Toplum Çalışmaları Enstitüsü: “Dijital egemenlikte kritik bağımlılıklar yönetilmezse Türkiye’nin karar alma kapasitesi zayıflayabilir”

Toplum Çalışmaları Enstitüsü: “Dijital egemenlikte kritik bağımlılıklar yönetilmezse Türkiye’nin karar alma kapasitesi zayıflayabilir”

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” raporunda Türkiye’nin 2030 yapay zekâ hedeflerini dijital egemenlik açısından değerlendirdi. Raporda veri, bulut altyapısı, yapay zekâ ve dijital platformlardaki dış bağımlılıkların stratejik risk oluşturabileceği belirtilirken, 18 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’nın kritik kapasitelere odaklandığı vurgulandı.

Ağustos 21, 2026 - 21:13

Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE), “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı raporunda dijital teknolojilerde artan dış bağımlılığın ekonomik etkilerin yanı sıra devlet kapasitesi, veri egemenliği, ulusal güvenlik ve bağımsız karar alma süreçleri açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Raporda, veri işleme kapasitesinin büyümesi, bulut bilişim altyapılarının yaygınlaşması, yapay zekâ sistemlerinin günlük yaşamın merkezine yerleşmesi ve dijital platformların ekonomik faaliyetlerdeki ağırlığının artmasıyla egemenlik anlayışının değiştiği kaydedildi. Enstitü, devletlerin egemenlik kapasitesinin artık yalnızca fiziksel sınırları koruma gücüyle değil, veri akışlarını, kritik dijital altyapıları ve algoritmik karar mekanizmalarını denetleme kapasitesiyle de ölçüldüğünü ifade etti.

DİJİTAL HEGEMONYA ÜÇ KATMANDA İŞLİYOR

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, dijital hegemonyanın üç temel katman üzerinden şekillendiğini bildirdi. İlk katmanda ağ etkileri, veri yoğunlaşması ve ekosistem bağımlılığı üzerinden oluşan piyasa gücüne işaret edilirken, ikinci katmanda Palantir, Microsoft ve Anduril gibi şirketler üzerinden devlet-teknoloji bütünleşmesine dikkat çekildi.

Üçüncü katmanda ise CLOUD Act benzeri düzenlemelerin ulusal hukuk sistemlerinin fiziksel sınırların ötesine taşınmasına yol açabildiği belirtildi. Enstitü, bu unsurların birlikte değerlendirildiğinde dijital platform gücünün yalnızca ekonomik yoğunlaşma olarak ele alınamayacağını, aynı zamanda jeopolitik bir güç mimarisine dönüştüğünü kaydetti.

YAPAY ZEKÂ EYLEM PLANI YÜRÜRLÜĞE GİRDİ

Raporda Türkiye’nin dijital egemenlik gündemi, 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yürürlüğe giren Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) üzerinden değerlendirildi.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan Plan’ın, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi üzerine inşa edildiği ve insan odaklılık, güvenilirlik, etik sorumluluk, dijital egemenlik ile sürdürülebilir kalkınma ilkelerini temel aldığı belirtildi. Hazırlık sürecinde kamu, özel sektör, üniversite ve sivil toplum temsilcilerinden yaklaşık 500 profesyonelle çalıştay gerçekleştirildiği, iki binden fazla eylem önerisinin değerlendirildiği kaydedildi.

Planın “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” olmak üzere dört eksende insan kaynağı, veri altyapısı, hesaplama kapasitesi, yerli model geliştirme ve yapay zekâ yönetişimine odaklandığı bildirildi. İlk 12 ayda en az 1,5 milyon, 24 ay sonunda ise toplam 5 milyon vatandaşın yapay zekâ okuryazarlığı programlarına dahil edilmesi hedeflenirken, 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi öngörüldü.

En az 2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden makine okunabilir biçimde erişime açılmasının da Plan hedefleri arasında bulunduğu belirtildi.

“DIŞ BAĞIMLILIK STRATEJİK RİSK OLUŞTURABİLİR”

Enstitünün raporunda Türkiye’de dijital ekonominin büyümesiyle yabancı platform ve altyapılara bağımlılığın da derinleştiği uyarısı yapıldı. We Are Social ve Meltwater’ın Dijital 2025 Türkiye Raporu’na atıf yapılan çalışmada, Türkiye’de aktif internet kullanıcısı sayısının 77,3 milyona, internet kullanım oranının ise nüfusun yüzde 88,3’üne ulaştığı aktarıldı.

Arama motorları, sosyal medya platformları, mobil işletim sistemleri, uygulama mağazaları, bulut bilişim hizmetleri ve dijital reklam altyapılarının büyük ölçüde yabancı şirketlerin kontrolünde olduğu belirtildi. Enstitü, bu durumun dijital ekonomideki büyümeyle birlikte stratejik dış bağımlılığın da artmasına neden olabileceğini kaydetti.

Raporda, Türkiye’de toplam medya ve reklam yatırımlarının 2024’te 253,6 milyar liraya ulaştığı, medya yatırımlarının yüzde 74,2’sinin dijital mecralara yöneldiği ve Türkiye’nin yüzde 39,4’lük büyüme oranıyla en hızlı büyüyen pazarlardan biri olduğu bilgisine yer verildi.

Enstitü, dijital reklam gelirlerinin önemli bölümünün küresel platformlara aktarılmasının ekonomik etkilerin yanında kullanıcı profilleme, içerik görünürlüğü ve davranışsal yönlendirme kapasitesini de bu şirketlerde yoğunlaştırdığına dikkat çekti.

2030 İÇİN 1 GW YAPAY ZEKÂ VE VERİ MERKEZİ KAPASİTESİ HEDEFİ

Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı kapsamında 2030’a kadar en az 1 GW yapay zekâ ve veri merkezi kurulu gücüne, yıllık en az 10 TWh düşük karbonlu elektrik satın alma anlaşması hacmine ve en az 1 eksabayt depolama kapasitesine ulaşılması hedefleniyor.

Omurga bağlantılarında en az 100 Tb/sn erişim kapasitesine ulaşılması ve ağırlıklı olarak özel sektör kaynaklı en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi de Plan’da yer alan hedefler arasında bulunuyor.

Araştırmacıların, girişimlerin ve KOBİ’lerin hesaplama kapasitesine erişiminin artırılması hedeflenirken, tek bir sağlayıcıya bağımlılık oluşmaması amacıyla çoklu tedarikçi yaklaşımının benimsenmesinin planlandığı belirtildi.

“YALNIZCA TEKNOLOJİ ÜRETMEK YETMEZ”

Toplum Çalışmaları Enstitüsü, dijital egemenlik politikasının yalnızca yerli teknoloji ve yapay zekâ geliştirilmesine dayandırılmasının yeterli olmayacağını vurguladı. Raporda büyük dijital platformlara yönelik ihlal ortaya çıkmadan önce devreye giren ex ante düzenlemelerin, veri taşınabilirliği ve birlikte çalışabilirlik yükümlülüklerinin güçlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Platform verilerinin belirli koşullarda paylaşılmasına yönelik mekanizmalar ile Dijital Hizmet Vergisi’nin denetim kapasitesinin güçlendirilmesi de öneriler arasında gösterildi. Enstitü, Avrupa Birliği Dijital Piyasalar Yasası kapsamında “kapı bekçisi” olarak tanımlanan büyük platformların AB pazarında daha ağır yükümlülüklere tabi olduğunu, Türkiye’de ise aynı şirketler için benzer kapsamda bir düzenleme bulunmadığını belirterek bu durumu “düzenleyici asimetri” olarak değerlendirdi.

“KRİTİK BAĞIMLILIKLAR YÖNETİLEBİLİR HALE GETİRİLMELİ”

Enstitü, dijital egemenliğin tüm yabancı teknolojilerden vazgeçilmesi veya Türkiye’nin bütün teknoloji katmanlarında kendi kendine yeterli hale gelmesi anlamına gelmediğini ifade etti.

Raporda, yarı iletkenlerden bulut altyapılarına, telekom ekipmanlarından büyük dil modellerine kadar teknoloji değer zincirinin küresel ölçekte dağıldığı belirtildi. Enstitüye göre temel mesele bütün dış bağımlılıkları ortadan kaldırmak değil, hangi bağımlılıkların kabul edilebilir olduğunu ve hangilerinin stratejik risk oluşturduğunu belirleyerek kritik bağımlılıkları yönetilebilir hale getirmek.

“TÜRKİYE KULLANICI MI OLACAK, KURAL KOYUCU MU?”

Raporun sonuç bölümünde Türkiye’nin önündeki temel yol ayrımının dijital teknolojilerin pasif tüketicisi olmak ile dijital geleceğin kurallarını şekillendiren ülkeler arasında yer almak olduğu belirtildi.

Enstitü, dijital çağda egemenliğin yalnızca sınırların korunması anlamına gelmediğini; verinin korunması, algoritmaların denetlenmesi, kritik altyapıların yönetilmesi ve teknolojik bağımlılıkların stratejik biçimde kontrol edilmesinin de egemenliğin parçası olduğunu vurguladı.

Raporda, “Dijital çağın egemen devletleri en fazla teknoloji satın alan değil; teknolojiyi yöneten, düzenleyen, denetleyen ve gerektiğinde alternatiflerini geliştirebilen ülkeler olacaktır.” değerlendirmesine yer verildi.

Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI