EGE ÜNİVERSİTESİ’NDE KIRMIZI ALARM! KİM POLİSİ GENÇLERLE KARŞI KARŞIYA GETİRİYOR? “İKİNCİ GEZİ” SENARYOSU MU KURGULANIYOR ?

EGE ÜNİVERSİTESİ’NDE KIRMIZI ALARM! KİM POLİSİ GENÇLERLE KARŞI KARŞIYA GETİRİYOR? “İKİNCİ GEZİ” SENARYOSU MU KURGULANIYOR ?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 17, 2026 - 16:34

İzmir Ege Üniversitesi’nde yıllardır bakımı yapılan, çipli, kısırlaştırılmış ve padok alanlarında tutulan köpeklerin toplanması için polis ve çevik kuvvet ekiplerinin kampüse gelmesi, kamuoyunun mutlaka cevaplanması gereken son derece ciddi soruları beraberinde getirmiştir. Bu talimatı kim verdi? Kararın arkasında kimler var? Hangi gerekçeyle yıllardır bakılan hayvanların bulunduğu alana böyle bir müdahale gerçekleştirildi? En önemlisi, hayvanların bakımını üstlenen, onlara karşı vicdani sorumluluk hisseden gençlerle görevini yapan polislerimizi kim, neden karşı karşıya getirdi? Bu soruların cevabı verilmeden yaşananları sıradan bir idari uygulama olarak değerlendirmek mümkün değildir. Burada mesele yalnızca hayvanların bir alandan başka bir yere götürülmesi değildir. Mesele; kamu yönetiminin karar alma biçimi, toplumsal hassasiyetlerin nasıl ele alındığı, gençlerin devlet kurumlarıyla ilişkisi ve ortaya çıkabilecek gerilimin hangi sonuçlara yol açabileceğidir. Yetkililer, kararın hukuki dayanağını, talimat zincirini ve hayvanların götürüldükleri yerdeki bakım koşullarını açıkça ortaya koymalıdır. Kamuoyunun bilgi edinme hakkı vardır; hiçbir makam, aldığı kararın toplumsal sonuçlarını açıklama yükümlülüğünden muaf değildir.

KIRMIZI ALARM! Toplumların çözülmesi her zaman büyük olaylarla başlamaz. Bazen küçük görülen bir uygulama, biriken öfkenin, güvensizliğin ve kutuplaşmanın tetikleyicisine dönüşebilir. İnsanların merhamet duygusunu hedef alan, toplumsal kesimleri birbirine düşüren ve şiddeti sıradanlaştıran gelişmeler, yalnızca meydana geldikleri an üzerinden değerlendirilmemelidir. Sokak hayvanları meselesi, toplumun vicdanına dokunan son derece hassas bir alandır. Bir tarafta hayvanların yaşam hakkını savunan gençler, diğer tarafta kamu düzenini sağlamakla görevli polislerimiz bulunmaktadır. Bu iki kesimi birbirinin karşısına yerleştiren her kararın gerekçesi, yöntemi ve sorumluları titizlikle incelenmelidir. Polis milletin düşmanı değildir; hayvanları korumaya çalışan gençler de sırf vicdani hassasiyetleri nedeniyle devletin karşısına konulamaz. Asıl sorgulanması gereken, bu iki kesimin karşı karşıya gelmesine neden olan kararların nasıl alındığı, alternatif yöntemlerin değerlendirilip değerlendirilmediği ve olası gerilimin önlenmesi için hangi tedbirlerin uygulandığıdır. Kamu yönetiminin görevi, önlenebilir gerilimlerin ortasında kalmak değil, bunları ortaya çıkmadan öngörmek ve çözmektir.

Burada özellikle altı çizilmesi gereken nokta, söz konusu köpeklerin çipli, kısırlaştırılmış ve yıllardır belirli padok alanlarında bakılan hayvanlar olmasıdır. Bu koşullar, hayvanların bakım geçmişinin ve mevcut durumunun değerlendirilmesini gerektiren somut unsurlardır. Elbette bu özellikler tek başına herhangi bir hayvanın bulunduğu yerde kalmasını hukuken zorunlu kılmaz; ancak yapılacak işlemin gerekçesinin, kapsamının ve sonuçlarının açıklanması gerekliliğini ortadan kaldırmaz. Hayvanlar nereye götürülüyor? Bakımları kim tarafından sürdürülecek? Sağlık durumları kontrol edildi mi? Bu uygulama hangi hukuki ve idari gerekçeye dayanıyor? Bu soruların cevabı kamuoyuna verilmelidir. Hayvanların geleceği belirsizliğe terk edilmemeli, onları yıllardır besleyen ve koruyan kişiler de bilgi sahibi olmaktan mahrum bırakılmamalıdır. Şeffaflık, yalnızca kamuoyunun öfkesini yatıştırmak için başvurulan geçici bir yöntem değil, kamu yönetiminin temel sorumluluklarından biridir. Doğru bilgilendirme yapılmadığında söylentiler büyür, güvensizlik derinleşir ve gerçeklerin anlaşılmasını zorlaştıran bir bilgi kirliliği meydana gelir. Bu nedenle yetkililerin gecikmeden, açık ve denetlenebilir bilgilerle kamuoyunu aydınlatması zorunludur.

Peki, bu gerilim kimin işine yarıyor? Bu soruyu sormak komplo üretmek değildir; toplumsal olayların güvenlik boyutunu ciddiye almaktır. Ancak sorunun doğru cevabına ulaşmak için öfkeye değil, somut verilere ihtiyaç vardır. Hayvanlar üzerinden gelişen bir toplumsal tepkinin büyümesi, kamu kurumlarının hedef hâline gelmesi, gençlerle güvenlik güçleri arasında çatışma görüntülerinin ortaya çıkması ve bu görüntülerin sosyal medyada kontrolsüz biçimde yayılması, toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir. Böyle bir tablonun ortaya çıkması hâlinde, gerçek bir soruna yönelik haklı itirazlar bile farklı amaçlar doğrultusunda kullanılabilir. Bu nedenle karar alma sürecinden uygulamanın sahadaki yönetimine, sosyal medyada yayılan içeriklerden olası koordinasyon iddialarına kadar her aşama dikkatle incelenmelidir. Fakat burada önemli bir sınır vardır: Bir olayın toplumsal gerilim üretmesi, onun mutlaka önceden planlandığını kanıtlamaz. Provokasyon ihtimali araştırılmalı, fakat kanıtlanmış bir gerçek gibi sunulmamalıdır. Gerçekleri ortaya çıkarmanın yolu, varsayımları kesin hükme dönüştürmek değil, her iddiayı delilleriyle sınamaktır.

Kamuoyunda tartışılan “İKİNCİ GEZİ” SENARYOSU ihtimali de bu çerçevede ciddiyetle ele alınmalıdır. Türkiye geçmişte kitlesel toplumsal olayların, siyasi gerilimlerin ve kamu düzenini etkileyen gelişmelerin sonuçlarını yaşamış bir ülkedir. Bu tecrübelerden çıkarılması gereken ders, her toplumsal itirazı tehdit olarak görmek değil; meşru protesto hakkıyla şiddet, yasa dışı örgütlenme ve bilinçli provokasyon arasındaki ayrımı doğru yapabilmektir. Ege Üniversitesi’ndeki olayın da böyle bir ihtimalin parçası olup olmadığı ancak somut bulgularla değerlendirilebilir. Herhangi bir organizasyonun gençleri yönlendirdiği, toplumsal hassasiyetleri istismar ettiği veya kamu kurumlarını karşı karşıya getirmeyi amaçladığına ilişkin deliller varsa, bunlar bütün bağlantılarıyla araştırılmalıdır. Bununla birlikte, hayvanları savunan gençlerin varlığından hareketle bir kalkışma hazırlığı bulunduğu sonucuna varılamaz. Devletin güvenlik refleksi güçlü olmalı, ancak bu refleks hukuki ölçülülükten ve delile dayalı değerlendirmeden ayrılmamalıdır. Gerçek tehditleri zamanında belirlemek kadar, masum vatandaşların haklarını korumak da güvenlik yönetiminin ayrılmaz parçasıdır.

Bu noktada FETÖ dâhil, Türkiye’nin anayasal düzenini hedef almış terör örgütlerinin veya başka yasa dışı yapılanmaların olayları yönlendirmiş olabileceğine ilişkin somut emareler varsa, yetkili makamlar tarafından etkin ve kapsamlı soruşturma yürütülmelidir. Kamu kurumlarını yıpratma, toplumsal hassasiyetleri istismar etme, yasa dışı koordinasyon oluşturma ya da kamu görevlilerini hukuka aykırı biçimde yönlendirme şüphesi doğuran deliller varsa, bunların üzeri örtülmemelidir. Aynı şekilde, olayın yönetiminde görev ve yetki ihlali, ihmâl veya hukuka aykırı talimat bulunduğuna ilişkin bulgular da idari ve hukuki incelemeye tabi tutulmalıdır. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, somut delillerle ortaya konulan hukuka aykırılığın hesabını vermelidir. Ancak soruşturmaların güvenilirliği, kişilerin siyasi görüşlerine, hayvan haklarına ilişkin tutumlarına veya barışçıl protestolara katılmalarına göre değil, somut eylem ve delillere göre yürütülmesine bağlıdır. FETÖ soruşturması dâhil hiçbir soruşturma, delilsiz suçlamaların aracı hâline getirilmemelidir. Amaç birilerini peşinen suçlu ilan etmek değil; varsa örgütsel bağlantıları, hukuka aykırı talimatları ve organize müdahaleleri ortaya çıkarmaktır. Devletin ciddiyeti, şüpheyi görmezden gelmemesinde olduğu kadar, soruşturmayı hukuk sınırları içinde yürütmesinde de kendisini gösterir.

Ege Üniversitesi yönetimi, ilgili idari makamlar ve uygulamadan sorumlu birimler kamuoyuna gecikmeden açıklama yapmalıdır. Talimatın hangi makamdan çıktığı, işlemin hangi mevzuata dayandığı, hayvanların hangi gerekçeyle toplandığı, nereye nakledildikleri ve bundan sonraki bakım süreçlerinin nasıl güvence altına alınacağı açıkça bildirilmelidir. Ayrıca sahadaki uygulamanın planlanması sırasında olası gerilimlerin değerlendirilip değerlendirilmediği, üniversite yönetimiyle hayvanların bakımını üstlenen kişiler arasında iletişim kurulup kurulmadığı ve daha düşük gerilimli alternatiflerin neden tercih edilmediği araştırılmalıdır. Eğer idari bir hata yapılmışsa bu hata kabul edilmeli ve giderilmelidir. Eğer hukuka aykırı talimat verilmişse sorumluları belirlenmelidir. Eğer olayın arkasında organize bir provokasyon varsa, bunun bağlantıları delilleriyle ortaya çıkarılmalıdır. Kamu kurumlarının güvenilirliği, soruların cevapsız bırakılmasıyla değil, eleştiriler karşısında şeffaf ve hesap verebilir davranılmasıyla güçlenir.

SON UYARIMDIR: MİLLETİN VİCDANIYLA DEVLETİN GÜVENLİK GÜÇLERİNİ KARŞI KARŞIYA GETİRECEK HER KARARIN SORUMLULUĞU AÇIĞA ÇIKARILMALIDIR! Kim talimat verdi? Kim bu yöntemi seçti? Kim toplumsal hassasiyetleri hesaba katmadı? Kim varsa hukuka aykırı bir yönlendirmede bulundu? Bu sorular makam, unvan ve siyasi konum ayrımı yapılmadan cevaplandırılmalıdır. Polisimizin görevi, milletin güvenliğini ve kamu düzenini korumaktır. Gençlerimizin meşru itirazlarını dile getirmesi de hukuk çerçevesinde korunması gereken bir haktır. Bu iki kesimi birbirine düşmanlaştırmak, ne kamu düzenine ne toplumsal barışa ne de devlet-millet bütünlüğüne hizmet eder. Türkiye'nin ihtiyacı, vicdani meseleleri güvenlik krizine dönüştüren yöntemler değil; sorunları büyümeden çözen, sorumluları belirleyen ve toplumsal güveni koruyan bir yönetim anlayışıdır.

Hayvanların akıbeti açıklansın! Talimat zinciri ortaya çıkarılsın! Varsa provokasyonun ve örgütsel yönlendirmenin üzerine kararlılıkla gidilsin! FETÖ dâhil, herhangi bir yasa dışı yapılanmanın bağlantısına ilişkin somut deliller varsa etkin soruşturma yürütülsün! Hiç kimse hukukun üzerinde değildir; hiç kimse de delilsiz suçlamalarla hedef hâline getirilmemelidir. “İkinci Gezi” ihtimali bir slogan olarak kullanılmamalı, somut emareler varsa bütün yönleriyle araştırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki devletin gücü, yalnızca gerektiğinde güvenlik tedbiri uygulamasından değil, yanlış kararları tespit edip düzeltebilmesinden ve vatandaşın güvenini koruyabilmesinden gelir. Polis milletin karşısında değildir; gençler de vicdanları nedeniyle devletin karşısına konulamaz. Bu gerilimin nasıl doğduğu, kimlerin sorumluluk taşıdığı ve hayvanların geleceğinin nasıl güvence altına alınacağı açıklığa kavuşturulmadan bu dosya kapanmamalıdır!