TRAFİKTE KURALSIZLIK: SUÇ SADECE SÜRÜCÜLERİN Mİ?

TRAFİKTE KURALSIZLIK: SUÇ SADECE SÜRÜCÜLERİN Mİ?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 19, 2026 - 11:55

“Bu yazıyı hazırlamak için özel olarak sokağa çıkıp trafik ihlali aramadım. Yaklaşık bir aydır Ankara'da kimi zaman araba ile seyahat ederken, kimi zaman bir yaya olarak karşılaştığım olaylar, beni aynı soruyu sormaya yöneltti: Trafik kuralları gerçekten herkes için mi geçerli?”

Trafik kuralları yalnızca sürücüler için mi geçerli? Yayaların yaptığı kural ihlalleri neden görmezden geliniyor? Başkent Ankara’nın Ulus, Sıhhiye ve Kızılay gibi en işlek noktalarında bir ay boyunca yaptığım gözlemler, trafikteki kuralsızlığın yalnızca araç sürücülerinden kaynaklanmadığını, yayaların da bu sorunun önemli bir parçası olduğunu ortaya koyuyor. Peki, kurallar neden uygulanmıyor? Denetimler neden kısa süreli yapılıyor?

Günlük hayatımızda trafikte yapılan kural ihlallerini sık sık eleştiriyoruz. Bu konuda bugüne kadar çok sayıda haber yapıldı, çeşitli tartışmalar yaşandı. Ancak bu haberlerin büyük bir bölümünü incelediğimizde, eleştirilerin çoğunlukla araç sürücülerine yöneltildiğini görüyoruz.

Peki, ülkemizde trafik kurallarını yalnızca araç sürücüleri mi ihlal ediyor?

Bugünkü köşe yazımda sizlere, Türkiye’nin başkenti Ankara’da, özellikle Ulus, Sıhhiye ve Kızılay gibi merkezi noktalarda gerçekleştirdiğim gözlemleri aktaracağım. Üstelik bu gözlemlerimin önemli bir bölümü, polislerin ve trafik ekiplerinin bulunduğu alanlarda yaşanan kural ihlallerine dayanıyor.

BİR AYLIK GÖZLEM: KURALLARA NE SÜRÜCÜLER NE DE YAYALAR YETERİNCE UYUYOR

Yaklaşık bir ay boyunca Ankara’nın farklı noktalarında trafik akışını, yaya geçitlerini ve trafik ışıklarındaki davranışları gözlemledim.

Bu süreçte yalnızca sürücülerin değil, yayaların da ciddi kural ihlalleri yaptıklarına şahit oldum.

Özellikle Sıhhiye’de, araçlara yeşil ışık yanmasına rağmen birçok vatandaşın karşıdan karşıya geçmeye çalıştığını gördüm. Araç sürücülerinin korna çalarak yayaları uyarması üzerine bazı vatandaşların tepki gösterdiğine de tanık oldum.

Benzer durumlarla yaklaşık 15 kez karşılaştım.

Daha dikkat çekici olan ise bu olayların bazılarının polislerin veya trafik ekiplerinin yakınında gerçekleşmesiydi. Gözlemlediğim olaylarda, çevrede bulunan görevlilerin herhangi bir müdahalede bulunmadığını gördüm.

Elbette bu durum bütün polislerin görevini yapmadığı anlamına gelmez. Ancak vatandaşın gözü önünde gerçekleşen ihlallere müdahale edilmemesi, trafik kurallarının uygulanmasına yönelik güveni zedelemektedir.

ULUS'TA YAYA GEÇİTLERİ DE AYRI BİR SORUN

Benzer bir tabloyla Ulus Meydanı’ndan aşağı doğru yürürken, bir otobüs durağının yakınındaki yaya geçidinde de karşılaştım.

Bu noktada bazı araç sürücülerinin yayalara geçiş hakkı tanımadığını, yayaların karşıdan karşıya geçmekte zorlandığını gözlemledim.

Üstelik bazı durumlarda çevrede polis bulunmasına rağmen ihlallere müdahale edilmediğine şahit oldum.

Burada önemli bir ayrıntının altını çizmek gerekiyor: Trafik kuralları hem sürücüler hem de yayalar için geçerlidir. Sürücülerin yayalara geçiş önceliği tanıması gereken yerlerde durmaması ne kadar yanlışsa, yayaların da trafik ışıklarını dikkate almadan hareket etmesi aynı şekilde yanlıştır.

Trafik güvenliği tek taraflı bir sorumluluk değildir.

Bu nedenle Ankara’nın merkezi noktalarındaki yaya geçitlerinin ve trafik ışıklarının bulunduğu alanların daha etkin şekilde denetlenmesi gerektiğine inanıyorum.

DENETİMLER NEDEN BİRKAÇ AY SONRA AZALIYOR?

Türkiye’de trafik denetimleri konusunda dikkatimi çeken başka bir mesele daha var.

Zaman zaman televizyonlarda geniş çaplı trafik denetimlerinin başladığını görüyoruz. Bu dönemlerde birçok noktada kontroller sıklaştırılıyor, sürücülere cezalar uygulanıyor ve trafik kurallarına uyulması yönünde uyarılar yapılıyor.

Ancak gözlemlerime göre bu sıkı denetim ortamı her zaman kalıcı olmuyor.

Bir veya iki ay sonra kontrollerin azaldığı, bazı noktalarda ise neredeyse görünmez hâle geldiği izlenimi oluşuyor.

Özellikle Ankara’da buna birçok kez şahit oldum.

Bugün Sıhhiye, Ulus ve Kızılay’da kapsamlı denetimler yapılsa, kanaatimce çok sayıda sürücünün kural ihlali nedeniyle cezai yaptırımla karşılaşması söz konusu olabilir.

Ancak burada önemli bir noktayı tekrar vurgulamak istiyorum:

Trafik kurallarını ihlal edenler yalnızca sürücüler değildir. Yayalar da kurallara uymak zorundadır.

Denetimlerin yalnızca araçlara yönelik olması, yayaların yaptığı ihlallerin görmezden gelinmesi anlamına gelmemelidir.

“POLİS CEZA MI YAZACAK?” ANLAYIŞI NASIL OLUŞTU?

Geçtiğimiz günlerde Sıhhiye’de yaşadığım bir olay, trafik kurallarına yönelik toplumsal yaklaşımımızı bir kez daha sorgulamama neden oldu.

Bir grup vatandaşın, araçlara yeşil ışık yandığı sırada karşıdan karşıya geçmeye çalıştığını gördüm.

Kendilerini uyardığımda ise içlerinden birinin verdiği cevap oldukça düşündürücüydü:

“Aman, boş ver! Polis ceza mı yazacak? Zaten trafik var, beklesinler. İşine!”

Bu sözler aslında yaşadığımız sorunun önemli bir bölümünü özetliyor.

Bir vatandaş, trafik kuralını ihlal ettiğinde herhangi bir yaptırımla karşılaşmayacağını düşünüyorsa ortada ciddi bir denetim ve toplumsal bilinç sorunu var demektir.

Peki, bizi bu noktaya ne getirdi?

Kuralların var olması tek başına yeterli değildir. Önemli olan, bu kuralların herkese eşit ve istikrarlı bir şekilde uygulanmasıdır.

Sürücüye ceza uygulanırken yayanın ihlalinin görmezden gelinmesi ya da bir bölgede sıkı denetim yapılırken başka bir bölgede ihlallere müdahale edilmemesi, kurallara duyulan saygıyı olumsuz etkileyebilir.

Cezasızlık algısı güçlendikçe, kuralsızlık sıradanlaşır.

BİR ÇOCUĞUN SÖZLERİ BANA ÇOK ŞEY ANLATTI

Trafikte gözlemlediğim bütün bu olumsuzlukların arasında beni en fazla düşündüren olaylardan biri ise küçük bir çocuğun annesine söylediği sözler oldu.

Ortaokul çağlarında olduğunu tahmin ettiğim bir çocuk, annesiyle birlikte trafik ışıklarında bekliyordu.

Annesi karşıya geçmek istediğinde çocuk onu uyararak şöyle dedi:

“Anne, bekle! Geçemeyiz, kırmızı yanması lazım. Ya hızlı bir araba gelirse bize çarpar?”

Bu sözleri duyduğumda bir kez daha düşündüm.

Demek ki çocuklarımıza okullarda trafik eğitimi veriliyor. Trafik ışıklarının ne anlama geldiği, yaya geçitlerinin nasıl kullanılması gerektiği ve trafikte dikkat edilmesi gereken kurallar öğretiliyor.

Ancak çocuklarımız okulda öğrendikleri doğruları günlük hayatta her zaman göremiyor.

Bir tarafta trafik kurallarına uymaya çalışan çocuklar, diğer tarafta aynı kuralları ihlal eden yetişkinler var.

Peki, çocuklarımız hangi davranışı örnek alacak?

Okulda öğrendiği kuralları mı, yoksa sokakta gördüğü yanlış davranışları mı?

İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken meselelerden biri de budur.

Trafik eğitimi yalnızca okul sıralarında verilerek başarıya ulaşamaz. Bu eğitimin toplumun her kesimi tarafından benimsenmesi ve günlük hayatta uygulanması gerekir.

Çünkü çocuklar sadece anlatılanlardan değil, gördüklerinden de öğrenir.

AVRUPA'DA KURALLAR, TÜRKİYE'DE NEDEN AYNI KARARLILIKLA UYGULANMIYOR?

Türkiye’nin uzun yıllardır gündeminde bulunan Avrupa Birliği üyeliği meselesine de bu açıdan bakmak istiyorum.

Avrupa ülkelerinin birçoğunda trafik kurallarına uymayan yayalara da çeşitli yaptırımlar uygulanabiliyor. Elbette bu yaptırımların kapsamı ve denetimlerin yoğunluğu ülkeden ülkeye değişiyor.

Ancak burada önemli olan, trafik kurallarının yalnızca sürücüler için değil, yayalar için de bağlayıcı olmasıdır.

Peki, ülkemizde de trafik kurallarını ihlal eden yayalara yönelik mevcut yaptırımlar neden daha etkin uygulanmıyor?

Bu sorunun yanıtı üzerinde düşünmemiz gerekiyor.

Avrupa Birliği üyeliğinin yalnızca trafik kurallarına uyulmasıyla değerlendirilemeyeceği açıktır. Üyelik süreci; hukuk, demokrasi, ekonomi ve birçok farklı siyasi kriteri kapsamaktadır.

Bununla birlikte, trafik kurallarına uyma alışkanlığı da bir toplumun hukuk kültürü ve kamusal yaşam disiplini hakkında fikir verebilir.

Biz gerçekten Avrupa standartlarında bir yaşam istiyorsak yalnızca ekonomik ve siyasi reformları değil, günlük hayatımızdaki kurallara uyma anlayışını da geliştirmeliyiz.

Çünkü gelişmiş bir toplum olmanın göstergelerinden biri, insanların yalnızca denetim altında olduklarında değil, denetim olmasa bile kurallara uymalarıdır.

KURALLAR HERKES İÇİN VARSA HERKESE UYGULANMALI

Benim bu yazımdaki amacım ne yalnızca sürücüleri eleştirmek ne de bütün sorumluluğu yayalara yüklemektir.

Asıl dikkat çekmek istediğim nokta, ülkemizde trafik kurallarının uygulanması konusunda daha istikrarlı bir denetim anlayışına ihtiyaç duyulmasıdır.

Trafik ışıklarına uymayan yaya da hatalıdır, yaya geçidinde geçiş önceliğine saygı göstermeyen sürücü de.

Görevlilerin yanında gerçekleşen kural ihlallerine müdahale edilmemesi ise vatandaşlarda kuralların yeterince uygulanmadığı düşüncesini güçlendirebilir.

Bu nedenle denetimlerin yalnızca belirli dönemlerde yoğunlaştırılması yeterli değildir.

Bir veya iki ay süren kampanyalar yerine, yıl boyunca devam eden, düzenli, etkili ve herkese eşit uygulanan trafik denetimlerine ihtiyaç vardır.

Özellikle Ankara’nın Sıhhiye, Ulus ve Kızılay gibi yoğun noktalarında hem sürücülere hem de yayalara yönelik denetimlerin artırılması gerektiğini düşünüyorum.

Unutmayalım ki trafik kuralları, yalnızca ceza kesmek amacıyla oluşturulmuş düzenlemeler değildir. Bu kuralların temel amacı insan hayatını korumaktır.

Bir kişinin kırmızı ışıkta geçmesi, bir sürücünün yaya geçidinde durmaması veya bir vatandaşın “Nasıl olsa ceza yazılmaz.” düşüncesiyle hareket etmesi, geri dönüşü olmayan kazalara neden olabilir.

Bugün görmezden gelinen küçük bir ihlal, yarın büyük bir acıya dönüşebilir.

Son sözüm şu:

Trafikte düzen istiyorsak önce kurallara uymayı öğrenmeli, ardından bu kuralların herkese eşit şekilde uygulanmasını sağlamalıyız.

Çünkü trafik güvenliği yalnızca sürücülerin değil, yayaların, denetim görevlilerinin ve toplumun tamamının ortak sorumluluğudur.

Kuralların yalnızca kâğıt üzerinde kaldığı değil, sokakta da uygulandığı bir Türkiye istiyorsak kısa süreli denetimlerden vazgeçip sürekli ve kararlı bir denetim anlayışını benimsemeliyiz.

Unutmayalım: Trafikte kuralsızlığın mazereti olmaz. Kurallar herkes içindir!