Hipermodernite Vasatında Çocuğun Gelişen Üç Bedeni

Hipermodernite Vasatında Çocuğun Gelişen Üç Bedeni

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 18, 2026 - 16:29

İnsan olgusunun, varlık anlamında, fiziksel olarak gördüğümüz tek bir vücudu yoktur. İnsanın fetal dönemde, doğum öncesinde gelişmeye başlayan ve dış ortamda, doğada yaşayabilecek hâle gelen biyolojik bedeninin yanında; yine gelişimi doğum öncesinde başlayan, ancak biyolojik bedeni kadar gelişmiş olmasa da varlığı başlamış olan psikolojik ve sosyolojik bedenleri de vardır. Bu nedenle bir çocuğun doğumundan itibaren üç bedeni olgunlaşmaya ve tabii ki aynı zamanda yaşlanmaya başlar. Bunlar biyolojik bedeni, psikolojik bedeni ve sosyolojik bedenidir. Her bir bedenin gelişme hızı, evresi ve konumu farklı olsa da bu üçlünün ortak adı biyopsikososyal varlık, yani insan olgusudur. Bunlar, varoluşun ana ve temel objeleridir.
Ancak bizim bir çocukta gördüğümüz, biyolojik bedenin gelişimidir. Özellikle teknolojik gelişmelerle ve bu teknolojinin insan yaşamındaki varlığıyla şekillenen modernite, genelde biyolojik bedene öncelikli ve olabildiğince yoğun bir ilgi göstermiş, ancak psikolojik ve sosyolojik bedenleri ihmal etmiştir. Hâlbuki biyolojik bedenin gelişme evresindeki problemler, sosyolojik ve psikolojik bedenlerin gelişme evrelerindeki problemlerden ve hastalıklardan çok farklı değildir. Yani biyolojik bedendeki hastalık ne kadar önemliyse psikolojik ve sosyolojik bedenlerdeki hastalıklar da o kadar önemlidir. Bu bütüncül yaklaşım göz önüne alınmadığı sürece çocukta tam bir sağlıklılık hâli gerçekleştirilemeyecektir.
Çocuğun gelişim sürecinde biyolojik bedenindeki bir sorun nasıl sekel bırakır ve uzun bir süreye yayılırsa psikolojik ve sosyolojik bedenlerinde oluşan sorunlar da sekel bırakacak ve ileride sorun yaratacaktır. Bu durum, bireyin bütüncül yaklaşımla ele alınan biyopsikososyal sağlığı kadar toplumun da biyopsikososyal sağlığını etkileyecektir.
Örneğin biyolojik olarak çok iyi yetişmiş, gelişmiş ve büyümüş bir çocuğun psikolojik olarak sorunlu ve mutsuz olması, biyolojik bedenindeki sağlıklılığın önemini ve değerini tamamen ortadan kaldıracaktır. Benzer şekilde, biyolojik bedeni tamamen sağlıklı ve sorunsuz olan bir bireyin toplumdaki, mikro ya da makro çevresindeki diğer insanlarla ve canlılarla yeterli iletişimde olmaması, onun işlevsel ve tatminkâr bir hayat yaşamasını mümkün kılmayacaktır. Bu nedenle sağlıklılık; biyolojik, psikolojik ve sosyolojik bedenlerde tam bir iyilik hâli, çocuk için de bu iyiliğe ulaşmak üzere gelişim sürecinde tam bir iyi gelişme ve olgunlaşma hâlidir.
Modern toplumda biyolojik bedene verilen öncelik, zamanımızın hipermodern toplumunda daha da belirginleşmiş ve psikolojik ve sosyolojik diğer iki bedenin arka plana itilmesine neden olmuştur. Sosyal medyanın ve iletişim kaynaklarının hızla gelişmesi ve sosyal medyada tamamen rekabetçi bir sistemin yerleşmesi, çocuğun daha yalnız yaşamasına ve sosyolojik bedeninin infantil ve ilkel kalmasına yol açmıştır. Bireyin ön plana çıkması, bencilliği daha da etkinleştirmiş ve sosyal yaşamın paylaşımcı, birlikte güçlü bir toplum oluşturma özelliğinin kaybolmasına yol açmıştır.
Tabii ki çocuğun yalnızlığı ve yalnız yaşamayı sürdürmesi; mutsuzluğa, bencilliğe ve egosantrik bir yaşam sürmesine, gelişme dönemindeki çocuğun ruhunda kalıcı hasar oluşmasına neden olmaktadır. Birbiriyle bu kadar yakın ilişki içinde olan ve gelişimleri için mutlaka bütüncül bir yaklaşımla ele alınmaları gereken üç beden arasındaki bu durum; biyolojik beden ne kadar iyi olursa olsun, ne kadar sağlıklı gelişirse gelişsin, sağlıklı bir birey olmanın mümkün olamayacağı riskini taşımıştır ve taşımaktadır.
Hipermodern toplumun, özellikle yapay zekâ ile çözüm üretmede bireye sağladığı iktidar ve muktedirlik, diğer iki bedenin biyolojik bedenden daha hızlı ayrılmasına ve ilkel kalmasına neden olmakta; toplumun insan sağlığı için önemli olan kurgularını maalesef bertaraf etmektedir.
Hipermodernitenin ışık hızıyla gelişen teknolojik imkânlarının insan psikolojisine ve sosyolojisine olumsuz yansımaması için çocukluk çağında bu imkânlardan haberdar olunması, ancak kullanımlarının kısıtlanması gerekmektedir. Çocuğun gelişerek oluşturacağı insan olgusu ve toplumsal yaşam açısından, bir miktar fabrika ayarlarına dönmesi gerektiği bugün için çok açıktır. Aksi takdirde hipermodernitenin getirdiği sosyal iletişim ağlarının hızı ve yapay zekânın sunduğu, çocuğun zihnini kullanmasını engelleyen imkânlar, sonraki nesillerin insan olma özelliklerini kaybetmesi riskini taşımaktadır.
Biyolojik açıdan, kullanılan ileri ilaç teknolojilerinin bedene yansıması da çocukların biyolojik bedenlerinin yaşam süresini uzatan, ancak sağlıklılığını kaybettiren bir risk oluşturmaktadır. Ayrıca anne babaların, hipermodernitenin sağladığı takviye gıdalarla çocuk organizmasını doyurması, çocukların biyolojik aktiviteleri açısından ciddi bir hasar riski taşımaktadır. Fazla kullanılan antibiyotikler kronik hastalıkları giderek artırmaktadır. Biyolojik ajanların hızla kullanıma girmesinin genetik yapımızda ve biyolojik süper sistemimizde ciddi hasarlar oluşturma ihtimali çok yüksektir. Bunların tümü aynı zamanda nörolojik yapıyı ve dolayısıyla psikolojik bedeni de etkileyecektir.
Özellikle sosyal medyadaki haz fenomeninin giderek çılgınca kullanılması, madde bağımlılığı ve diğer bağımlılıklar açısından büyük bir risktir. Keza yapay zekânın oluşturduğu müthiş çözüm süreci; çocuk zihninin ve beyninin gelişimini, problem çözme becerisini ve cinsler arası iletişimi korkunç bir şekilde bozmaktadır. Cinsler arası iletişimin ve çekimin bozulması, ciddi sosyal entegrasyon sorunlarına ve sosyal bedenin hastalıklı olmasına yol açacaktır.
Ayrıca hipermodernite nedeniyle anne babaların çocuklara sağladığı inanılmaz imkânlar, “çocuk-erkil” aile yapısı, yaşamın çocuk etrafında kurgulanması ve çocuğun hiçbir şekilde acı, sorun ve benzeri güçlüklerle karşılaştırılmaması, çocukların prens veya prenses gibi yetiştirilmesine yol açmaktadır. Ancak bu çocuklar ileride normal bir birey gibi yaşayacak ve işte o zaman maalesef yetersizlik hissiyle ciddi psikososyal sorunlara maruz kalacaklardır.
Sonuç olarak toplumda yaşayan her bireyin çocukluk çağında eşit oranda ve aynı düzeyde gelişen ve gelişmek zorunda olan üç bedeni vardır. Bunlar biyopsikososyal üst bedende birleşmektedir. Bu bedenlerin sadece biyolojik kısmının gelişmesi işe yaramamaktadır. Diğer iki bedenin de gelişmesi ve sağlıklı gelişmesi çok önemlidir.
Bu nedenle çocukları hipermodernitenin imkânlarından faydalanma sürecinden uzak tutmayacak şekilde, çocukluk çağının sonuna kadar hipermoderniteye ait bütün imkânların serbest kullanımı kısıtlanmalıdır. Çocukların her üç bedeninde de açlık hissinin oluşması ve talep yaratmaları sağlanmalıdır. Çocuklar prens ya da prenses gibi yetiştirilmemelidir.
Yüksek oranda antibiyotik kullanımı, katkı maddeleri, takviyeler, internet ortamındaki benzeri içerikler, aşırı koruyuculuk ve çocukların üç bedeninin gelişmesine engel olacak bütün zararlı etkenler, ciddi bir eğitim ve öğretim altyapısıyla engellenmelidir. Bunun en önemli kuralları arasında çocukların bütün isteklerinin karşılanmaması, zaman zaman acı çekmelerine izin verilmesi, problem çözmeleri için teşvik edilmeleri ve egosantrik yapıdan uzaklaştırılmaları bulunmaktadır. Bu konularda elden gelenin yapılması gerekmektedir ve bu konudaki en önemli ve tek kurum ailedir.
Unutmayalım çocuğumuzun bakıma muhtaç üç bedeni vardır.