NE ZAMAN MERHAMETİMİZLE İNSAN OLACAĞIZ?

NE ZAMAN MERHAMETİMİZLE İNSAN OLACAĞIZ?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 9, 2026 - 12:54

İyiliğin zayıflık, başarının tehdit, adaletin ise rahatsızlık olarak görüldüğü bir toplumda asıl kaybettiğimiz şey nedir?

İnsan olmak yalnızca nefes almak, çalışmak, kazanmak, makam sahibi olmak ya da toplum içinde görünür olmak değildir.

İnsan olmak; başkasının acısını hissedebilmek, başarısından rahatsız olmamak, hakkını gözetmek, güçsüzün yanında durmak ve eline güç geçtiğinde adaletten ayrılmamaktır.

Bugün belki de en çok bunu hatırlamaya ihtiyacımız var.

Çünkü giderek daha fazla, başkasının başarısını kendi başarısızlığımız gibi görüyoruz.

Bir insan yükseldiğinde “Ne güzel, başardı” demek yerine “Neden o?” diye sorabiliyoruz.

Bir kadın güçlü ve başarılı olduğunda, kararlılığı “sertlik”, hakkını savunması “otoriterlik” olarak yorumlanabiliyor.

Oysa bir başkasının ışığı bizim karanlığımız değildir.

Başkasının yükselmesi, bizim değerimizi azaltmaz.

İYİLİK ZAYIFLIK DEĞİLDİR

İyi insanların da en büyük sınavlarından biri, iyiliklerinin zamanla bir görev gibi görülmesidir.

Sürekli anlayış gösteren insandan hep anlayış beklenir. Affeden insanın sınırları yok sanılır. Fedakârlık yapanın daha fazlasını yapması beklenir.

Oysa iyilik, insanın kendisini yok sayması değildir.

Merhamet göstermek başka, kendini kullandırmak başkadır.

Gerçek olgunluk; iyilik yaparken sınır koyabilmek, hakkı savunurken kendi hakkını da koruyabilmektir.

ADALET HER ZAMAN ALKIŞLANMAZ

Adalet de herkesi memnun etmek değildir.

Bazen doğru olanı söylemek, bazen sınır koymak, bazen de sevdiğimiz bir insanın yanlışına “yanlış” diyebilmektir.

Çalışma hayatında da durum farklı değildir. Emeğiyle öne çıkan, sorumluluk alan ve işini hakkıyla yapan insanların başarısı kimi zaman takdir yerine kıskançlıkla karşılanabiliyor.

Dışlamak, dedikodu yapmak, emeği küçümsemek, bilgiyi paylaşmamak ya da kişiyi yalnız bırakmak açık bir çatışma kadar görünür olmayabilir. Fakat bunların her biri insanı yoran ve çalışma huzurunu bozan davranışlara dönüşebilir.

Çünkü başkasının emeğini küçültmek, bizim emeğimizi büyütmez.

KADININ BAŞARISI NEDEN RAHATSIZ EDİYOR?

Hâlâ bazı çevrelerde başarılı bir kadın, olması gerekenden fazla sorgulanıyor.

Bir erkek kararlı olduğunda “güçlü”, kadın kararlı olduğunda “sert” denilebiliyor.

Oysa başarı cinsiyetle değil; emek, bilgi, liyakat, deneyim ve karakterle ölçülmelidir.

Bir kadının başarısı başka bir kadının kaybı değildir.

Başarı, paylaştıkça eksilen değil; örnek oldukça çoğalan bir değerdir.

ASIL MESELE VİCDAN

Bütün yollar sonunda aynı yere çıkıyor:

Vicdan.

Çünkü insanın gerçek karakteri, kimsenin görmediği yerde ortaya çıkar.

Bir başkasının başarısını küçümsemek kolaydır.

Arkasından konuşmak kolaydır.

Onu yalnız bırakmak kolaydır.

Zor olan ise bunları yapabilecek güce sahipken yapmamaktır.

Zor olan, başkasının başarısını gönülden alkışlamaktır.

Zor olan, haksızlık bize yapılmadığında da haksızlığın karşısında durmaktır.

Ve en zoru, bize kötülük yapıldığında bile o kötülüğe dönüşmemektir.

BİRBİRİMİZİN IŞIĞINI SÖNDÜRMEYELİM

Hepimizin hayat hikâyesi farklı.

Kimi erken fark edilir, kimi yıllarca mücadele eder. Kimi destek görür, kimi yolunu tek başına yürür.

Fakat hiçbirimizin hikâyesi diğerinin hikâyesini değersizleştirmez.

Başkasının itibarsızlaştırılması bizim itibarımızı artırmaz.

Başkasının yalnızlığı bize dostluk kazandırmaz.

Başkasının hakkını almak bizim hakkımızı büyütmez.

Ve bir insanın kalbini kırmak, bizim hayatımızı güzelleştirmez.

Bu nedenle birbirimizin ışığını söndürmek yerine, kendi ışığımızı yakmayı öğrenmeliyiz.

NE ZAMAN MERHAMETİMİZLE İNSAN OLACAĞIZ?

Ne zaman başkasının başarısını tehdit olarak görmekten vazgeçeceğiz?

Ne zaman farklı olanı dışlamak yerine anlamaya çalışacağız?

Ne zaman güçlü olanın karşısında değil, haksızlığın karşısında duracağız?

Ne zaman adaleti yalnızca bize uygulandığında değil, başkasına uygulandığında da savunacağız?

Ve ne zaman “O neden başarılı?” demek yerine, “Ben kendimi nasıl geliştirebilirim?” diye soracağız?

Çünkü makamlar değişir.

Unvanlar gelir geçer.

Alkışlar diner.

İnsanların düşünceleri değişir.

Geriye ise insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığında vereceği cevap kalır.

Belki de hayatın en büyük başarısı, herkes tarafından sevilmek değildir.

Asıl başarı, yıllar sonra aynaya baktığımızda kendimizden utanmamaktır.

İnsan makamını, parasını, çevresini kaybedebilir.

Ama vicdanını kaybetmediyse yeniden ayağa kalkabilir.

Çünkü insanı insan yapan, sahip oldukları değil; elindekilerle başkalarına nasıl davrandığıdır.

Ve belki de cevap çok basit:

Başkasının ışığından rahatsız olmak yerine, kendi içimizde bir ışık yakmayı öğrendiğimiz gün gerçekten insan olacağız.

Ne zaman merhametimizle insan olacağız?

Belki de bugün…