HÜRMÜZ’ÜN ÖTESİNDE

HÜRMÜZ’ÜN ÖTESİNDE

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 20, 2026 - 11:48

Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin dar geçidi olmanın ötesinde, küresel güç siyasetinin kaldıraç noktasıdır. Savaş öncesinde dünya petrolü ve sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte biri bu güzergâhtan geçiyordu. Bugün ABD-İran çatışmasının deniz taşımacılığını daraltması, petrol fiyatlarını ve navlun maliyetlerini yükseltiyor; etkisi akaryakıttan gıdaya, ulaşımdan üretime uzanan yeni bir enflasyon baskısı yaratıyor. Reuters’ın 18 Ekim tarihli haberinde Brent petrolünün varil fiyatının 109,86 dolara ulaştığı aktarılıyor. Bu, jeopolitiğin hane halkı bütçesine nasıl yazıldığının somut göstergesi.

Washington, deniz yollarının güvenliğini sağlama gerekçesiyle daha geniş bir uluslararası güvenlik düzenlemesi talep edebilir. Seyrüsefer güvenliği meşru bir ihtiyaçtır; fakat güvenliğin kim tarafından, hangi yetkiyle ve hangi siyasi koşullarla sağlanacağı tarafsız bir teknik mesele değildir. Deniz trafiğini koruma söylemi, kalıcı askerî varlık, yaptırım rejimleri ve enerji akışları üzerinde daha fazla söz sahibi olma arzusuyla birleştiğinde, “uluslararasılaştırma” güç dağılımını yeniden düzenleyen bir projeye dönüşebilir. Bu ihtimali sorgulamak, her güvenlik girişimini peşinen gizli plan saymak anlamına gelmez; kararların sonuçlarını ve kimin çıkarına hizmet ettiğini ölçmek demektir.

Tahran da Hürmüz’ü yalnızca savunulacak bir deniz alanı olarak görmüyor. Boğaz üzerindeki coğrafi konumunu, karşı tarafın maliyetlerini artıran ve müzakere masasında ağırlık sağlayan bir jeopolitik kaldıraç olarak kullanabiliyor. ABD’nin deniz ablukası ve askerî baskısı ile İran’ın geçişleri kısıtlaması birbirini besleyen bir tırmanma döngüsü oluşturuyor. Bu kontrollü gerilimden bazı aktörler kısa vadeli pazarlık avantajı sağlayabilir; ancak faturayı yalnızca devletler ödemez. Enerji ithalatçısı Avrupa’da ve başka pazarlarda yükselen fiyatlar, üretim maliyetlerini artırır, tüketicinin alım gücünü aşındırır ve merkez bankalarının enflasyonla mücadelesini zorlaştırır. “Kontrollü” denilen kriz, kontrolden çıkma riskini her gün büyütür.

Çıkış yolu, Hürmüz’ün önemini inkâr etmek değil, tek bir boğaza bağımlılığı azaltmaktır. Basra’dan başlayıp Irak üzerinden Türkiye’ye uzanan karasal koridor; demiryolu, kara yolu, petrol ve ileride uygun fizibiliteyle gaz hatları, elektrik bağlantıları ve dijital altyapıyla birlikte düşünülmelidir. Irak-Türkiye Kalkınma Yolu, Basra’daki Büyük Faw Limanı’nı Türkiye ve Avrupa pazarlarına bağlamayı hedefleyen geniş bir ulaştırma tasarımıdır. Buna ek olarak Basra’dan kuzeye uzanacak yeni petrol boru hattı seçenekleri, Irak’ın ihracatını Körfez çıkışlarına mahkûm olmaktan kısmen kurtarabilir. Ancak kara koridoru Hürmüz’ün yerini bütünüyle alamaz: kapasite, finansman, güvenlik, Irak içi siyasi uzlaşma ve Asya’daki alıcılara erişim belirleyici olacaktır.

Bu projeler yalnızca altyapı yatırımı değil, bölgesel güç dağılımını değiştirebilecek ekonomik araçlardır. Türkiye transit ülke olmanın ötesine geçerek depolama, rafinaj, petrokimya, elektrik ticareti ve lojistik hizmetlerinde katma değer üretebilir. Irak ise ihracat seçeneklerini çeşitlendirerek gelir güvenliğini artırabilir. Bunun için şeffaf ihale, çevresel değerlendirme, yerel istihdam ve uzun vadeli ticari anlaşmalar gerekir; aksi hâlde yeni koridor, eski bağımlılıkları başka güzergâha taşımaktan ibaret kalır.

Elbette bu dönüşümden rahatsız olabilecek bölgesel aktörler vardır. İsrail’in bazı koridor ve normalleşme tasarımlarını kendi güvenlik ve ekonomik öncelikleri açısından değerlendirmesi mümkündür. Fakat İsrail’in ya da başka devletlerin, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i Türkiye-Irak hattını sabote etmek için “mayın eşeği” olarak kullandığı iddiası, kanıtlanmış bir olgu gibi sunulmamalıdır. Böyle bir değerlendirme ancak somut belgeler, resmî kararlar veya doğrulanabilir operasyonel bağlantılarla savunulabilir. Azerbaycan’ın İran’la ilişkileri, İsrail’le güvenlik ortaklığı ve kendi enerji çıkarları arasındaki denge ayrıca incelenmelidir.

Ayrıca bu güzergâhın güvenilirliği, harita üzerinde çizilmiş bir çizgiden ibaret olamaz. Boru hatları ile demiryolunun aynı koridorda bulunması, sabotaj ve çatışma risklerini ortadan kaldırmaz; aksine ortak güvenlik standartları, acil durum planları ve sınır aşan denetim gerektirir. Bağdat-Erbil ilişkileri, Suriye’deki istikrar, finansman koşulları ve transit tarifeleri çözülmeden yatırımcıların uzun vadeli sermaye ayırması zorlaşır. Avrupa için de alternatif hat, otomatik olarak ucuz enerji demek değildir: maliyet, kapasite ve sözleşme şartları karşılaştırılmalıdır. Bu yüzden Türkiye, yalnızca güzergâhın sahibi olmayı değil, güvenilir işletmeciliği, açık kuralları ve kriz zamanında kesintisiz hizmeti hedeflemelidir.

Aynı zamanda fiyat şoklarına karşı stratejik stoklar, enerji verimliliği ve yenilenebilir kaynaklar desteklenmeli; aksi hâlde yeni hatlar arzı çeşitlendirirken tüketiciyi küresel fiyat dalgalanmalarına ve maliyet baskısına açık bırakır.

Hürmüz krizinin dersi açıktır: enerji güvenliği, yalnızca donanma göndermekle sağlanmaz. Gerçek dayanıklılık; alternatif güzergâhlar, çeşitlendirilmiş tedarik, bölgesel işbirliği ve hukuka dayalı seyrüsefer güvenceleriyle kurulur. Türkiye’nin fırsatı, krizi başkalarının yenilgisi üzerine kurmak değil, Basra’dan Akdeniz’e uzanan koridoru uygulanabilir ve kapsayıcı bir ekonomik omurgaya dönüştürmektir. Enerji hattını uluslararasılaştırmanın değil, enerji güvenliğini çoğullaştırmanın zamanı.