BORSA VURGUNU: KERİZ SOYGUNU
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Borsa vurgunu konusu yakın zamanda çokça gündem oldu. Tabii ki biz sadece fıkhi boyutlarıyla değil, fıkhi boyutlarını güncellemelerle, güncel yaklaşımlarla harmanlayarak bir şekilde sunuyoruz. Tabii ki burada bir taraftan mağdur olanlar var, bir de mağdur edenler var.
Ancak bu sahneyi seyredip alkış tutanlar veya işte yaygara koparanlar, belki kendileri de çok daha fazla bu işin içindeler fikren filen ama bunu işte ah vah durumları yapan, öyle görünen cenahları görebiliyoruz. Evet burada vurgun yiyen büyükçe bir kitle var. Ancak yani ben şöyle bir başlık atayım dedim.
Su testisi su yolunda kırılır. Aslında biraz acımasız gibi duruyor ama işte oraya girenler bir şekilde kaybetmeyi de göze alarak, kazanmayı da göze alarak girer. Bir yerde kumar, bir yerde kumar.
Adeta kumar oynarcasına, hatta kumarın da ötesinde bir tuzak kumar veya hileli bir kumar, şans oyunu vs. gibi ama bir de manipüle edilen şans oyunu veya manipüle edilen kumarı düşündürüyor. O daha da beter.
Kumar zaten beter de işte manipüle edilen borsa da işte o şekilde yani sıradan bir kumarın bile ötesinde. Evet bunun belki çok mutedil makul olaya yaklaşan bir hisse senedi vs. tamamen yatırım ve o yatırımdaki kara ortak olma mantığıyla da yaklaşanlar olabilir ama kimin eli kimin cebinde çok karman çorman işler.
Dolayısıyla bunlara karşı ayık olmak lazım. Bunların hem meşruiyet durumuna karşı yani aşkın planda hem de beşeri planda da işte kumar, ütülme, kaybedilme, keklenme, tuzağa düşürülme vs. her türlü şeyi bulabilirsiniz.
Nihayetinde bunları geliştiren insanlar bir şekilde birilerini soymak için, soyup soğana çevirmek için bunu geliştiriyorlar veya öyle değilse bile birileri işi o şekle dönüştürüyor. Oradan o şekilde nemalanmanın, çıkar elde etmenin bir aracı olarak görüyor. Hal buyken yani bu insanlar da işte bir taraftan mesela kapitalizm, kapitalist sistem, liberal sistem, özgürlük, bilmem ne, ekonomik özgürlük, teşebbüs özgürlüğü, yatırım özgürlüğü, serbest piyasa derken. Bütün bu alanlarda her şey serbest serbest serbest yani kural yok, kaide yok, ahlak yok, etik yok, fıkıh yok, helal haram yok vs. vs. Ondan sonra da efendim bu başımıza nereden geldi.
Bu dışarıdan ahlayan vahlayanlar da öyle şu anda bir sürü işte siyasetçi bunu suistimal ediyor, medyacı bunu suistimal ediyor, gündemleştiriyor. İyi de siz daha düne kadar kapitalist sistem demiyor musunuz? Kapitalist sistem bu işte, vahşi kapitalizm, birilerinin sırtından birilerinin kazanması. Siz İslami veya meşruiyet, hakkaniyet vurgusu yapanlara efendim tü kaka etmiyor muydunuz? Onları ötekileştirmiyor muydunuz? İşte meşruiyete, şeriata karşı, İslam'a selamete karşı, imana, emniyete karşı itirazınız yok muydu? Veya şaşı bakmıyor muydunuz? Veya bir şekilde onu eleştirmiyor muydunuz? Yapıyordunuz bunu.
E şimdi ne oldu? Alın işte başınıza çalın. Kapitalist sisteminiz, vahşi kapitalizm, işte liberalizm. Yani hesapsız, kitapsız her şey köşe dönmece, kolaydan köşe dönmece vs.
Bütün bunlar topluma pompalandı. Yıllarca bunlar süslü gösterildi, güzel gösterildi. Veya doğrudan değilse bile toplum bilinçaltına onlar yerleştirildi.
Eğitim sisteminden tutun, medyasından tutun, efendim her türlü medya ayağıyla. Bütün bunların varacağı yer buydu. Nereye varmasını bekliyordunuz? Ne olmasını bekliyordunuz? Yani şu anda koskoca, yani devlet bazında, ülkeler bazında işletilen bir kumar sistemi. Yani borsa büyük oranda böyle. Hatta manipüle edilen bir kumar sistemine dönüşmüş durumda. Hal buyken siz ne bekliyorsunuz? Yani başka ne bekleyebilirsiniz? Nasıl bir netice bekliyordunuz?
Dolayısıyla yani bu ütülenler de veya soyulanlar da aslında bu oyunun bir parçası. Onlar olmasa bu sistem yürümeyecek. Bu çark dönmeyecek. Hatta onlar dahi aslında az veya çok kazanmak için ordakar. Bu haklı mı, haksız mı, helal mi, haram mı diyerek mi olaya giriyorlar? Yok. Yani işte bakıyor orada bir parlarsa biz de nemalanırız. Yani işte ırmaktan, odun kapmak hesabından herkes aynı mantıkla düşünüyor.
Hatta ben bazen şöyle diyorum. Burada mesela şu anda ezilenler. Evet ezilenler. İşte ezilenler tayfası işte sosyalist, komünist vs. Yani onları görüyorsun fırsat geçince en iyi faşist oluyor. En üst düzey kapitalist oluyor yani. Şu anda orada ya yani egoist. Kendi neredeyse kendi bulunduğu topluluğu veya kendini aslında savunuyor. Yoksa bir adaleti, hakkaniyeti savunmak yani öyle bir dertleri yok. Yani öyle bir dertler olsa tamam anlarız.
Bunu tek yapan, bunu dertlenenler İslamiler, İslamcılar. Ama gel gör ki yine fatura onlara kesilmeye kalkılıyor. Yani bu kadar çirkef bir sistem.
İşte şu andaki Türkiye'nin veya dünyanın içinden geçtiği maalesef korkunç bir çark. Kendi kurdukları çarkın içinde eziliyorlar. Ondan sonra yaygara koparıyorlar. Hani kendi düşen ağlamaz ya. Ağlama ya. Kendin düştün ya.
O kadar nasihat dinlemedin ya. Hatta nasihat edenleri düşman bildin. Onlara karşı durdun.
Onlara her türlü hakareti yaptın. İşte al başına ne gelmesini bekliyordun. Hem bu olanları bir şekilde politik olarak, siyasi olarak veya medyada köpürtenler. Bir taraftan da bunun mağdur tayfasında olanlar. Nice mağdur olanlar vardır ki inanın, hatta nice fakirler vardır ki zengin olsalar,
nice bu mağdurlar şu anda diyelim ki imkan ellerine geçse zaten yapacakları belli. Olacak olan belli. Belki daha beter Şu anda niye borsada var? Haksız kazanç için, belki az. Az ama gene haksız kazanç. Ya fırsatı çok olsa. Ya imkanı çok olsa.
Ya fakir değil de zengin olsa. Nice fakirler. Nice şu anda ezilenler güç kendilerinde olsa, imkan kendilerinde olsa inanın bugünkülerden, bugünkü ezenlerden daha zalim olmayacaklarının garantisi yok. Hatta ben bazıları için diyorum ki, iyi ki ezilen olmuş. İyi ki fakir olmuş. Diğer türlü olsaydı toplum ne çekerdi? Onların ezmesi, onların soyup soğana çevirmesi çok daha korkunç olabilir.
Bu bile Allah'ın hikmeti, hesabı, kitabı. Yani orada bile nice incelikler olabileceği, yani mümkün ve vardır da. Dolayısıyla yani hem bu mağdurlar açısından sorun bir defa bu olayın içinde olması değil mi? Yani mağdurken bile orda olması eğer çarpan taraftaysa, soyan soğana çeviren taraftaysa, malı götüren taraftaysa buraya girmez mi? Şu haliyle bile giren, bu haliyle bile giren. Ondan sonra iş başa düşünce efendim bu defa ağlamalar, sızlamalar şunlar bunlar.
Evet içler acısı bir durum. İnsan üzülüyor fakat kendi düşen ağlamaz bir, ikincisi bu kendi yapıp ettiğiniz ya. Onca nasihata rağmen bu hale gelmişsiniz ve savunuyorsunuz bunu hala. Hani savunmadan böyle bir şey başınıza gelse, beladan kaçarken başınıza gelse anlarım ama siz belaya doğru bile, isteye, bile isteye. Hem de görüyoruz ki eğer fırsat elinize geçse ezmekten, ezip geçmekten çekinmeyeceksiniz.
Bunun ayak sesleri duyuluyor, bunun görüntüsü var. Hal buyken yani kime acıyacaksın? Kime ne yani? Sap samana karışmış, at izi it izine. Kimin eli kimin cebinde? İşte fitne dönemleri, İslam dışı dönemler.
Fikren, fiilen, iktisadi olarak böyle. Fitnelerin, iktisadi fitnenin, fikri fitnenin yaygınlaştığı dönemlerde maalesef yani nereye tükürsen sıkıntı. Aşağısı sakal, yukarısı bıyık yani. İçinden çıkılamaz bir şeytani hal, şeytani tuzak.
Dolayısıyla bu ezilenlerin de aslında dediğim gibi bunda kabahati var. Evet, hoş bir durum değil. Yani alkışlanacak bir durum değil, kına yakılacak bir durum değil, bayram edilecek bir durum hiç değil.
Ama böyle de işin bir tarafı var yani. Yani dost acı söyler. Söylüyoruz, söyleniyor. Ama başa gelince de bu defa yine utanmadan, arlanmadan bunu islama bağlayanlar. Halbuki yani İslamsızlıktan kaynaklanan bir şey bu. Şeriatsızlıktan kaynaklanan bir şey. Yok efendim Allah adını kullanarak soyanlarla soyulanlar arasındaki bir mücadeleymiş. Hadi oradan. Şu işe bak ya.
Bir de utanmadan, arlanmadan faturayı tekrar dönüp uymadığı, dinlemediği nasihatleri verenlere ve Allah'ın Pir-i Pak dinine ve Allah ismine bağlamaları ve bu tür şeylerle ilişkilendirmeleri hakikaten içler acısı bir durum. İflah olmaz hastalık. Yani kabul edilebilir hiçbir tarafı yok. Ama maalesef bunu hem mağdurlar tarafından, hem bunu köpürten siyasi, politik malzeme yapmaya çalışanlardan hem de medyada köpürterek bir şekilde tiraj artırmak veya izlenirlik artırmak adına ağzı olan konuşuyor.
Ağzı olan konuşuyor ve orada da işte vur abalıya hesabından doğruyu dokuz köyden kovarlar hesabı. Çünkü sen burada hepsine söyledin. Sen ezilene de söyledin, ezene de söyledin. Ezilene de dedin ki ezilirsin. Bak bu doğru bir niyet değil. Öbürüne de söylüyorsun. Bu hakkani bir kazanç değil. Ama ikisi de kaybedince, sana dönüyor. Böyle bir durum, maalesef insanlık hali kazanırsa kendinden, düşerse, kaybederse bir suçlu buluyor arayışına giriyor. Ama maalesef ki abalı, doğru söyleyen, sürekli karalanan, hırpalanan oluyor. Öyle yaparsanız işte böyle olur. Zamanında dinlemezseniz böyle.
Geçmişi geçtik düşünsenize, aklınızı başınıza alsanıza. Bilinmedik bir musibet başa gelmiş değil ki. Ya onlar bize nasihatte bulundu, dinlemedik. Burda ne işimiz vardı bizim? Bu kumardan beter, bir manipülasyonla birileri köşe dönüyor ondan sonra tezgah kapanıyor. Yorgan gitti kavga bitti oluyor. Yorgan gitti kavga bitti oluyor diye şu musibetten ders almak gerekmez mi? Bu musibette bile kalkıp da nasihat edenleri suçlamak. Nasihat eden Allah'ı haşa, onun dinini, onun işte emri bil maruf nehy-i anil mülker yapanlarını, vaaz-ı nasihatta bulunanlarını suçlamak, onlara işte topu atmak vs.
Bu akıl alır bir hal değil ama işte olacak oğlak hesabından başı neyse sonu da o. Adam nasihat dinlemiyor bu hale geliyor. Musibetten de ders çıkardığı yok. Yani nasihattan ders almayanın hakkı kötektir. İşte musibettir ama maalesef görüyoruz ki musibetten de ders alan yok.
Şu anda işte buradan bile kendilerini suçlamak, sistemi suçlamak, kapitalist sistemi suçlamak, vurguncu, liberal, ne yapsan yeridir, her şey mübahtır anlayışlarını suçlamak gerekmez mi? Her şeyi ahlak dinlemeden, iman-ı İslam dinlemeden meşrulaştıran, hatta güzellemeler yapan, onu popüler eden, meşhur eden bir anlayışı, asıl suçluyu suçlamak yerine, o zaman adam yoluna devam eder. Şeytana selam olsun haşa. Bakın yani bu adam niye vazgeçsin? Pirim kazanıyor, prim yapıyor.