Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi: “Kemirgen atıklarını kuru süpürmeyin”
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, İzmir’de Hantavirüslerin bulaşma yolları, belirtileri, tedavi süreçleri ve risk gruplarına ilişkin bilgi verdi. Kemirgen atıklarının kuru süpürülmemesi gerektiğini vurgulayan Sipahi, doğru temizlik ve dezenfeksiyon yöntemlerini anlattı.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD Öğretim Üyesi ve Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Oğuz Reşat Sipahi, kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaşabilen Hantavirüsler konusunda uyarılarda bulundu. Sipahi, hastalığın Türkiye’deki seyri, bulaş yolları, korunma yöntemleri, tedavi süreçleri ve risk gruplarına ilişkin değerlendirmeler yaptı.
“Türkiye’de en sık Dobrava ve Puumala alt tipleri görülüyor”
Hantavirüslerin yapısı ve enfeksiyonun belirtileri hakkında bilgi veren Prof. Dr. Sipahi, “Hantavirüsler, Bunyaviricetes sınıfından, Hantaviridae ailesine ait RNA virüsleridir. Bu virüsler temel olarak ateş, böbrek yetmezliği veya solunum yetmezliği gibi semptomlarla kendini gösteren çeşitli alt tiplere sahiptir” dedi.
Klinik tablonun virüsün türü ve kişinin bağışıklık durumuna göre değişebildiğini belirten Sipahi, “Bazı bireyler enfeksiyonu asemptomatik, yani hiçbir belirti göstermeden atlatırken, bazıları ise hafif vakalardan ölüme kadar varabilen ağır tablolarla karşılaşabilir. Dünya genelinde yaklaşık 40 farklı alt tipi bulunan Hantavirüslerin Türkiye’de en sık görülen türleri ‘Dobrava’ ve ‘Puumala’ alt tipleridir” ifadelerini kullandı.
Kemirgen atıkları en önemli bulaş kaynakları arasında
Virüsün temel bulaş kaynağının kemirgenler, özellikle de fareler olduğunu kaydeden Prof. Dr. Sipahi, kemirgenlerin dışkı ve idrar gibi atıklarından uzak durulmasının korunmada önemli olduğunu vurguladı.
İnsandan insana bulaş riskinin bazı özel alt tiplerde bildirildiğini ancak genel olarak düşük olduğunu ifade eden Sipahi, “Kemirgen dışkısı, idrarı veya yuva materyali bulunan alanlar kuru süpürülmemeli, elektrikli süpürgeyle temizlenmemeli ve toz kaldırılmamalıdır. Temizlik öncesinde alan havalandırılmalı; eldiven ve maske kullanılmalıdır. Atıklar, dezenfektanla ıslatıldıktan sonra temizlenmelidir” diye konuştu.
“Bir ölçü çamaşır suyuna dokuz ölçü su”
Temizlik sırasında uygulanması gereken dezenfeksiyon yöntemini de anlatan Prof. Dr. Sipahi, “Ev tipi çamaşır suyu ile dezenfektan hazırlanacaksa, 1 ölçü çamaşır suyu 9 ölçü suyla karıştırılmalıdır. Örneğin bir bardak çamaşır suyuna dokuz bardak su eklenebilir. Bu karışım taze hazırlanmalı, kemirgen atıklarının bulunduğu alan tamamen ıslatılmalı ve birkaç dakika bekletildikten sonra atıklar kağıt havlu veya bezle dikkatlice toplanmalıdır” dedi.
Toplanan atıkların ve temizlik sırasında kullanılan malzemelerin plastik bir poşete konulması, poşetin ağzının sıkıca kapatılarak çöpe atılması gerektiğini belirten Sipahi, “Çamaşır suyu kesinlikle başka temizlik ürünleriyle karıştırılmamalıdır. İşlem sonrası eller sabun ve suyla yıkanmalıdır. Çünkü virüs, atıkların tozlanmasıyla havaya karışan aerosoller vasıtasıyla solunum yoluyla bulaşmaktadır” ifadelerini kullandı.
Tedavide destek sürecinin önemine dikkat çekti
Hantavirüs enfeksiyonunun tedavisine ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Sipahi, “Hantavirüs enfeksiyonu için şu an dünya genelinde veya Sağlık Bakanlığımızca onaylanmış özgün bir ilaç tedavisi bulunmamaktadır. Ancak ribavirin, favipiravir, bazı steroidler gibi antiviral ve destekleyici ilaçlar tedavi süreçlerinde kullanılabildiği bildirilmiştir” diye konuştu.
Özellikle böbrek ve akciğer yetmezliğinin geliştiği akut döneme dikkat çeken Sipahi, “Tedavideki en kritik nokta, özellikle böbrek ve akciğer yetmezliği gelişen akut dönemde hastaya uygulanan destek tedavisidir. Hastanın bu süreci destek tedavi ile sağ atlatması sağlanabilirse, bağışıklık sistemi toparlanarak virüsü yenebilmektedir” dedi.
Türkiye’de rutin kullanılan Hantavirüs aşısı bulunmuyor
Aşı çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Sipahi, belirli Hantavirüs türlerine karşı Çin ve Güney Kore’de kullanılan, üç dozla yaklaşık yüzde 75 koruyuculuk sağlayan aşıların bulunduğunu aktardı. Sipahi, DNA ve mRNA tabanlı aşılar üzerindeki çalışmaların sürdüğünü, Türkiye’de ise rutin uygulamada kullanılan bir Hantavirüs aşısının bulunmadığını belirtti.
“Virüs sanılandan daha yaygın olabilir”
Türkiye’deki mevcut durumu değerlendiren Prof. Dr. Sipahi, “Türkiye’de, hastalık özellikle Zonguldak ve Karadeniz Bölgesi’nde görülebilmektedir. Buna karşı hem Karadeniz Bölgesi’nde, hem de İzmir ve çevresinde yapılan araştırmalar, toplumun belirli bir kesiminin bu virüsle daha önce karşılaştığını göstermektedir” dedi.
Veterinerler ve çiftçiler gibi risk grupları ile hemodiyaliz hastalarına ilişkin araştırma sonuçlarını paylaşan Sipahi, “Hantavirüse karşı antikor pozitifliği, yani kişinin virüsle daha önce karşılaşmış olma oranının yüzde 1-5 arasında olduğu saptanmıştır. Bu veriler, virüsün sanılandan daha yaygın olabileceğini ancak vakaların büyük çoğunluğunun muhtemelen belirtisiz veya hafif semptomlarla seyrettiğini ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.
Hantavirüsün küresel ölçekte oluşturabileceği riske de değinen Prof. Dr. Sipahi, “Mevcut durum ve alınan önlemlerle Hantavirüsün Covid-19 benzeri küresel bir pandemiye yol açmasını beklemiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI