini 311 milyar lira aştığını ifade eden Erbakan, kamu harcamalarında önceliklerin değiştirilmesi gerektiğini savundu.
“2027 Bütçesi Borç ve Faiz Bütçesidir”
2027 yılı bütçe teklifini de eleştiren Erbakan, bütçede yaklaşık 3,9 trilyon liralık açık ve 3,97 trilyon liralık faiz ödemesi öngörüldüğünü belirtti.
Bütçenin üreticiye, çalışanlara ve dar gelirli vatandaşlara öncelik vermediğini ileri süren Erbakan, şu ifadeleri kullandı:
“Şimdi meclise getirdikleri 2027 yılı bütçesi de maalesef Londra tefecilerinin bütçesidir. Milletin bütçesi değildir. Rantiyenin bütçesidir. Faiz baronlarının bütçesidir.”
Bütçede yaklaşık 27 trilyon liralık gider ve 23 trilyon liralık gelir öngörüldüğünü aktaran Erbakan, borçlanma ve faiz harcamalarının büyüklüğüne dikkat çekti.
Erbakan, “2027'de vatandaştan toplanacak her 100 liralık verginin 20 lirası faize gidecek. Günde 11 milyar lira, saatte 453 milyon lira faize para aktarılacak.” ifadelerini kullandı.
Yeniden Refah Partisinin Cumhur İttifakı'ndan ayrılma gerekçelerinden birinin ekonomi ve bütçe politikaları olduğunu hatırlatan Erbakan, mevcut bütçe anlayışının değiştirilmesi gerektiğini savundu.
“Sanayici, Esnaf Kan Ağlıyor; Bankalar, Faizciler Bayram Ediyor”
Bankacılık sektörünün yılın ilk dokuz ayında 780 milyar lira net kâr açıkladığını belirten Erbakan, aynı dönemde 93 bin esnafın kepenk kapattığını ve toplam 270 milyar lira tutarındaki 258 bin çekin karşılıksız çıktığını ileri sürdü.
Esnafın ve üreticinin finansmana erişimde ciddi sorunlar yaşadığını ifade eden Erbakan, “Esnaf kan ağlıyor, KOBİ’ler kan ağlıyor, üretici ve sanayici kan ağlıyor; bankalar, faizciler ise bayram ediyor.” dedi.
“Bir Yanda Fon Baronları, Diğer Tarafta Nefes Alamayan Sanayiciler”
Sanayi üretimindeki sorunlara da değinen Erbakan, üretici enflasyonunun yüzde 27 seviyesine ulaştığını, enerji, ham madde ve finansman maliyetlerinin işletmeleri zorladığını söyledi.
Sanayicilerin yüzde 42 faizle kredi kullanarak üretimlerini sürdürmeye çalıştığını belirten Erbakan, Türkiye sanayisinin 31 aydır aralıksız küçüldüğünü öne sürdü.
Erbakan, üretim kapasitesine ilişkin şu verileri paylaştı:
“Bir yanda tek tuşla milyarlar indiren fon baronları diğer tarafta alın teriyle mücadele eden ama artık nefes alamayan sanayiciler ve emekçilerimiz… Fabrikalarımızda, sanayimizde çarklar durdu. Kapasite kullanımı genel sanayide %74, tekstilde %69, makine sanayinde %64'e kadar düştü. Her üç makineden bir tanesi çalışmıyor, şalter indirildi.”
Yılın ilk 10 ayında konkordato başvurusunda bulunan şirket sayısının 5 bine yaklaştığını, 249 şirketin ise iflas ettiğini belirten Erbakan, kapanan işletmelerin üretim ve istihdam üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
Tekstil ve hazır giyim sektörlerinde son 18 ayda 5 bin 777 atölye ve fabrikanın kapandığını ileri süren Erbakan, 121 bin kişinin işini kaybettiğini ve aileleriyle birlikte 500 binden fazla vatandaşın bu süreçten etkilendiğini söyledi.
Erbakan, “Soruyoruz, rantiyeciye, tefeciye, fon vurguncusuna, imtiyazlı holdinglere gelince muslukları sonuna kadar açan iktidar, Anadolu'nun dört bir yanında sanayicinin ve işçinin ocağı sönerken nerededir?” diye sordu.
Yeniden Refah Partisinin ekonomi politikalarında üretim ve istihdamı önceleyeceğini belirten Erbakan, “Biz desteğimizi faiz baronlarına ve rantiyeye, imtiyazlı holdinglere değil, üreticiye, sanayiciye, işçiye, emekçiye ve emekliye vereceğiz. Çiftçiye ve köylüye vereceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Dünyayı Kirletenlerin Faturasını Türk Sanayicisi ve Çiftçisi Ödememeli”
Antalya'da 9-20 Kasım tarihlerinde düzenlenecek COP31 Zirvesi'ne ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Erbakan, organizasyonun kamuya maliyetini ve iklim politikalarının Türkiye ekonomisine olası etkilerini eleştirdi.
Zirve kapsamında katılımcılar, güvenlik görevlileri ve Birleşmiş Milletler personelinin seyahat giderleri için yapılacak harcamaların sorgulanması gerektiğini belirten Erbakan, emekli ve çiftçiler için kaynak bulunamadığının söylendiği bir dönemde bu harcamaların gündeme alınmasını istedi.
Türkiye'nin küresel karbon salımındaki payının yaklaşık yüzde 1 olduğunu ifade eden Erbakan, yüksek emisyon oranlarına sahip ülkelerin daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savundu.
Erbakan, “Dünyayı Amerika, Çin ve Avrupa kirletecek, Türkiye temizleyecek, faturasını da Türk sanayicisi ve Türk çiftçisi ödeyecek. Böyle bir adaletsizliğe asla evet diyebilmemiz mümkün değil.” dedi.
Karbon vergileri ve iklim düzenlemelerinin sanayi, tarım ve hayvancılık sektörleri üzerinde yeni maliyetler oluşturabileceğini belirten Erbakan, Türkiye'nin gıda güvenliğinin korunması gerektiğini vurguladı.
ABD'nin Paris İklim Anlaşması'ndan çekilmesini örnek gösteren Erbakan, iklim politikalarının ülkeler arasında eşit sorumluluk temelinde yürütülmediğini savundu.
Hayvancılık ve tarım faaliyetlerine yönelik kısıtlamaların Türkiye'yi ithalata ve alternatif gıda ürünlerine bağımlı hâle getirebileceğini ileri süren Erbakan, şunları söyledi:
“Ne olacak hayvancılığı ve tarımı kısıtlayınca gıda güvenliğimiz tehdit altına, tehlike altına girecek ve en sonunda siyonistlerin projesi olan yapay etlere milletimizi mecbur bırakma noktasına gidecek. Biz Yeniden Refah Partisi olarak bu senaryoya başından sonuna kadar karşı çıktık.”
Merhum Başbakan Necmettin Erbakan'ın ekonomi ve üretim politikalarına atıfta bulunan Erbakan, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
“Merhum liderimiz Erbakan Hocamızın onlar ortak biz pazar olmayacağız dediği gibi ortak pazarla ilgili olarak biz de bugün haykırıyoruz. Onlar dünyayı kirletirken biz karbon ayak izi masallarıyla sanayisini kapatan tarım ve hayvancılığını bitirip yapay ete ve ithalata mahkûm edilen bir pazar ülke olmayacağız. Bunu reddediyoruz.”
Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr. Fatih Erbakan, partisinin ekonomi politikalarında üreticinin, çiftçinin, sanayicinin, esnafın, emeklinin ve çalışanların desteklenmesini esas aldığını belirterek, fon soruşturmasındaki mağduriyetlerin giderilmesi ve sorumluların ortaya çıkarılması için sürecin takipçisi olacaklarını yineledi.