BİR MİLLET, İKİ DEVLET: KARDEŞLİĞİMİZ GEÇMİŞTEN GELECEĞE
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
18 Ekim Azerbaycan’ın Bağımsızlığın Yeniden Kazanılması Günü vesilesiyle…
Bazı tarihler vardır; yalnızca takvim yapraklarında yer almaz, milletlerin hafızasında yaşar. 18 Ekim, Azerbaycan’ın bağımsızlığını yeniden kazandığı, kendi geleceğini belirleme iradesini bütün dünyaya ilan ettiği tarihî bir dönüm noktasıdır.
Azerbaycan’ın bağımsızlığı, Türkiye için hiçbir zaman sıradan bir dış politika meselesi olmamıştır. Çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasındaki bağlar, diplomatik ilişkilerin çok ötesinde; ortak tarihimize, dilimize, kültürümüze ve aynı coğrafyanın insanları olarak paylaştığımız gönül bağına dayanmaktadır.
Bu nedenle 18 Ekim’i yalnızca Azerbaycan’ın bağımsızlığını kutladığımız bir gün olarak değil, iki ülke arasındaki kardeşliği yeniden hatırladığımız, ortak geleceğimiz üzerine düşündüğümüz özel bir gün olarak da değerlendirmeliyiz.
Bugün dünyada siyasi dengeler değişiyor, bölgesel gelişmeler ülkelerin önceliklerini yeniden şekillendiriyor. Zaman zaman kardeş ve dost ülkeler arasında farklı görüşler, yaklaşım ayrılıkları ve çözüm bekleyen meseleler ortaya çıkabiliyor.
Ancak Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin gücü, hiçbir görüş ayrılığının yaşanmamasında değil; bu farklılıkların köklü kardeşlik bağlarına zarar vermeden aşılabilmesindedir.
Çünkü biz, bir milletin iki bağımsız devleti olarak ortak bir geçmişi paylaşıyor, geleceğe de birlikte bakıyoruz.
Türkiye ve Azerbaycan: Tarihin yazdığı kardeşlik
Türkiye, 9 Kasım 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk devlet oldu. Bu tarihî adım, iki ülke arasındaki ilişkinin temelini oluşturan güçlü iradenin göstergesiydi.
Azerbaycan’ın bağımsızlığını koruma mücadelesinde Türkiye’nin desteği, özellikle Karabağ meselesinde belirgin biçimde ortaya çıktı. Türkiye, Azerbaycan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü destekledi; siyasi, diplomatik ve savunma alanlarında iş birliğini geliştirdi.
15 Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi ile iki ülke arasındaki ilişkiler müttefiklik düzeyine taşındı. Bu gelişme, tarihî kardeşliğin stratejik bir ortaklıkla güçlendirilmesinin önemli bir göstergesi oldu.
Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destek, yalnızca devletler arasındaki anlaşmalardan ibaret değildir. Bu destek, Türk milletinin Azerbaycan halkına duyduğu yakınlığın ve dayanışma iradesinin de ifadesidir.
Aynı şekilde Azerbaycan’ın bağımsızlığı, güvenliği ve refahı da Türkiye için önemlidir. İki ülkenin siyasi, ekonomik ve stratejik alanlarda birlikte hareket etmesi, yalnızca kendi halklarının değil, bölgenin geleceği açısından da değer taşımaktadır.
Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri değerlendirirken dönemsel tartışmaların ötesine bakmak gerekir. Asıl mesele, bu güçlü bağları gelecek kuşaklara daha sağlam biçimde aktarabilmektir.
Filistin, Türkiye’nin hassasiyetidir; kardeşlerimizin yaklaşımı da önemlidir
Türkiye’nin dış politikasında bazı meseleler vardır ki bunlar yalnızca siyasi tercih olarak değerlendirilemez. Filistin meselesi de Türkiye’nin tarihî, insani ve vicdani hassasiyetlerinin başında gelmektedir.
Gazze’de yaşanan insani felaket, sivillerin hayatını kaybetmesi ve Filistin halkının bağımsız bir devlete sahip olma mücadelesi, Türkiye’nin uluslararası alandaki tutumunu belirleyen temel konular arasındadır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye, Filistin halkının haklarını savunmuş, bağımsız Filistin devletinin kurulması gerektiğini uluslararası platformlarda dile getirmiş ve İsrail’in Gazze’deki askerî politikalarına karşı açık bir duruş sergilemiştir.
Türkiye’nin İsrail’e yönelik tutumu bu bakımdan nettir. Filistin halkının yaşadığı acıların sona ermesi, sivillerin korunması ve adil, kalıcı bir barışın sağlanması Türkiye’nin öncelikleri arasındadır.
Nasıl ki Azerbaycan’ın egemenliği, toprak bütünlüğü ve güvenliği Türkiye için vazgeçilmez bir hassasiyetse, Filistin halkının hakları da Türkiye açısından aynı şekilde temel bir meseledir.
Azerbaycan’ın Karabağ konusundaki hassasiyetlerini Türkiye’nin ne kadar önemsediği ortadadır. Bu nedenle Türkiye kamuoyunun, Azerbaycan’ın İsrail’le geliştirdiği yakın ilişkiler karşısında Filistin meselesine nasıl yaklaştığını önemsemesi de doğaldır.
Azerbaycan’ın İsrail’le enerji, ticaret, savunma ve güvenlik alanlarında ilişkileri bulunmaktadır. Bakü yönetiminin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda dış politika tercihleri yapma hakkı elbette vardır. Azerbaycan’ın bağımsız bir Filistin devletini destekleyen açıklamaları da bu değerlendirmede göz önünde bulundurulmalıdır.
Ancak Türkiye açısından önemli olan, Filistin halkının yaşadığı acılar karşısında kardeş Azerbaycan’ın ortaya koyduğu yaklaşımın ve diplomatik tutumun nasıl şekillendiğidir.
Burada amacımız iki ülke arasında bir tartışma yaratmak ya da kardeşliğimizi sorgulamak değildir. Tam tersine, bu meseleleri birbirimizi daha iyi anlayabilmek için konuşabilmeliyiz.
Türkiye, Azerbaycan’ın en hassas meselelerinde nasıl dayanışma gösteriyorsa Azerbaycan’ın da Türkiye’nin Filistin konusundaki hassasiyetini anlamasını ve dikkate almasını önemser. Bu beklenti, kardeşlik hukukunun doğal bir sonucudur.
Bizim arzumuz, Azerbaycan’ın Türkiye’nin hassasiyetlerini daha güçlü biçimde paylaşması ve Filistin halkının hakları konusunda ortak insani değerlerimizin daha görünür hâle gelmesidir.
Kardeşlik, her konuda aynı düşünmek anlamına gelmez. Fakat birbirimizin kırmızı çizgilerini anlamak, acılarını önemsemek ve ortak değerlerimizi korumak anlamına gelir.
Başörtüsü meselesi: Türkiye’nin tecrübesi, kardeş Azerbaycan için bir örnek olabilir
Türkiye ile Azerbaycan arasında gündeme gelen konulardan biri de başörtüsü ve eğitim alanındaki uygulamalardır.
Bu meseleyi değerlendirirken Türkiye’nin kendi yakın tarihinden çıkardığı tecrübeyi hatırlamakta fayda var.
Türkiye, geçmişte başörtüsü konusunda uzun yıllar süren toplumsal tartışmalar ve ciddi mağduriyetler yaşadı. Eğitim hayatında ve kamu kurumlarında uygulanan kısıtlamalar, çok sayıda insanın hayatını etkiledi. Bu mesele, toplumun farklı kesimleri arasında derin tartışmalara neden oldu.
Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen siyasi süreçte, başörtüsü üzerindeki yasaklar kaldırıldı ve bu alandaki kısıtlamalar büyük ölçüde sona erdi. Bugün Türkiye’de başörtüsü meselesi, geçmişteki yasaklayıcı uygulamaların aksine, bireysel haklar ve özgürlükler çerçevesinde ele alınmaktadır.
Türkiye’nin yaşadığı bu tecrübe, toplumsal meselelerin yasaklarla değil, diyalogla ve haklara saygıyla çözülebileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Azerbaycan da kendi tarihî, toplumsal ve hukuki şartları içerisinde bu konuları değerlendirecektir. Bizim beklentimiz, eğitim hakkı, bireysel özgürlükler ve toplumsal huzurun birlikte gözetilmesi; farklı hassasiyetlerin karşılıklı anlayışla ele alınmasıdır.
Azerbaycan’ın bu meselede kendi koşullarına uygun, toplumun farklı kesimlerini gözeten ve hak temelli çözümler geliştirebileceğine inanıyoruz.
Burada Türkiye’nin tecrübesini bir dayatma olarak değil, paylaşılabilecek bir birikim olarak görmek gerekir. Kardeş ülkeler birbirlerinin yaşadığı tecrübelerden yararlanabilir, sorunlarını konuşabilir ve kendi toplumlarına uygun çözümler üretebilir.
Önemli olan, herhangi bir meselenin iki ülke arasındaki ilişkileri zedeleyen bir tartışmaya dönüşmesine izin vermemektir.
Görüş ayrılıkları olabilir; kardeşliğimiz baki kalmalıdır
Türkiye ile Azerbaycan’ın her konuda aynı görüşü paylaşması beklenemez. İki bağımsız devletin farklı öncelikleri, toplumsal yapıları ve dış politika değerlendirmeleri bulunabilir.
Bazen bir konuda farklı düşünebilir, bazı gelişmeleri farklı yorumlayabiliriz. Bu, ilişkilerimizin doğal bir parçasıdır.
Asıl önemli olan, bu farklılıkların nasıl yönetildiğidir.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, günlük siyasi tartışmaların veya dönemsel görüş ayrılıklarının çok ötesindedir. Enerji, ulaştırma, ticaret, savunma, kültür ve eğitim alanlarındaki iş birliği, iki ülkenin ortak geleceği için önemli fırsatlar sunmaktadır.
Bu nedenle çözüm bekleyen meseleleri büyütmek yerine, karşılıklı anlayışla ele almak gerekir. Diplomatik temasların sürdürülmesi, doğrudan iletişimin güçlendirilmesi ve toplumlar arasındaki yakınlığın korunması, ilişkilerin geleceği bakımından önemlidir.
Filistin meselesinde farklı değerlendirmelerimiz olabilir. Başörtüsü konusunda farklı uygulamalar ve yaklaşımlar bulunabilir. Başka siyasi meselelerde de zaman zaman anlaşmazlıklar yaşanabilir.
Ancak bunların hiçbiri, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî kardeşliğin değerini ortadan kaldırmamalıdır.
Kardeşlik, hiçbir sorun yaşanmaması değil; sorunları çözebilecek kadar güçlü bir bağa sahip olmaktır.
Türkiye ile Azerbaycan’ın birbirine duyduğu güven, bu sorunların aşılmasında en önemli dayanağımızdır. İki ülkenin siyasi yöneticilerinin de toplumlarının ortak hassasiyetlerini gözeterek hareket etmesi, bu güveni daha da güçlendirecektir.
Bizim beklentimiz gerilim değil, diyalogdur. Uzaklaşmak değil, birbirimizi daha iyi anlamaktır. Geçici anlaşmazlıkların, kalıcı dostlukların önüne geçmemesidir.
18 Ekim: Ortak geçmişten ortak geleceğe
Azerbaycan’ın 18 Ekim 1991’de bağımsızlığını yeniden kazanması, bir milletin kendi kaderini tayin etme iradesinin tarihî ifadesidir.
Bugün bu önemli günü anarken Azerbaycan halkının bağımsızlık mücadelesini saygıyla hatırlıyor, bağımsızlığın ve egemenliğin değerini bir kez daha vurguluyoruz.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, yalnızca geçmişten gelen bir yakınlığa değil, geleceğe yönelik ortak hedeflere de dayanmaktadır. Bölgesel barış, ekonomik kalkınma, güvenlik ve Türk dünyası arasındaki iş birliğinin geliştirilmesi, iki ülkenin birlikte katkı sağlayabileceği önemli alanlardır.
Bu hedeflere ulaşabilmek için zaman zaman ortaya çıkan pürüzlerin aşılması gerekir. Bunun yolu, birbirimizi suçlamaktan veya farklılıklarımızı büyütmekten değil, karşılıklı hassasiyetleri anlamaktan ve ortak değerlerimizi korumaktan geçmektedir.
Türkiye’nin Azerbaycan’a duyduğu kardeşlik, dönemsel tartışmalarla sınırlanamayacak kadar köklüdür. Azerbaycan halkına duyduğumuz sevgi ve saygı da günlük siyasi gelişmelerden bağımsız olarak varlığını sürdürmektedir.
Aynı şekilde Filistin halkının haklarına yönelik hassasiyetimiz, Türkiye’nin insani ve siyasi yaklaşımının önemli bir parçasıdır. Bu hassasiyetin kardeş Azerbaycan tarafından da anlaşılması ve desteklenmesi, aramızdaki dayanışmayı daha da güçlendirecektir.
Biz, iki ülkenin farklılıklarını konuşarak çözebileceğine; ortak değerlerini koruyarak ilişkilerini daha ileriye taşıyabileceğine inanıyoruz.
Çünkü tarih bize yalnızca nereden geldiğimizi değil, geleceğe karşı hangi sorumlulukları taşıdığımızı da hatırlatıyor.
18 Ekim vesilesiyle kardeş Azerbaycan halkının Bağımsızlığın Yeniden Kazanılması Günü’nü en içten dileklerimle kutluyorum.
Azerbaycan’ın bağımsızlığı daim, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik baki olsun.
Bir millet, iki devlet… Ortak tarihimizden aldığımız güçle, farklılıklarımızı anlayışla aşarak ortak geleceğimizi birlikte inşa edelim.
Yaşasın Türkiye–Azerbaycan kardeşliği!