Konser Fotoğrafçısı Cüneyt Özer: “Türkiye’de Sanat da Konser Fotoğrafçılığı da Hak Ettiği Değeri Görmüyor”

Ankara’da yaşayan konser fotoğrafçısı Cüneyt Özer, çocukluğundan bu yana tutkuyla bağlı olduğu müzik ve fotoğrafı birleştirdiği konser fotoğrafçılığı serüvenini anlattı. Sahne önündeki zorluklardan sanatçı performanslarına kadar pek çok detaya değinen Özer, Türkiye’de konser fotoğrafçılığının karşılaştığı sektörel sorunlara dikkat çekti.

Mart 31, 2026 - 21:48
Mart 31, 2026 - 21:32
Konser Fotoğrafçısı Cüneyt Özer: “Türkiye’de Sanat da Konser Fotoğrafçılığı da Hak Ettiği Değeri Görmüyor”

Cüneyt Özer'i sosyal medyada takip etmek için @cumendes

  1. Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Cüneyt Özer kimdir ve fotoğrafla ilk tanışmanız nasıl oldu?

    Almanya'da doğup büyüdüm, uzun zamandır Ankara'da yaşıyorum. Asıl mesleğim öğretmenlik olmasına rağmen fotoğrafçılığın büyüsüne kapılanlardanım. Babamın bir fotoğraf makinesi vardı; nereye gitsek o makine babamın yanında olurdu ve bulduğu her fırsatta fotoğraf çekerdi. Annem de o fotoğrafları büyük bir özenle albümlere dönüştürürdü. O albümlerle ve fotoğraflarla büyüdüm. Zamanla fotoğraflara karşı ilgim de arttı. Liseden itibaren elimde hep ufak bir fotoğraf makinesi olduğunu hatırlıyorum. Gezdiğim yerlerde, gittiğim konserlerde o kamera ile anılar topluyordum. O anları fotoğraf üzerinde tekrar gözlemlemek beni çok mutlu ediyordu.

  2. Fotoğrafçılık içinde birçok farklı alan varken konser fotoğrafçılığına yönelmenizin özel bir nedeni var mı?

    Çocukluğundan beri hayatının merkezinde müzik olan biriyim. Dolayısıyla müzik neredeyse ben de oradaydım. Konserlere gittikçe ortamın ve sahnenin enerjisini fotoğraflama isteği de artıyordu. Küçük kompakt makinelerle konserlerde anılar biriktiriyordum. 2000 yılında Rock Station adında bir müzik dergisi çıkarmaya başladık. Dergideki konser yazıları için fotoğraf ihtiyacı doğunca o görevi ben üstlendim. Kendime ait profesyonel bir fotoğraf makinem yoktu fakat arkadaşlarımdan ödünç aldıklarımla birçok konser ve festivalde çekim yaptım. Üniversiteden sonra "gerçek hayata" atılınca fotoğrafçılıktan bir süre koptum. Hâlâ iyi bir makinem yoktu fakat her konserde telefonumla veya ufak bir makineyle anı biriktirmeye devam ettim. Yıllar sonra nihayet kendime ait profesyonel bir fotoğraf makinesi alabildim. Ayrıca o günlerde fotoğraflarımdan biri bir yarışmada ödül kazanınca kendimi bir anda konser fotoğrafçılığında ciddi adımlar atarken buldum.

  3. Bir konseri fotoğraflarken sahneye baktığınızda ilk dikkatinizi çeken şey ne oluyor? Işık mı, sanatçının enerjisi mi yoksa seyirci mi?

    İlk başta tabii ki ışık oluyor. Işık yoksa fotoğraf yok; ışık yoksa sanatçının enerjisi de gözükmeyecektir. Bu yüzden her konserde ışıkçının yanına mutlaka uğrarım. Onun dışında elbette sahnedeki enerjiyi ve o enerjiye karşılık veren seyirciyi de çok önemserim.

  4. Konser fotoğrafçılığında saniyeler içinde karar vermek gerekiyor. O anlarda sezgileriniz mi yoksa tecrübeniz mi daha belirleyici oluyor?

    Zamanla ikisi de ön plana çıkıyor. Beklenmedik anlar için sezgileriniz güçlü olmalı belki ama bu tek başına yeterli değil. Sahnedeki sanatçıyı, grubu veya müzik tarzını tanıdıkça fotoğraflamak istediğiniz sahneleri daha rahat yakalama şansınız oluşuyor. Konserlerde özellikle fotoğraflamanızın beklendiği anlar olabiliyor; bunlar için planlı davranmalısınız. Her konserden önce, bildiğim bir sanatçı olsa bile mutlaka dersime çalışıp giderim. Videolara bakarım, turnede çaldıkları şarkıları incelerim, mekanla ilgili bilgi toplarım. Hangi kareyi, hangi bölgeden, hangi lensle daha güzel yakalayabileceğimi önceden düşünürüm. Bu şekilde sezgiler de çok daha verimli hale geliyor.

  5. Büyük sahneler ile daha küçük, samimi konserler arasında fotoğrafçı açısından ne gibi farklar var? Hangisi sizi daha çok heyecanlandırıyor?

    İkisi de beni heyecanlandırabiliyor, ikisinin de ayrı bir büyüsü var. Büyük sahneli konserler veya dev festivaller çok görkemli oluyor. Büyük prodüksiyon, kaliteli ışık ve görsel efektler; haliyle gösterişli fotoğraflar demek. Bu tip organizasyonlarda fotoğrafçıların imkanları da daha iyi olabiliyor. Küçük konserler veya mekanlar ise fotoğrafçı için daha zorlu; ışık problemleri, kısıtlı çekim alanları gibi engeller var. Ama seyircinin etkileşimi bu konserlerde bambaşka bir noktaya ulaşabiliyor. Sanatçı da bu atmosfere uyum sağladığında nefis fotoğraflar sizi bekliyor. Şartların zorlu olduğu küçük konserler, bir yandan fotoğrafçının gelişmesinde de önemli bir faktördür.

  6. Bir konser çekiminde “bu kare oldu” dediğiniz an genelde nasıl bir an oluyor?

    Yaptığım çekimlerde neyi yansıtmak istiyorsam, onunla ilgili o "nokta atışı" kareyi yakaladığım andır. Bu, sahnedeki sanatçının karakterine göre değişir. Bazen bir yüz ifadesi, bazen saçını savuruşu, bazen uzağa doğru dalışı, bazen de enstrümanını tutma şekli... Bazen ışığın yansımaları, sahnedeki sis veya gölge; bazen de sanatçının zıplayışı ya da seyircinin o anki coşkusu "işte bu" dedirtir.

  7. Konser fotoğrafçılığı müzikle olan ilişkinizi nasıl değiştirdi? Artık konserleri bir izleyici gibi mi yoksa bir anlatıcı gibi mi görüyorsunuz?

    Daha önce belirttiğim gibi, hayatımın merkezinde hep müzik var. Konserlere gittiğimde öncelikle bir seyirci ve dinleyiciyim; ortamın büyüsüne kapılmayı severim. Bu durum muhtemelen fotoğraflarıma da yansıyordur. Yani özetle; çoğunlukla izleyici, biraz da anlatıcıyım.

  8. Türkiye’de konser fotoğrafçılığı sizce hak ettiği değeri görüyor mu? Bu alanda gelişmesi gereken noktalar neler?

    Türkiye'de genel olarak sanat zaten hak ettiği değeri görmüyor, konser fotoğrafçılığı da bundan nasibini alıyor. Bir konser fotoğrafçısının sahada yaşadığı fiziksel zorluklar işin bir parçasıdır, buna tamam. Ancak bir de bu işin parçası olmaması gereken "sektörel" zorluklar var ki kısa vadede çözümü yokmuş gibi duruyor. Geciken ödemeler veya ödenmeyen ücretler, izinsiz kullanılan fotoğraflar, paylaşımlarda fotoğrafçının isminin belirtilmemesi ve "konseri bedava izliyor" düşüncesiyle oluşan ücretsiz fotoğraf beklentisi... Bunlar her konser fotoğrafçısının sıklıkla mücadele etmek zorunda kaldığı sorunlardan sadece birkaçı.

  9. Yıllar içinde sahnede gözlemlediğiniz ve sizi en çok etkileyen sanatçı performanslarından biri hangisiydi?

    Türkiye'de sahnesi en güçlü sanatçı olarak Hayko Cepkin'i görüyorum. Onu fotoğraflamak her zaman çok keyiflidir, izleyici olarak da fazlasıyla eğlendiğim konserlerdir. Yurt dışında ise bu isim açık ara Iron Maiden'dır. Fotoğrafçı olarak henüz sahne önünde çekim yapma şansım olmasa da en büyülendiğim performanslar hep onların konserleri oldu.

  10. Bugüne kadar çektiğiniz konser fotoğraflarına baktığınızda sizi en çok mutlu eden şey nedir: yakaladığınız anlar mı, çalıştığınız sanatçılar mı yoksa ortaya çıkan arşiv mi?

    Çalıştığım sanatçılar ve zamanla oluşan o geniş arşiv elbette çok değerli. Ama yakaladığım o anlar olmadan diğerlerinin de olma ihtimali yok. Yakaladığım o özel kareler, bana o günkü tüm duyguları, enerjiyi ve büyüyü tekrar tekrar hissettiriyor; beni asıl mutlu eden bu.

Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI