MECİTÖZÜ'NÜN SOKAKLARI DURUYOR, İNSANLARI NEREDE?

MECİTÖZÜ'NÜN SOKAKLARI DURUYOR, İNSANLARI NEREDE?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 21, 2026 - 11:34

Bir zamanlar geceleri bile hayatın eksik olmadığı sokaklarda, şimdi hatıralar dolaşıyor…

İnsan bazen bir şehre, bir ilçeye, bir köye uğrar da oradan yalnızca geçip gidemez. Gözleri gördüklerine takılır, gönlü geçmişe gider, hatıraları birer birer canlanır.

Benim için Mecitözü işte böyle bir yerdir.

Çocukluğumun, gençliğimin, arkadaşlıklarımın, ilk heyecanlarımın, dostluğun ve vefanın ne demek olduğunu öğrendiğim yılların geçtiği memleketim…

Bugün yine Mecitözü'nden geçtim.

Ama bu defa içim biraz daha fazla burkuldu.

Akşam olmuştu. Sokaklara baktım, dükkânlara baktım, yıllarca önünden geçtiğimiz kahvehaneleri aradım.

Bir zamanlar her mahallesinde üç beş kahvehanenin bulunduğu, akşamları insanların evlerine girmekte zorlandığı Mecitözü'nde, gördüğüm manzara beni gerçekten üzdü.

Dükkânların çoğu kapanmış, sokaklar sessizliğe bürünmüştü.

Görebildiğim kadarıyla belediye binasının altındaki kahvehane ile Çağlar Kuruyemiş açıktı. Başka açık bir yer gözüme ilişmedi.

Bir an durup kendi kendime sordum:

Nereye gitti bu insanlar? Nereye gitti bizim Mecitözü'müz?

Oysa bizim çocukluğumuzda böyle miydi?

Doğu Mahallesi'nden çıkardık. Sarıdede Mahallesi'ne, oradan Tutluk Mahallesi'ne, Mescit Mahallesi'ne, Bahçelievler Mahallesi'ne kadar dolaşırdık.

Hem de bazen aynı yolları bir gecede iki üç defa yürürdük.

Niye mi?

Çünkü arkadaşlarımız vardı.

Çünkü muhabbetimiz vardı.

Çünkü birbirimizi görmekten, konuşmaktan, birlikte vakit geçirmekten mutluluk duyardık.

Ali Taş, İsmail Uçar, Tekin Yüksek, Arif Duran, Rıza Elma, Hüseyin Yıldız…

İsimlerini yazarken bile gözümün önünden o güzel yıllar geçiyor.

İki arkadaş yan yana geldik mi üçüncüsü, dördüncüsü de katılırdı. Bir bakmışsınız küçük bir arkadaş topluluğu olmuşuz.

Ne telefon vardı elimizde ne de bugünkü imkânlar.

Ama konuşacak çok şeyimiz vardı.

Bazen aynı mahalleden gün içinde birkaç defa geçerdik. Her geçişimizde başka bir arkadaşla karşılaşır, başka bir sohbetin içine girerdik.

Çarşıda sınıf arkadaşlarımızı görürdük. Bazen bir kahvehanenin önünde oturur, bazen ayaküstü saatlerce konuşurduk.

Kimsenin acelesi yok gibiydi.

Daha doğrusu, birbirimize ayıracak zamanımız vardı.

Şimdi düşünüyorum da bizim zenginliğimiz cebimizdeki para değilmiş.

Bizim zenginliğimiz birbirimizmiş.

Bugün ise insanın elinde dünyanın öbür ucuyla konuşabileceği telefon var ama yanı başındaki insanla konuşmaya vakti yok.

Otobüse, dolmuşa biniyoruz. Yan yana oturuyoruz. Herkesin başı telefonunda.

İnerken tesadüfen birbirimizi fark ediyoruz.

“Aaa! Sen de mi buradaydın, hiç görmedim!” diyoruz.

Eskiden uzaktan gördüğümüz arkadaşımıza yetişmek için adımlarımızı hızlandırırdık. Şimdi yanımızdaki arkadaşımızı fark etmiyoruz.

Teknoloji ilerledi, yollar kısaldı, haberleşmek kolaylaştı.

Ama ne yazık ki gönüller arasındaki mesafeler uzadı.

Elbette bugün de güzel insanlar, vefalı dostlar var. Fakat eski günlerin o içten muhabbetini, birbirine zaman ayıran insanlarını aramamak mümkün mü?

Geçtiğimiz günlerde Çorum'a geldiğimi duyan kıymetli dostlarım Ali Gümüş ve Haşim Seçgel ile yine bir araya geldik.

Sohbet dönüp dolaşıp Mecitözü'ne geldi.

Onlar da aynı özlemi taşıyorlardı.

“Mecitözü'ne gidiyoruz ama fazla kalamadan yeniden Çorum'a dönüyoruz. Eski tadı yok. İnsan yok. Eskiden oturacak, sohbet edecek, vakit geçirecek ne çok yer vardı. Şimdi iki lokanta kalmış, onlar da erken kapanıyor. Bazen Mecitözü'ne gidip yemeğimizi bile Çorum'da yiyoruz.”

Bu sözler beni daha da düşündürdü.

Bir ilçenin yalnızca nüfusu mu azalır?

Hayır!

İnsanları gittikçe çarşısının bereketi, sokaklarının neşesi, kahvehanelerinin muhabbeti de azalır.

Bir dükkân kapandığında yalnızca bir esnaf kepenk indirmez. O dükkânın önünde kurulan dostluklar, yapılan sohbetler, paylaşılan hatıralar da eksilir.

Bir kahvehane kapandığında yalnızca masalar ve sandalyeler ortadan kalkmaz. Orada yıllarca bir araya gelen insanların buluşma noktası da kaybolur.

İşte benim üzüntüm biraz da bundandır.

Çünkü ben Mecitözü'nün yalnızca binalarını değil, insanlarını da seviyorum.

Geçtiğimiz günlerde Mecitözü üzerine yazdığım bir yazının ardından çok kıymetli hocam Nevin Sürek bana bir mesaj gönderdi.

Şöyle diyordu:

“Hidayet bunları yazıyorsun ama Mecitözü için hiçbir şey yapmıyorsunuz. Nüfus giderek azalıyor. Yatırım yok. Olan da işe yaramıyor. Fakir çok, iş yok, yakında kasaba olur. Geriden özlem duyanlaraara sesleniyorum.”

Hocamın bu sözlerini okuyunca düşündüm.

Haksız mı?

Hayır, elbette söylediklerinde üzerinde durulması gereken çok önemli gerçekler var.

Çünkü memleket sevgisi yalnızca eski günleri anlatmakla, hatıraları yad etmekle sınırlı kalmamalı.

İnsanların doğduğu yerde yaşayabilmesi, gençlerin iş bulabilmesi, esnafın ayakta kalabilmesi, çiftçinin emeğinin karşılığını alabilmesi de memleket meselesidir.

Ama kıymetli hocama şunu da söylemek isterim:

Hocam, biz Mecitözü'nü yalnızca uzaktan özleyenlerden olmadık. Elimizden geldiğince taşın altına elimizi koymaya da çalıştık.

Yıllarca gazetecilik yaptık. İlçemizin sorunlarını dile getirdik. Doğru bildiklerimizi yazdık, yanlış gördüklerimizi eleştirdik.

Mecitözü'nde sağlık hizmetlerinin gelişmesi için yürütülen çalışmalarda, hastane yerinin belirlenmesi ve gerekli girişimlerin yapılması konusunda dönemin yetkilileriyle birlikte gayret gösterdiğimiz günleri unutmadım.

Bekir Aksoy'u, dönemin Çorum Valisi Mustafa Yıldırım'ı, kaymakamlarımız Harun Kaya ve Atilla Şahin'i Belediye Başkanımız Selçuk Aksoyu bu çalışmalar vesilesiyle hatırlıyorum.

Elbette bir ilçenin geleceği tek kişinin gayretiyle değişmez.

Ama herkes kendi imkânı, görevi ve sorumluluğu ölçüsünde katkı sunabilir.

Bizim elimizde de kalemimiz vardı.

Bugün de var.

Belki bir fabrika kuracak imkânımız yok. Belki yüzlerce gencimize iş verecek gücümüz yok.

Ama bir yanlışın düzeltilmesine vesile olmak, bir sorunu yetkililere duyurmak, bir güzel insanın emeğini hatırlatmak, bir memleketin unutulmasına gönlümüz razı olmadığı için yazmak da küçümsenecek bir hizmet değildir.

Yeterli midir?

Elbette değildir.

İşte bu yüzden Nevin hocamın sitemini önemsiyorum.

Çünkü onun sözlerinde de Mecitözü sevgisi var.

Asıl mesele kimin ne kadar hizmet ettiğini tartışmak değil, bundan sonra hep birlikte ne yapabileceğimizi düşünmektir.

Mecitözü'nün yeniden canlanması için yalnızca geçmişi anlatmak yetmez.

Gençlerin ilçede kalabileceği iş imkânları oluşturulmalı. Tarım ve hayvancılık desteklenmeli. Küçük esnaf korunmalı. Üretim teşvik edilmeli. İlçeye yatırım yapabilecek hemşehrilerimiz bir araya getirilmeli.

Belediyemiz, kaymakamlığımız, sivil toplum kuruluşlarımız, iş insanlarımız ve Mecitözü dışında yaşayan hemşehrilerimiz ortak bir gelecek için buluşmalı.

Bir zamanlar insanıyla, esnafıyla, pazarıyla, okullarıyla canlı olan bu ilçenin yeniden ayağa kalkması için herkesin söyleyecek bir sözü, yapacak bir işi olmalı.

Hele gençlerimiz…

Onlara sahip çıkamazsak yarın anlatacağımız hatıraları dinleyecek insan bulmakta bile zorlanabiliriz.

Bizim çocukluğumuzda Mecitözü'nün mahalleleri çocuk sesleriyle doluydu.

Bugün o sokakların sessizliği bize bir şey anlatıyor.

Bu sessizliği duymalıyız.

Çünkü bir memleket yalnızca yolları, binaları, kaldırımları ve meydanlarıyla yaşamaz.

Bir memleket insanıyla yaşar.

Sabah dükkânını açan esnafıyla, tarlasına giden çiftçisiyle, okuluna koşan çocuğuyla, akşam kahvehanede buluşan dostlarıyla yaşar.

Birbirinin hâlini hatırını soran insanlarıyla yaşar.

Bizim özlediğimiz Mecitözü biraz da budur.

Ben bugün Mecitözü'nün sokaklarında dolaşırken yalnızca kapalı dükkânları görmedim.

Ali Taş'la, İsmail Uçar'la, Tekin Yüksek'le, Arif Duran'la, Rıza Elma'yla, Hüseyin Yıldız'la yürüdüğümüz o eski yolları da gördüm.

Kulaklarımda eski arkadaşlarımızın sesleri vardı.

Sanki birazdan bir köşeden bir arkadaşımız çıkacak, “Nereye gidiyorsunuz, biz de gelelim!” diyecekti.

Ama çıkmadı.

Sokaklar aynı sokaklardı.

Yollar aynı yollardı.

Değişen, o yolları dolduran insanlardı.

İşte insanın içini acıtan da bu.

Ben memleketimi seviyorum.

Kayı Köyü'nü de seviyorum, Mecitözü'nü de, Çorum'u da…

Çünkü vatan sevgisi yalnızca ay yıldızlı bayrağımızı gururla dalgalandırmak değildir.

O bayrağın altında yaşayan insanlara, doğduğumuz topraklara, bizi yetiştiren öğretmenlere, ekmeğini bölüştüğümüz dostlara ve bizden sonraki nesillere sahip çıkmaktır.

Vefa yalnızca geçmişi hatırlamak değildir.

Vefa, geçmişin hatıralarını geleceğin umuduna dönüştürebilmektir.

Bugün Mecitözü'nün boş sokaklarına bakarken içimden geçen en büyük dilek şuydu:

Allah'ım, bu sokaklar yeniden çocuk sesleriyle dolsun.

Esnafımızın yüzü gülsün.

Gençlerimiz doğdukları topraklarda iş bulabilsin.

Kahvehanelerimizde yeniden dost meclisleri kurulsun.

İnsanlarımız birbirine selam vermeyi, hâl hatır sormayı, bir dostun kapısını çalmayı unutmasın.

Çünkü biz eski Mecitözü'nü yalnızca özlemek istemiyoruz.

Biz Mecitözü'nün yeniden yaşamasını istiyoruz.

Ve unutmayalım:

Bir memleketin en büyük kaybı eski binalarının yıkılması değil, insanlarının oradan umudunu kesmesidir.

Bir memleketin en büyük kazancı ise insanlarının yeniden orada bir gelecek görebilmesidir.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.