DEVA PARTİSİ MİLLETVEKİLİ DR. İRFAN KARATUTLU: “SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PLANLI OLSAYDI NE HEKİMİN DEĞERİ DÜŞERDİ NE DE KAHRAMANMARAŞ’TA KAYNAKLAR HEBA OLURDU”
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerinde söz alan DEVA Partisi Kahramanmaraş Milletvekili ve fizik tedavi uzmanı Dr. İrfan Karatutlu, kendi yaşadığı teşhis ve tedavi sürecini anlatarak sağlık sistemindeki plansızlık ve ticarileşmeye dikkat çekti. Tıp fakülteleri ve sağlık meslek okullarının kontrolsüz şekilde çoğaltıldığını, fizyoterapist ve diyetisyen sayılarının “yeterlilik gözetilmeden” arttığını, yeni klinik açma düzenlemesiyle merdiven altının “merdiven üstüne taşındığını” savunan Karatutlu, Kahramanmaraş’ta deprem sonrası hastane planlamasının da hatalı olduğunu, kısa mesafelerde çok sayıda büyük hastane yatırımıyla kaynak israfı yaşandığını belirtti. Karatutlu, Sağlık-Sen etkisiyle sözleşmeli yöneticilik atamalarında sendikal kayırmacılık yapıldığını öne sürerek, deprem bölgesine psikolojik rehabilitasyon ve güçlü fizik tedavi merkezi kurulmasını talep etti.
DEVA Partisi Kahramanmaraş Milletvekili Dr. İrfan Karatutlu, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Sağlık Bakanlığının bütçesi görüşülürken söz alarak hem kendi sağlık deneyimini hem de sağlık politikalarına ilişkin eleştirilerini aktardı. Kahramanmaraş Milletvekili olduğunu ve bir fizik tedavi uzmanı olarak konuştuğunu hatırlatan Karatutlu, “Hekimden sorma, çekenden sor demişler, yaşadığım bir olayı anlatarak başlamak istiyorum.” dedi.
“80 bin lira fatura, bakılmayan hemoglobin ve ardından trombüs”
Karatutlu, yaklaşık on ay önce yaşadığı göğüs ağrısı nedeniyle Eskişehir yolu üzerindeki çok katlı bir hastaneye başvurduğunu anlattı. Acil tıp uzmanının yalnızca d-dimer yüksekliğine odaklanarak kendisini radyoopak madde ile çekilen akciğer tomografisine yönlendirdiğini, ardından kardiyoloji tarafından kalp BT’si çekildiğini, ertesi gün aspirin verilerek taburcu edildiğini söyledi.
Milletvekili Karatutlu, dört gün sonra aynı hastaneye tekrar başvurduğunda, kendisine iki kez kontrast madde verilen damarın 10 santim yukarısı ve 10 santim aşağısında trombüs oluştuğunun tespit edildiğini belirtti. “Dört gün önce hastaneye girişimde hemoglobinime hiç bakılmadığı görüldü. Hemoglobinim 18,5’ti. ‘Bir ünite kan alın, rahatlayayım.’ dedim, almadılar çünkü ücret alamayacaklardı.” sözleriyle yaşadıklarını anlattı.
Karatutlu, bunun üzerine hızla uçağa binerek Kahramanmaraş’a döndüğünü, Sütçü İmam Üniversitesinde bir ünite kan alındığını ve on gün boyunca clexane adlı kan sulandırıcı tedavi uygulandığını ifade etti. “‘Sana radyoopak madde verdik, trombüs ne oldu?’ diye arayan soran kimse olmadı.” diyen Karatutlu, TBMM’den aldığı bilgiye göre söz konusu özel hastane faturası tutarının 80 bin lira olduğunu söyledi. Kontrast madde sonrası bacağı ve ellerinde kaşıntı ve lezyonlar şeklinde kronik etkiler yaşadığını dile getirdi.
Anlatımı sırasında AK Parti İstanbul Milletvekili Ümmügülşen Öztürk’ün “Check up yapılmış, daha ne istiyorsun?” ve “Psikolojik olabilir mi?” şeklindeki sözleri Komisyon tutanaklarına yansırken, Karatutlu “O sorun sizde olabilir.” diyerek karşılık verdi. Araya giren muhalefet milletvekilleri, yaşanan diyalog nedeniyle Komisyon Başkanının müdahalesini istedi.
“Sağlıkta Dönüşüm planlı olsaydı bugün bu tabloyu konuşmazdık”
Dr. İrfan Karatutlu, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun sunumunda 2002–2025 karşılaştırmalarıyla Sağlıkta Dönüşüm Programı’na atıf yaptığını hatırlatarak, kendi geçmişine değindi. 2007’ye kadar Sağlık Müdür Yardımcılığı ve başhekimlik yaptığını, sağlıkta dönüşümün başladığı dönemi yakından bildiğini belirterek, 1990’lı ve 2000’li yılların başındaki sıkıntıları da inkâr etmediğini söyledi.
Buna karşılık, sağlıkta dönüşümün temeline konulan “planlayıcı ve denetleyici Sağlık Bakanlığı” iddiasının bugün tam olarak karşılık bulmadığını savunan Karatutlu, “Eğer olay planlıysa memnuniyetin düşmemesi lazım, denetliyorsanız bu kadar sorun olmaması lazım.” dedi. Kendi yaşadığı örneği işaret ederek, bireysel görülebilecek bu tür olayların aslında sistemdeki denetim eksikliğine işaret ettiğini belirtti.
“Tıp fakülteleri ve sağlık meslek okulları frensiz çoğaltıldı, şimdi klinik açma yetkisi dağıtıldı”
Konuşmasında sağlık insan gücü planlamasını da eleştiren Karatutlu, Sağlık Bakanlığının tıp fakülteleri ve sağlık meslek yüksekokulları açılırken yeterli planlama yapmadığını söyledi. Yeni “Sağlık meslek mensuplarına klinik açma” yönetmeliğini örnek vererek, “‘70 bin fizyoterapist nereden çıktı, 50 bin diyetisyen nereden çıktı?’ diye yirmi yıl boyunca kimse sormadı.” ifadesini kullandı.
Birçok ilde uzman hekim bulunamazken Bingöl, Bitlis, Iğdır gibi illerde 3 fizyoterapistin de özel üniversite mezunu, özelde yüksek lisans ve doktora yapmış kişiler olduğunu, bu insanlara yıllarca iş alanı açılmadığını, ardından bir gecede “Gelin, klinik açın.” denildiğini söyledi. Karatutlu, hukuk fakülteleri mezunları için bile yeterlilik sınavı getirildiğini, buna karşın binlerce fizyoterapist ve diyetisyenin herhangi bir yeterlilik sınavına tabi tutulmadan klinik açma hakkına sahip olduğunu vurguladı.
“Şimdi bu kişilere hekimler hasta gönderecek; yarın bu tedavilerin hukuki sorumluluğu kimin üzerinde olacak, bilmiyoruz.” diyen Karatutlu, halkın psikolog–psikiyatrist, fizyoterapist–fizik tedavi uzmanı ayrımını bile çoğunlukla bilmediğini, bu karışıklığın hekimlik değerini düşürdüğünü savundu. “Ben MR kaldırıp bakan fizyoterapist gördüm; MR dersi almadığı hâlde hastaya bunu yapabiliyor.” sözleriyle denetim boşluğuna dikkat çekti.
“Hasta odaklı sistem şımarık hasta profilini, defansif tıbbı ve şiddeti besledi”
Karatutlu, sağlıkta dönüşüm sürecinde “hasta odaklı sistem” söyleminin önemli bir yere oturtulduğunu, ancak dozun iyi ayarlanmadığını ifade etti. “Hasta odaklı sistemi ayarlayamazsanız şımarık bir hasta profiliyle karşılaşırsınız: ‘Bana bunu niye yapmıyorsun, bu raporu niye vermiyorsun?’” dedi.
Bu tablonun şikâyet mekanizmalarını sürekli çalışır hâle getirdiğini, sağlık çalışanlarının savunmada kaldığını ve “defansif tıp” uygulamaya başladığını belirten Karatutlu, hekimlerin “başımdan nasıl savabilirim” anlayışıyla hastayı bir üst basamağa yönlendirdiğini söyledi. Ceza Kanunu’nda hekimleri koruyan hükümler zayıfladığı için sağlık çalışanlarının kendini güvende hissetmediğini, bunun da şiddet riskini artırdığını ifade etti.
“Sevk zinciri bu mantaliteyle yirmi üç yıl daha kurulamaz”
Etkili sevk zinciri hedefinin yıllardır dillendirildiğini, ancak hayata geçirilemediğini hatırlatan Karatutlu, “Etkili sevk zinciri Isparta’da denendi, o kadar hızlı geri çekildi ki.” dedi. Mevcut aile hekimliği anlayışı ve toplumun sağlık hizmetine bakışıyla, “yirmi üç yıldır yapılamayan sevk zincirinin, bir yirmi üç yıl daha kurulmasının zor göründüğünü” söyledi.
Geçmişte uygulanan Kamu Hastaneleri Birliği modelini de hatırlatan Karatutlu, binlerce idarecinin tasfiye edilip “araştırmacı” kadrosuna çekildiğini, birkaç yıl sonra “yanlış yaptık” denilerek eski sisteme dönüldüğünü söyledi. Taslakta bağımsız düşünülen birlik yapısının Meclis sürecinde “mülki idare etkisiyle sulandığını” öne sürerek, modelin bu nedenle başarısız olduğunu savundu.
“Bakanlık sendika virüsünden kurtulmalı, Sağlık-Sen etkisi Kahramanmaraş’ta çok belirgin”
Sağlık yönetiminde sendikaların etkisine de değinen Karatutlu, “Bu sendika dediğimiz virüsün sağlık yönetiminin içine soktuğu yanlış uygulamalar var.” diyerek özellikle Kahramanmaraş’taki tabloyu anlattı. Geçen yılki verilere göre Kahramanmaraş’ta atanan 120 sözleşmeli sağlık yöneticisinden 105’inin Sağlık-Sen üyesi, delegesi veya yöneticisi olduğunu belirtti.
“Bu yapıdan bir an önce kurtulmanız gerektiğini düşünüyorum.” diyen Karatutlu, liyakat yerine sendikal aidiyetin dikkate alınmasının sağlık yönetiminde ciddi sorunlar ürettiğini söyledi.
“Kalite ve akreditasyonda bağımsız dış denetim yapmaya yüreğiniz yetiyorsa devlet hastanelerine de uygulayın”
Sağlıkta kalite ve akreditasyon çalışmalarını “özel hastane yöneticiliği yapmış biri olarak” yakından bildiğini söyleyen Karatutlu, özel hastanelerde kalite denetimlerinde “100 maddelik listelerle” titiz incelemeler yapıldığını ifade etti. “Yüreğiniz yetiyorsa devlet hastanelerinde de, dışarıdan hizmet satın alınarak, akreditasyonu iç denetimle değil bağımsız dış denetimle yapalım.” çağrısında bulundu.
“Bakanla görüşme taleplerimizde kota uygulanıyor, deprem bölgesi için bile randevu alamıyoruz”
Konuşmasında İletişim eksikliğine de dikkat çeken Karatutlu, önceki yıllarda Sağlık Bakanı Recep Akdağ’dan Tabip Odası Başkanı olarak randevu alamadığını, bugün de deprem bölgesi milletvekili olarak benzer bir durum yaşadığını anlattı. Geçtiğimiz yıl görüşme talebi üzerine Bakan Memişoğlu’na etik, halkla ilişkiler ve iletişim üzerine kitaplar götürdüğünü, bu yıl da buna “Siyaset ve Psikoloji” kitabını eklediğini söyleyen Karatutlu, “Korkuyu atmamız lazım. Türkiye sadece iktidar milletvekillerinden oluşmuyor.” dedi.
Bakan Memişoğlu’nun konuşma sırasında “Çıkart bir kitap yaz da, ondan sonra görüşelim.” sözünün de tutanaklara geçtiğini hatırlattı. Karatutlu, deprem bölgesi Kahramanmaraş’ta sağlık planlaması üzerine konuşmak için randevu istediğini, ancak MHP milletvekilleriyle iki, AK Parti milletvekilleriyle üç kez görüşme yapılırken muhalefet milletvekillerinin geri planda kaldığını savundu.
Kahramanmaraş’ta hastane planlaması: “Kaynaklar beş kilometrede bir hastaneye dağıtılıyor”
Konuşmasının son bölümünde Kahramanmaraş’taki sağlık yatırımlarına odaklanan Karatutlu, 6 Şubat depremlerinde şehirde 2 özel, 2 devlet hastanesinin yıkıldığını hatırlattı. Necip Fazıl Hastanesinin 2006’da yapılacağı dönem uyarıda bulunduğunu belirten Karatutlu, “Hem fay hattı üzerindeydi hem de vatandaşa uzak bir yerdi. ‘Yanlış yere yapıyorsunuz.’ dedim ama bürokrasi dinlemedi, depremde yıkıldı.” dedi.
Bugün de benzer planlama hatalarının tekrarlandığını savunan Karatutlu, Türkoğlu’na 120 yataklı hastane yapılırken 20 kilometre uzağa 400 yataklı Maraş Devlet Hastanesi planlandığını, bu durumda Türkoğlu’nun sürdürülebilir olmayacağını söyledi. “Arabası olan 20 kilometre uzaktaki 400 yataklı hastaneye gider, siz 3İ’nin ‘ihtiyaç’ ilkesini gözetmiyorsunuz, sadece istek ve imkân üzerinden hareket ediyorsunuz.” dedi.
Kuşbakışı bakıldığında Önsen Devlet Hastanesi, 400 yataklı hastane, 1.000 yataklı hastane, Necip Fazıl ve Türkoğlu hastanelerinin yaklaşık 5’er kilometre arayla dizildiğini vurgulayan Karatutlu, “Bu imkânlara yazık; Bakanlığın kaynaklarına yazık.” sözleriyle eleştirisini dile getirdi. Teknik uyarılarını hem bürokrasiye hem de iktidar milletvekillerine ilettiğini, ancak dikkate alınmadığını söyledi.
MHRS randevu örneği ve deprem bölgesine rehabilitasyon talebi
Konuşma süresi kısalınca MHRS üzerinden canlı örnek verdiğini söyleyen Karatutlu, Komisyon sırasında Kahramanmaraş için randevu almak istediğini belirtti. “Kahramanmaraş’ın tüm hastanelerinde KBB için 2 Aralık, cildiye için 1 Aralık tarihine randevu veriliyor. Sadece merkez demedim, tüm hastaneleri seçtim.” diyerek erişim sorununa dikkat çekti.
Deprem bölgesinde özellikle psikolojik rehabilitasyon ve fizik tedavi ihtiyacının altını çizen Karatutlu, “Bir deprem bölgesi ve fizik tedavi uzmanı olarak beklerdim ki deprem bölgesine bir psikolojik rehabilitasyon merkezi açılsın. Yüzlerce amputasyonu olan, sakat kalmış çocuk görüyorum, bölgeye güçlü bir fizik tedavi merkezi kurulmasını umuyordum.” dedi.
Kahramanmaraş’ta açılan 400 yataklı yeni hastanelerle birlikte Yörük Selim’deki eski hastanenin de benzer biçimde üst üste yığıldığını, buna karşın deprem sonrası gerçek ihtiyaçların –rehabilitasyon ve psikososyal destek– ikinci planda kaldığını savundu.
Konuşması sık sık süre ve usul tartışmalarıyla kesilen Dr. İrfan Karatutlu, “İstişare edilse daha hayırlı işler çıkardı ama olmadı.” sözleriyle hem Bakanlığa hem de iktidar temsilcilerine daha kapsayıcı diyalog çağrısında bulundu.
Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI