Bir Millet, İki Devlet: İnançlar Vicdana, Kardeşlik Tarihe Emanet
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Son günlerde Azerbaycan'daki başörtüsü meselesi üzerinden Türkiye ile Azerbaycan arasında yükselen karşılıklı söylemleri üzüntüyle takip ediyorum. Bir tarafta Azerbaycan'ın aldığı kararlara ve yönetim anlayışına yönelik sert tepkiler, diğer tarafta bu tepkilere karşı giderek sertleşen açıklamalar...
Peki, ne ara iki kardeş devletin hukuk düzeni ve yönetim anlayışı üzerindeki fikir ayrılıklarını, birbirimizin milli kimliğini ve yaşam biçimini sorgulama noktasına taşıdık?
Öncelikle şu gerçeği kabul etmek gerekiyor; Türkiye de Azerbaycan da bağımsız ve egemen iki ayrı devlettir. Her iki ülkenin kendi anayasası, hukuk sistemi, toplumsal yapısı ve yönetim anlayışı vardır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi iç hukuk düzeni içerisinde aldığı kararlar nasıl kendi egemenlik yetkisinin bir parçasıysa, Azerbaycan Cumhuriyeti'nin aldığı kararlar da aynı şekilde kendi devlet egemenliği çerçevesinde değerlendirilmelidir.
İki ülkenin tarihsel, kültürel ve etnik bağlarının güçlü olması, her konuda aynı politikaları benimsemelerini veya aynı hukuki düzenlemelere sahip olmalarını gerektirmez.
Kardeşlik, devletlerin birbirine benzemesini değil, farklılıklarına rağmen birbirlerinin egemenlik haklarına saygı göstermesini gerektirir.
Elbette bir devletin aldığı kararlar eleştirilebilir. Hukuki düzenlemelerin temel hak ve özgürlükler bakımından tartışılması da son derece doğaldır. Ancak bir uygulamayı eleştirmekle, başka bir devletin iç işlerine müdahale edercesine hüküm vermek arasında önemli bir fark vardır. Aynı şekilde bir karara yönelik eleştiriyi bütün bir millete yöneltilmiş düşmanlık olarak görmek de doğru değildir.
Başörtüsü meselesi de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Konunun dini ve toplumsal hassasiyetleri bulunmakla birlikte, bugün yaşanan tartışmanın merkezinde esasen Azerbaycan'ın kendi hukuk düzeni içerisinde benimsediği uygulamalara yönelik tepkiler bulunmaktadır. Bu nedenle meseleyi iki toplumun birbirinin inancına saygı gösterip göstermediği tartışmasına indirgemek, asıl anlaşmazlığın niteliğini değiştirmektedir.
Birbirimizin devlet egemenliğine saygı göstermek, her kararı koşulsuz onaylamak değildir. Ancak eleştiri hakkını kullanmak da kardeş bir devletin hukuk düzenini, yönetim iradesini veya milletini hedef alma hakkı vermez.
1915'te Çanakkale'de Azerbaycan coğrafyasından gelen gönüllüler Osmanlı saflarında mücadele etti, şehitler verdi. 1918'de Enver Paşa'nın girişimiyle kurulan, kardeşi Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, Azerbaycan kuvvetleriyle birlikte Bakü'nün kurtuluşunda tarihi bir rol oynadı. Anadolu Milli Mücadele'yi verirken bu kez Azerbaycan'dan maddi yardım ve petrol desteği geldi. İşte bizim kardeşliğimizin temeli, yalnızca ortak dilimiz ve soyumuz değil, birbirimizin en zor günlerinde gösterdiğimiz bu dayanışmadır.
Aradan bir asır geçti. 2020'de Karabağ'da yine aynı dayanışmayı gördük. 2021'de imzalanan Şuşa Beyannamesi ile bu tarihi kardeşlik, resmi bir müttefikliğe dönüştü.
Sormak gerek; Bakü'deki Türk Şehitliği'nde yatan şehitlerimizin hatırasını, Çanakkale'de ve Karabağ'da ortaya konulan kardeşlik ruhunu, bir başörtüsü tartışmasının gölgesinde mi bırakacağız?
Haydar Aliyev'in “Bir millet, iki devlet” sözü yalnızca güzel günlerde hatırlanacak bir slogan mıdır?
Bu sözün içerisinde iki önemli gerçek vardır; ortak bir millet bilinci ve birbirinin egemenliğine saygı duyması gereken iki bağımsız devlet.
Asıl kardeşlik, anlaşmazlık yaşandığında birbirimizin onurunu koruyabilmektir.
Azerbaycan hükümetinin bir kararını eleştirmek, Azerbaycan Türklerine hakaret etme hakkı vermez. Türkiye'den yükselen eleştirilere tepki göstermek de Türk milletini veya onun toplumsal değerlerini hedef almayı meşrulaştırmaz.
Üstelik Türkiye ile Azerbaycan'ın kardeşliği yalnızca tarihi ve kültürel bağlardan ibaret değildir. Güney Kafkasya'nın güvenliğinden enerji koridorlarına, savunma iş birliğinden Türk dünyasının geleceğine kadar uzanan stratejik bir kader ortaklığımız vardır.
Böylesine köklü bir ilişkiyi günlük siyasi tartışmaların ve sosyal medya kavgalarının insafına bırakamayız.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün “Azerbaycan'ın sevinci bizim sevincimiz, kederi bizim kederimizdir” sözü, bugün de iki toplum arasındaki dayanışma ruhunu ifade etmektedir.
Unutulmamalıdır ki devletlerin yasaları, yönetim anlayışları ve toplumsal tercihleri farklı olabilir. Bu farklılıklar ne ortak tarihimizin değerini azaltır ne de kardeşliğimizi ortadan kaldırır.
Bir millet olmak, iki ayrı devlet olduğumuz gerçeğini ortadan kaldırmaz. İki ayrı devlet olmak da bir millet olduğumuz gerçeğini değiştirmez.
Türkiye ile Azerbaycan'ın kardeşliği bir başörtüsü meselesiyle başlamadı, bir başörtüsü meselesiyle de bitemez!
Selam olsun Can Azerbaycan'a! Selam olsun aynı kökten geldiğimiz soydaşlarıma, aynı tarihin yükünü omuzladığımız gardaşlarıma!
Birliğimiz daim, kardeşliğimiz sarsılmaz olsun!