Keçiören’de Bir Burs Formu, Finans Kulelerinde Bir Servet:

Keçiören’de Bir Burs Formu, Finans Kulelerinde Bir Servet:

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 9, 2026 - 21:50

Gücün Değirmeni Nasıl Dönüyor?
Hayat bazen insanı öyle tezatlarla karşı karşıya getiriyor ki, gözünüzle görseniz de zihninizin sınırlarını zorlayan o "nasıl oldu?" sorusunun ağırlığı altında eziliyorsunuz. Geçtiğimiz günlerde kamuoyunu sarsan büyük finans ve fon skandallarının manşetlerini süsleyen Tera Grubu yöneticilerine, kurulan devasa holdinglere ve ucu bucağı görünmeyen o servetlere bakarken, hafızam beni yıllar öncesine, Keçiören’e götürdü.
Hafıza, unutanlar için bir lükstür belki ama gerçeğe tanıklık edenler için ağır bir yüktür.
2005-2010 yılları arasındaydı... O dönem başkanlığını yürüttüğüm Keçiören Yozgatlılar Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nin kapısından içeri giren o genci dün gibi hatırlıyorum: Bugünün Tera Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel... Kılık kıyafetiyle, ailesinin içinde bulunduğu o çok zor durumu her haliyle ele veren, hatta imkânsızlıktan ayakkabısının topuğuna basarak yürüyen bir ergen... Konuşmaktan, derdini bile anlatmaktan aciz, içine kapanık, ürkek ve yanlış hatırlamıyorsam Güneydoğu kökenli bu gencin, o yıllarda yanlış hatırlamıyorsam cemaatlerle de organik bağları olduğunu hatırlıyorum.
Bizim derneğimiz, adında her ne kadar "Yozgatlılar" yazsa da hiçbir zaman bölge ve il şövenistliği yapmadan Kapımızdan içeri giren, ihtiyacı olan her kimliğe el uzattık; kuru gıdadan okul kıyafetlerine, ayakkabıdan en önemlisi de maddi durumu yetersiz öğrencilere sağladığımız yurt dışı kaynaklı burslara kadar bir köprü olmaya çalıştık. İşte Erdin Özel de o dönemde, o kısıtlı imkanlar ve o mahcup, aciz haliyle yurt dışı kaynaklı bir burs alabilmek için derneğimizin kapısını müteaddit defalar aşındıran, o zor günlerinde elinden tutulmasını bekleyen gençlerden biriydi.
Fakat kabul etmek gerekir ki, o gün ayakkabısının topuğuna basarak, iki kelimeyi bir araya getirmekte zorlanarak derneğe gelen Erdin Özel, yıllar içinde attığı adımlarla gerçekten de "Özel" bir genç olduğunu, sistemin açıklarını ya da kendisine sunulan cemaat ve siyaset kulvarlarını herkesten iyi değerlendirdiğini bir şekilde ispat etmiş oldu.
Bugün ise karşımızda, binlerce yatırımcının kaderini belirleyen, adları fon skandallarına, gözaltı ve tutuklama kararlarına karışan devasa bir finans ağının yönetim kurulu başkanı, milyarlık servetlerin sahibi duruyor. Çok ilginç, akılalmaz bir büyüme hikayesi bu... Keçiören’in mütevazı sokaklarından çıkıp, doğru yapılarla kurulan organik bağlar sayesinde ülkenin en zengin kimlikleri arasına girmeyi başarmış olması, eğer bir mucize değilse nedir?
İnsan sormadan edemiyor: Bir insanın hayatındaki bu dikey ve akılalmaz yükseliş, sadece "kişisel başarı" ya da bir "mucize" ile açıklanabilir mi?
Elbette hayır. Kendini ifade etmekten aciz o gencin bugün iktidar partisi kamplarında boy göstermesi ve arkasına aldığı rüzgârla finans kuleleri inşa etmesi, tek başına bir mucize değil; cemaat ilişkilerinden siyasete uzanan o tanıdık ve dönemsel sistemin bir dağıtım sonucudur. Hak edenin değil, doğru zamanda doğru cemaatin, doğru yapının kapısını çalanın ve doğru ilişkileri kuranın bir gecede servetine servet kattığı bir düzenin yansımasıdır.
Ancak hayatın değişmez bir kuralı vardır: Haksız süratle ve karanlık basamaklarla çıkılan yolların inişi de aynı hızla olur. Bugün adliyenin, polisin ve kamuoyunun radarına giren fon soruşturmaları, o kaynağı belirsiz servetlerin üzerine çekilen spot ışıkları, sistemin kendi yarattığı bu sessiz ve derinden giden figürleri nasıl bir anda öğütebileceğini de gösteriyor.
Bizler, Keçiören’de o yokluk günlerine, basılan o ayakkabı topuklarına ve derdini anlatamayan o hallere tanık olanlar, bugün o devasa servetlerin boyutunu hesaplayamayanlara bakıp sadece hayret etmiyoruz. Bizler, vicdan terazisinin bir gün mutlaka doğruyu tartacağını bilmenin huzuruyla izliyoruz. Çünkü geçmişini, nereden geldiğini ve en önemlisi o giydiği zoraki kıyafetlerin içindeki masumiyeti unutup gücün zehrine kapılanlar, kuleleri yıkıldığında yine başladıkları o çıplak gerçekle baş başa kalırlar.