Esnafı Dinlemeden Hüküm Vermek: Madalyonun Diğer Yüzünü Kim Görecek?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Sigara satışında yaş sınırı, kimlik kontrolü, kredi kartı komisyonları ve esnafın yaşadığı sorunlar... Peki, kamuoyunda tartışılan bu konularda esnafın sesine ne kadar kulak veriyoruz?
Herkes Konuşuyor, Peki Esnafı Kim Dinliyor?
Türkiye'de son dönemde gündeme gelen birçok düzenleme ve tartışmayı yakından takip ediyorum. Bir gazeteci olarak sahada yaptığım gözlemler, vatandaşlarla ve esnafımızla gerçekleştirdiğim görüşmeler bana önemli bir gerçeği gösteriyor: Biz toplum olarak bazı konularda hüküm vermekte acele ediyor, ancak olayın bütün taraflarını dinlemekte aynı hassasiyeti göstermiyoruz.
Özellikle esnafımızı ilgilendiren meselelerde bu durum çok daha belirgin hâle geliyor.
Bir konu gündeme geldiğinde vatandaşın yaşadığı mağduriyetler konuşuluyor, şikâyetleri haberleştiriliyor, kamuoyunda tartışmalar başlıyor. Elbette vatandaşın sesi duyulmalı. Ancak burada sormamız gereken önemli bir soru var:
Peki, esnafın yaşadığı sorunları kim dinleyecek?
Benim itirazım tam da bu noktada başlıyor.
18 Yaş Altına Sigara Satılmasın, Peki Esnaf Yaşı Nasıl Anlayacak?
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek istiyorum: 18 yaşından küçüklere sigara satılmasına kesinlikle karşıyım.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin tütün ürünlerinden korunması hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu konuda herhangi bir tartışmaya yer olduğunu düşünmüyorum.
Ancak işin bir de sahadaki gerçekleri var.
Bugün birçok esnafımız, sigara satın almak için çocuklarını gönderen bazı ebeveynlerle karşı karşıya kalıyor. Çocuk sigara almak istiyor, esnaf yaşı nedeniyle satış yapmayı reddediyor. Ardından bazen anne ya da baba devreye girerek esnafla tartışabiliyor.
Şimdi soruyorum:
Çocuğuna sigara aldırmak için markete gönderen ebeveyn mi haklı, yoksa kanuna uyarak sigara satmayı reddeden esnaf mı?
Bir diğer önemli mesele ise gençlerin yaşlarının dış görünüşlerinden her zaman anlaşılamaması.
Bugün 16 veya 17 yaşındaki bir genç, fiziksel görünümü nedeniyle 20 yaşında zannedilebilir. Aynı şekilde 20 yaşındaki bir genç de olduğundan çok daha küçük görünebilir.
Peki, esnaf bunu nasıl ayırt edecek?
Sadece okul üniforması giyenleri mi 18 yaşından küçük kabul edeceğiz?
Okul üniforması giymeyen bir kişinin reşit olduğunu nasıl anlayacağız?
Esnafın her müşterinin yaşını yalnızca yüzüne bakarak doğru tahmin etmesini beklemek ne kadar gerçekçi?
Üstelik yapılan bir denetimde 18 yaşından küçük bir kişiye sigara satıldığı tespit edildiğinde esnaf ciddi yaptırımlarla karşılaşabiliyor.
Elbette kanunlara uyulmalı. Ancak kuralların uygulanmasında esnafın karşılaştığı pratik zorlukları da görmezden gelemeyiz.
Sağlık Bakanlığının Kimlik Kontrolü Uygulamasını Destekliyorum
Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından gündeme getirilen sigara satışında kimlik kontrolü uygulamasını son derece yerinde buluyorum.
Bana göre bu uygulama, yalnızca çocuklarımızın ve gençlerimizin korunması açısından değil, esnafımızın üzerindeki sorumluluğun daha açık ve uygulanabilir hâle getirilmesi bakımından da önem taşıyor.
Çünkü kimlik kontrolü sayesinde yaş konusundaki belirsizliklerin önüne geçilebilir.
Satış yapmak isteyen esnaf müşterisinin yaşını kimlik üzerinden kontrol eder. Yaşı uygun değilse satış yapmaz. Böylece hem kanuna uyulmuş olur hem de esnaf ile müşteri arasında yaşanan tartışmaların önemli bir kısmı önlenebilir.
Ancak burada toplumun da bilinçlenmesi gerekiyor.
Bir esnaf kimlik istediğinde müşterinin bunu kişisel bir mesele hâline getirmemesi gerekiyor.
Kimlik soran esnaf, müşteriye karşı bir tavır almıyor; yasal sorumluluğunu yerine getiriyor.
Sigara Komisyonu Tartışmalarında da Aynı Hata Yapıldı
Gelelim son dönemde sıkça tartışılan bir başka konuya: Sigara satışlarında kredi kartı komisyonu.
Bu konuda da kamuoyunda çoğunlukla tek taraflı bir tartışma yürütüldüğünü gözlemledim.
Vatandaş, sigara satın alırken kendisinden ek ücret talep edilmesine tepki gösterdi. Sosyal medyada paylaşımlar yapıldı, konu haberleştirildi ve esnafa yönelik eleştiriler gündeme geldi.
Peki, kaç kişi esnafa dönüp şu soruyu sordu?
Siz sigarayı hangi şartlarda satın alıyorsunuz?
Bir gazeteci olarak asıl üzerinde durulması gereken noktalardan birinin de bu olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bazı sigara dağıtıcıları ve tedarikçiler, esnaftan ürün bedelini peşin olarak talep edebiliyor. Esnaf, henüz satmadığı ürünün parasını önceden ödemek zorunda kalabiliyor.
Şimdi düşünelim.
Esnaf sermayesini bağlayarak ürün satın alıyor. Dükkânının kirasını ödüyor, elektrik giderini karşılıyor, vergisini veriyor, varsa çalışanının maaşını ödüyor.
Bunun yanında kredi kartıyla yapılan satışlarda bankaların uyguladığı POS komisyonlarıyla da karşılaşıyor.
Peki, bütün bu maliyetlerin esnaf üzerindeki etkisini ne kadar araştırdık?
Sigara satışındaki kâr marjı, tedarik koşulları ve finansman yükü kamuoyuna ne kadar anlatıldı?
Burada yanlış anlaşılmak istemiyorum.
Esnafın karşılaştığı maliyetler, vatandaştan mevzuata aykırı şekilde ek ücret alınmasını haklı çıkarmaz.
Ancak bir uygulamanın yanlış olması, o uygulamaya yol açan ekonomik sorunların araştırılmasına engel olmamalıdır.
Biz sadece sonuçla ilgilenir, sebepleri sorgulamazsak sorunun tamamını hiçbir zaman göremeyiz.
Basın Neden Madalyonun Diğer Yüzünü Sormuyor?
Asıl dikkat çekmek istediğim meselelerden biri de gazetecilik anlayışımız.
Sigara komisyonu tartışmalarında birçok haberin vatandaşın şikâyetleri üzerinden şekillendiğini gördüm.
Elbette vatandaşın yaşadığı sorunlar haber değeri taşır ve kamuoyuna aktarılmalıdır.
Ancak ben şunu da görmek isterdim:
Bir gazeteci çıkıp esnafa, "Siz bu ürünü hangi şartlarda alıyorsunuz? Tedarikçi sizden peşin ödeme istiyor mu? Bir paket sigaradan ne kadar kazanıyorsunuz? Kart komisyonları sizi nasıl etkiliyor?" diye sorsaydı.
İşte o zaman meseleye çok daha geniş bir açıdan bakabilirdik.
Gazetecilik yalnızca şikâyetleri aktarmak değil, o şikâyetlerin arkasındaki nedenleri de araştırmaktır.
Bir tarafın yaşadığı mağduriyeti haberleştirirken diğer tarafın içinde bulunduğu koşulları görmezden gelmek, kamuoyunun konuyu eksik değerlendirmesine yol açabilir.
Bana göre basının en önemli sorumluluklarından biri de budur.
Herkesin konuştuğu yerde konuşulmayanı araştırmak, herkesin baktığı yönün dışında kalan gerçekleri de ortaya çıkarmak.
Kamuoyunda Tek Taraflı Yargılamaları Doğru Bulmuyorum
Ülkemizde gündeme gelen yalnızca sigara satışı veya komisyon meselesi değil, birçok toplumsal ve ekonomik tartışmada benzer bir yaklaşım görüyorum.
Bir iddia ortaya atılıyor, sosyal medyada hızla yayılıyor, ardından kamuoyunda hükümler verilmeye başlanıyor.
Ancak çoğu zaman meselenin diğer tarafı yeterince dinlenmiyor.
Ben bu anlayışı doğru bulmuyorum ve tasvip etmiyorum.
Bir meselede vatandaş haklı olabilir, esnaf haklı olabilir ya da her iki tarafın da haklı olduğu ve eleştirilmesi gereken noktalar bulunabilir.
Önemli olan, peşin hüküm vermeden önce bütün tarafların görüşlerini dinleyebilmektir.
Özellikle biz basın mensuplarının bu konuda çok daha hassas davranması gerektiğine inanıyorum.
Gazetecilik, kamuoyunun öfkesine göre taraf belirlemek değil, kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasını sağlamaktır.
Basın mensubu olarak görevimizin bir tarafı memnun etmekten çok, olayların bütün boyutlarını ortaya koymak olduğunu düşünüyorum.
Esnaf da Bu Toplumun Bir Parçası
Unutmayalım ki esnaf dediğimiz insanlar da bu ülkenin vatandaşlarıdır.
Onların da aileleri, çocukları, geçim sıkıntıları, ekonomik sorumlulukları ve yaşadıkları mağduriyetler var.
Vatandaşın hakkını savunurken esnafın hakkını görmezden gelemeyiz.
Çocuklarımızı sigaranın zararlarından korurken esnafın uygulamada karşılaştığı sorunları da çözmek zorundayız.
Kredi kartı üzerinden haksız ek ücret alınmasına karşı çıkarken bu sorunun arkasındaki tedarik ve finansman koşullarını da sorgulamalıyız.
Çünkü sorunları yalnızca yasaklarla, cezalarla veya kamuoyu baskısıyla çözmeye çalışmak her zaman yeterli olmayabilir. Sorunların ekonomik ve toplumsal nedenlerini de doğru analiz etmemiz gerekiyor.
Adalet, Herkesi Dinleyebilmekten Geçer
Benim savunduğum şey, esnafın her koşulda haklı olduğu değildir.
Benim savunduğum şey, hiç kimsenin dinlenmeden haksız ilan edilmemesidir.
Sağlık Bakanlığının sigara satışında kimlik kontrolüne yönelik düzenlemesini bu açıdan olumlu buluyor, hem gençlerimizin korunmasına hem de esnafımızın yaşadığı belirsizliklerin giderilmesine katkı sağlamasını temenni ediyorum.
Aynı şekilde sigara komisyonu tartışmalarında da yalnızca tüketicinin değil, esnafın ve tedarik zincirindeki diğer tarafların koşullarının araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Gazeteciler olarak olayların sadece görünen yüzünü değil, görünmeyen taraflarını da kamuoyuna taşımak zorundayız.
Çünkü bir toplumda adalet duygusu, yalnızca en çok sesini duyuranın haklı kabul edilmesiyle sağlanamaz.
Soruyorum: Herkes esnafı eleştirirken, esnafın ne yaşadığını gerçekten kaç kişi merak ediyor?
Unutmayalım, madalyonun tek yüzüne bakarak gerçeğin tamamını göremeyiz.