CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal: “Tarladaki yaşamla Ankara’daki plan birbirine uymuyor”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal: “Tarladaki yaşamla Ankara’daki plan birbirine uymuyor”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, gıda ithalatından çiğ süt desteğine, salçalık domatesten fındık ve kuru üzüme kadar tarım gündemini değerlendirdi. Sarıbal, üretim planlamasının destekleme, depolama, pazarlama ve dış ticaret politikalarıyla birlikte yürütülmesi gerektiğini belirterek çiftçinin gelir güvencesinin sağlanmasını istedi.

Ağustos 14, 2026 - 13:40


CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında gıda ithalatındaki artış, çiftçinin kullandığı mazottaki vergiler, çiğ süt desteği, sözleşmeli üretim, salçalık domates, fındık ve kuru üzüm fiyatları ile tarımsal üretim planlamasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’de çiftçinin artan girdi maliyetleri, düşük ürün fiyatları ve geciken destekler nedeniyle üretimden uzaklaştığını savunan Sarıbal, mevcut üretim planlamasının sahadaki sorunlara yanıt vermediğini söyledi. Sarıbal, “Tarladaki yaşamla Ankara’daki plan birbirine uymuyor. Çiftçinin ne ekeceğini belirleyip gelirini güvence altına almıyorsanız tarımı değil, şirketlerin hammadde ihtiyacını planlıyorsunuz.” dedi.

Gıda ithalatında yüzde 46,8 artış

TÜİK'in haziran ayı dış ticaret endekslerini değerlendiren Sarıbal, geçen yılın aynı ayına göre ihracat miktarının yüzde 8,1, ithalat miktarının ise yüzde 9 arttığını belirtti. Gıda, içecek ve tütün grubunda ithalat miktarının yüzde 46,8 yükseldiğini, ihracattaki artışın ise yüzde 19,1 olduğunu aktardı.

Gıda ithalat birim değer endeksinin yüzde 3 gerilemesine rağmen ithal edilen ürün miktarının arttığına dikkati çeken Sarıbal, “İthalat değerindeki artış uluslararası gıda fiyatlarının yükselmesinden kaynaklanmıyor. Daha fazla gıda ürünü ithal ediyoruz. Dört mevsimi, verimli toprakları ve yaklaşık 230 milyon dönüm ekilen-biçilen alanı bulunan bir ülkede gıda ithalatının bu ölçüde artması kabul edilemez.” ifadelerini kullandı.

“Çiftçinin mazotundaki ÖTV ve KDV tümüyle kaldırılmalı”

Tarım sektöründe yılda yaklaşık 3,5 milyar litre motorin kullanıldığını belirten Sarıbal, motorinin üretimin bütün aşamalarında temel girdilerden biri olduğunu kaydetti.

Motorin üzerindeki ÖTV'nin ağustos sonuna kadar sıfırlanmasının geçici olduğunu, eylül ayından itibaren verginin kademeli şekilde yeniden uygulanacağını ifade eden Sarıbal, “Çiftçi yalnızca ağustos ayında mazot kullanmıyor. Eylülde arazi hazırlığı, ekim, sulama ve ürün taşıma faaliyetleri devam edecek. Hububat üreticisi tarlasına girecek. Bu nedenle çiftçinin kullandığı mazottaki ÖTV ve KDV geçici olarak değil, tümüyle kaldırılmalıdır.” dedi.

Çiğ süt desteğinin açıklanmasını istedi

Hayvancılıkta 2024-2026 dönemini kapsayan destekleme modeli uygulanmasına rağmen 2026 yılı çiğ süt desteğinin henüz açıklanmadığını belirten Sarıbal, üreticilerin yılın ilk aylarına ilişkin desteğin miktarını ve ödeme tarihini bilmediğini söyledi.

Ulusal Süt Konseyinin çiğ inek sütü tavsiye fiyatının, destek hariç üreticinin eline net 24 lira 30 kuruş geçecek şekilde belirlendiğini hatırlatan Sarıbal, TÜSEDAD'ın Temmuz 2026 için açıkladığı model işletme maliyetinin ise litre başına 26 lira 87 kuruş olduğunu aktardı.

Küçük işletmelerin maliyetlerinin daha yüksek, pazarlık güçlerinin ise daha düşük olduğunu dile getiren Sarıbal, “Bir litre sütle en az 1,5 kilogram yem alınması gerektiği söyleniyor. Bugünkü maliyet koşullarında bunun bile yeterli olmadığını görüyoruz. Küçük üreticinin maliyeti daha yüksek, pazarlık gücü ise daha düşük. Litre başına süt desteğini derhâl açıklayın ve ödeyin.” diye konuştu.

Sarıbal, meraya dayalı hayvancılığın zayıfladığını, yem ve canlı hayvan ithalatına bağımlılığın arttığını savunarak mevcut politikaların hayvancılığın sürdürülebilirliğini olumsuz etkilediğini belirtti.

“Sözleşme var ama üreticinin gelir güvencesi yok”

Torbalı, Tire ve Menemen başta olmak üzere salçalık domates üreticilerinin fiyat ve alım sorunları yaşadığını ifade eden Sarıbal, mevcut sözleşmeli üretim modelinin çiftçiyi yeterince korumadığını söyledi.

Salçalık domatesin kilogram başına üretim maliyetinin bölge ve işletme koşullarına göre yaklaşık 4-5 lira arasında değiştiğini belirten Sarıbal, bazı fabrikaların uyguladığı yüzde 20-30'a varan fire kesintilerinin ardından üreticinin eline geçen fiyatın 3-3,5 liraya kadar gerilediğini kaydetti.

Sözleşmelerin şirketlerle tek tek çiftçiler arasında değil, üretici örgütleri ve kooperatifler aracılığıyla yapılmasını isteyen Sarıbal, “Şirket fiyatı ve alacağı miktarı belirliyor; mazot, gübre, ilaç, iklim ve verim riski ise çiftçinin üzerinde kalıyor. Bütün riskler çiftçiye, ucuz domates sanayiciye bırakılıyor. Böyle bir ilişki eşit bir sözleşme değildir.” ifadelerini kullandı.

Sarıbal, sözleşmeli üretimin kamu gözetimi ve denetimi altında yürütülmesi, taban fiyatın bağımsız bir kurul tarafından belirlenmesi, fire, kalite ve kuru madde ölçümlerinin denetlenmesi ve çiftçinin itiraz hakkının güvence altına alınması gerektiğini söyledi.

“Tepeden inme kararlarla tarım planlanamaz”

Türkiye'nin tarımsal üretim planlamasına ihtiyaç duyduğunu ancak mevcut uygulamanın üretimin bütün aşamalarını kapsamadığını belirten Sarıbal, planlamanın yalnızca üretim miktarı üzerinden yapılamayacağını ifade etti.

Patates ve soğanda bir yıl ürünün üreticinin elinde kaldığını, sonraki yıl ekimin azalmasıyla fiyatların yükseldiğini ve ithalat kararlarının gündeme geldiğini belirten Sarıbal, “Bir yıl ürün depoda çürüyor, ertesi yıl aynı ürünün fiyatı katlanıyor ve gümrük vergisi düşürülüyor. Ayçiçeği üreticisi hasada girerken gelecek dönem için düşük vergili ithalat kontenjanı açıklanıyor. Sütte destek belli değil, domateste sözleşme üreticiyi korumuyor. Neresinden bakarsanız bakın planlama kağıt üzerinde var, uygulamada yok.” dedi.

Üretim planlamasının maliyet, destekleme, depolama, işleme, pazarlama ve dış ticaret politikalarını birlikte kapsaması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, üretici örgütleri, kooperatifler, ziraat odaları, bilim insanları ve yerel yapıların karar süreçlerine dahil edilmesini istedi.

Sarıbal, “Merkez Ankara'da olabilir ama tarım Ankara'da yapılmıyor. Tarladaki yaşamla Ankara'daki plan birbirine uymuyor. İthalatı ve sözleşmeli tarımı tarım politikasının temel felsefesi hâline getirirseniz gerçek bir üretim planlaması yapamazsınız.” ifadelerini kullandı.

Fındıkta maliyet ve alım fiyatı tartışması

TMO'nun 2026/27 sezonunda Giresun kalite fındık için kilogram başına 255 lira, Levant kalite fındık için 250 lira alım fiyatı açıkladığını hatırlatan Sarıbal, söz konusu fiyatların bütün üreticilerin maliyetlerini karşılamadığını savundu.

Akçakoca Ziraat Odasının hesabına göre arazi kirası hariç bir dekar fındık bahçesinin toplam üretim maliyetinin 36 bin 410 lira olduğunu aktaran Sarıbal, dekardan 150 kilogram ürün alınması durumunda kilogram maliyetinin 242 lira 73 kuruş olduğunu söyledi. Sarıbal, verimin 120 kilograma düşmesi halinde maliyetin 303 lira 42 kuruşa, 100 kilogramda ise 364 lira 10 kuruşa yükseldiğini kaydetti.

“Fındığın değeri var ama bu değer üreticiye yansımıyor. Fındığın ihracatından, işlenmesinden ve ticaretinden gelir elde ediliyor; ürünü yetiştiren çiftçi ise yoksullaşıyor. Fiskobirlik ve üretici kooperatiflerinin depolama, finansman, işleme ve pazarlama kapasitesi güçlendirilmelidir.” diyen Sarıbal, eğimli ve parçalı arazilerde maliyetlerin daha da yükseldiğine dikkati çekti.

Kuru üzümde en az 151 lira 50 kuruş talebi

Kuru üzüm üreticilerinin mazot, gübre, ilaç, sulama ve işçilik maliyetleriyle karşı karşıya bulunduğunu ifade eden Sarıbal, bağcılığın uzun vadeli üretim yapısı nedeniyle yalnızca bir yıllık faaliyet olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.

Çiftçi-Sen'in çekirdeksiz kuru üzümün kilogram maliyetini 93 lira olarak hesapladığını belirten Sarıbal, üretici kârı ve yaşam payı eklendiğinde 2026 yılı için referans taban fiyatın en az 151 lira 50 kuruş olması gerektiğinin açıklandığını hatırlattı. Sarıbal, Alaşehirli üreticilerin de 150 liranın altındaki fiyatların bağcılığın geleceğini tehlikeye atacağı yönündeki değerlendirmelerini aktardı.

Elazığ'daki üreticilerin girdi maliyetlerinin yanı sıra dolu ve hastalık nedeniyle de kayıplar yaşadığını ifade eden Sarıbal, “Bağ söküldüğünde ertesi yıl aynı üretim kapasitesine dönemezsiniz. Yeniden ürün alabilmek için yıllara ihtiyaç vardır. Üreticinin ‘Bizden sonraki nesil bu işi yapamaz’ demesi yalnızca bir geçim sorunu değil, tarımın geleceği açısından ciddi bir uyarıdır.” dedi.

“Üreticiyi piyasanın karşısında yalnız bırakamazsınız”

Tarımdaki sorunların uygulanan politikaların sonucu olduğunu savunan Sarıbal, 2026 yılı tarımsal destekleme bütçesinin 168 milyar lira olduğunu, buna karşılık merkezi bütçeden faiz giderleri için yaklaşık 3 trilyon lira ayrıldığını söyledi.

Üretim maliyetlerinin düşürülmesi, tarımsal desteklerin yeterli ve zamanında ödenmesi ve üreticilerin pazarlık gücünün artırılması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, “Üreticiyi tüccarın, sanayicinin ve vahşi piyasa düzeninin karşısında yalnız bırakamazsınız. Kamunun görevi çiftçinin ürettiğinden kazanmasını, tüketicinin de yeterli ve sağlıklı gıdaya erişmesini sağlamaktır. Üreticinin emeğini, ülkenin gıda güvencesini ve gıda egemenliğini esas alan kamucu bir tarım düzenini hep birlikte kuracağız.” diye konuştu.


Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI