SAYIN İLHAM ALİYEV’E MEKTUP: TEK MİLLET, İKİ DEVLET; ORTAK TARİH, ORTAK HASSASİYET

SAYIN İLHAM ALİYEV’E MEKTUP: TEK MİLLET, İKİ DEVLET; ORTAK TARİH, ORTAK HASSASİYET

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 21, 2026 - 11:38

Sayın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,

Bu mektubu size siyasi bir tartışmanın tarafı olarak değil, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliğe yürekten inanan, Azerbaycan’ı kendi vatanından ayrı görmeyen bir Türk vatandaşı olarak yazıyorum. Maksadım bir ülkenin tercihlerine müdahale etmek değil; ortak tarihimizin, hafızamızın ve kardeşlik hukukunun bize yüklediği sorumluluğu samimi bir dille ifade etmektir.

Tek millet, iki devlet sözü, yalnızca diplomatik bir ifade veya törenlerde tekrarlanan bir slogan değildir. Bu söz, sevinci ve kederi paylaşan iki halkın tarihî yakınlığını, birbirine duyduğu güveni ve ortak geleceğe ilişkin inancını anlatır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağın gücü, her konuda aynı düşünmemizden değil, farklılıklarımızı aşabilecek kadar köklü bir kardeşliğe sahip olmamızdan gelir. Bu nedenle bir kardeşin dile getirdiği kaygıyı, öncelikle hangi iyi niyetten doğmuş olabileceğini anlamaya çalışarak değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye’de bazı konularda dile getirilen endişelerin temelinde Azerbaycan’ın içişlerine müdahale etme arzusu değil, geçmişte bizzat yaşadığımız acıların yeniden yaşanmaması yönündeki samimi bir temenni bulunmaktadır. Özellikle başörtüsü meselesi, bu tarihî hafızanın önemli bir parçasıdır. Türkiye, bir dönem inancı ve kıyafeti nedeniyle eğitim hakkı engellenen, çalışma hayatında ayrımcılığa uğrayan, hayalleri ve umutları örselenen kadınların ve genç kızların yaşadığı haksızlıklara tanıklık etti. Bu insanların gözyaşları, toplumumuzun hafızasında silinmesi kolay olmayan izler bıraktı.

Bugün Azerbaycan söz konusu olduğunda benzer hassasiyetlerin dile getirilmesi, bu acıların kardeş bir ülkede de yaşanabileceği endişesinden kaynaklanabilir. Bu endişeyi dile getirmek, Azerbaycan’ın egemenlik haklarını sorgulamak veya kararlarına müdahale etmek anlamına gelmez. Bir ülkenin bağımsızlığına saygı duymak ile o ülkenin geleceği için iyi niyetli kaygılar taşımak birbirinin karşıtı değildir. Türkiye’nin geçmişinden çıkarılan dersleri Azerbaycanlı kardeşlerimizle paylaşmak da ancak bu çerçevede anlam kazanır. Buradaki temel düşünce, Azerbaycan’a ne yapması gerektiğini söylemek değil, Türkiye’nin yaşadıklarının geleceğe yönelik bir tecrübeye dönüşmesini temenni etmektir.

Bu noktada özellikle vurgulamak isterim: İyi niyetle dile getirilen bir kaygıyı, sırf farklı bir ülkede yaşanan bir meseleye ilişkin olduğu için içişlerine müdahale olarak nitelendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Müdahale ile görüş bildirmek, baskı kurmak ile samimi bir endişeyi paylaşmak arasında açık bir fark vardır. Benim yaklaşımım, bu farkın korunması gerektiği yönündedir. Azerbaycan’ın kararları Azerbaycan’a aittir; ancak iki halk arasındaki tarihî yakınlık, birbirimizin yaşadıklarına kayıtsız kalmamamızı da anlaşılır kılar. Kardeşlik, karşı tarafa hükmetmek değil, onun iyiliğini kendi iyiliğinden ayrı düşünmemektir.

Filistin’de yaşananlar da Türkiye toplumunun vicdanında derin bir yer tutmaktadır. Sivillerin maruz kaldığı acılar, yıkım ve uluslararası hukuk bakımından tartışılan ağır ihlaller karşısında Türk halkı güçlü bir adalet ve insanlık hassasiyeti taşımaktadır. Bu meselede Arjantin gibi ülkelerin tutumları dahi Türkiye’de gönül kırgınlığı oluşturabilirken, Azerbaycan’dan duyulan beklentinin daha farklı ve daha duygusal bir zeminde şekillenmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü insan, kendisine en yakın hissettiği kardeşinden yalnızca siyasi ortaklık değil, ortak vicdanın hassasiyetlerine de anlayış göstermesini bekler. Bu beklenti, Azerbaycan’a karşı bir suçlama değil, kardeşlik bağımızın doğal bir sonucudur.

Elbette Türkiye ile Azerbaycan her uluslararası meselede aynı değerlendirmeyi yapmak zorunda değildir. Devletlerin kendi şartları, öncelikleri ve diplomatik sorumlulukları vardır. Ancak farklılıkların karşılıklı anlayışla konuşulabilmesi, ilişkilerimizin gücünü azaltmaz; aksine onu daha olgun ve dayanıklı hâle getirir. Önemli olan, samimi eleştirileri düşmanlık olarak görmemek ve farklı görüşlerin iki millet arasında kalıcı bir güvensizliğe dönüşmesine izin vermemektir.

Ayrıca iki ülke arasındaki görüş ayrılıklarının, bu yakınlığı zayıflatmak isteyen çevreler tarafından istismar edilebileceği ihtimalini de göz ardı etmemeliyiz. Başörtüsü gibi toplumsal hafızada derin izler bırakan konuların bir ayrışma unsuruna dönüşmesi, ne Türkiye’nin ne de Azerbaycan’ın yararınadır. Bu nedenle her açıklamayı peşinen kötü niyetle ilişkilendirmek yerine, dile getirilen kaygının kaynağını ve maksadını anlamaya çalışmak daha sağlıklı olacaktır. Kardeşliğimizi korumanın yolu, birbirimizin niyetini sorgulamakla yetinmek değil, karşılıklı güveni güçlendirecek bir iletişim kurmaktır.

Sayın Cumhurbaşkanı,

Ben şahsen ülkelerin içişlerine müdahale edilmemesi gerektiğine inanan biriyim. Bu nedenle bu mektubu da bir müdahale girişimi olarak değil, tamamen şahsi düşüncelerimi ve samimi duygularımı ifade eden bir kardeşlik çağrısı olarak kaleme alıyorum. Sizi ve Azerbaycan halkını seven bir insan olarak, bazı meselelerde karşılıklı hassasiyetlerin daha geniş bir anlayışla değerlendirilmesinin hepimiz için yararlı olacağını düşünüyorum. Bu sözlerimde ne bir dayatma ne de bir siyasi hesap vardır; yalnızca Türkiye’nin yaşadığı acıların başka bir yerde tekrarlanmamasını isteyen iyi niyetli bir yaklaşım bulunmaktadır.

Bizim tarihimiz, kolay kazanılmış bir kardeşliğin tarihi değildir. Bu bağ, nice zorluğun, mücadelenin ve ortak kader duygusunun içinden geçerek bugüne ulaşmıştır. Dolayısıyla dönemsel anlaşmazlıkların, farklı değerlendirmelerin veya yanlış anlaşılmaların bu köklü ilişkiye zarar vermesine izin vermemeliyiz. Türkiye’nin geçmişte yaşadıklarını Azerbaycan için bir tecrübe, Azerbaycan’ın kendi yolculuğunu da Türkiye için karşılıklı öğrenme imkânı olarak görmek, ortak geleceğimize yapılabilecek en değerli katkılardan biridir.

Sayın Aliyev, bizim endişemiz Azerbaycan’a karşı değil, Azerbaycan’ın da geçmişte bizim yaşadığımız acıları yaşama ihtimalinedir. Bir kardeşin diğerine duyduğu kaygının özünde sevgi, koruma arzusu ve iyi niyet bulunabilir. Bu duygunun siyasi bir müdahale olarak değil, ortak geçmişimizin doğurduğu insani bir hassasiyet olarak anlaşılmasını diliyorum.

İnancım odur ki Türkiye ile Azerbaycan, farklı düşünceleri konuşabilecek, birbirinin hassasiyetlerini gözetebilecek ve her türlü anlaşmazlığın üstesinden gelebilecek kadar güçlü bir kardeşliğe sahiptir. Bu gücü korumak hepimizin sorumluluğudur.

Biz inşallah kıyamete kadar tek millet, iki devlet olarak kalacağız. Çünkü kardeşliğimiz yalnızca aynı şeyleri düşündüğümüz zamanlarda değil, farklı düşündüğümüzde dahi birbirimizi anlamaya çalıştığımızda gerçek anlamını bulur.

Saygı, sevgi ve samimi kardeşlik duygularımla.