KÖTÜLÜK NEDEN VAR?

KÖTÜLÜK NEDEN VAR?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 15, 2026 - 17:42

İnsan neden kötülük yapar?

Belki insanlık tarihinin en eski sorularından biri bu.

Savaşlar gördük. Cinayetler gördük. İşkenceler, ihanetler, zulümler gördük. İnsanların birbirlerine yapabileceklerinin sınırını defalarca gördüğümüz hâlde hâlâ aynı sorunun karşısında duruyoruz:

Neden?

Belki de cevabı bulamıyoruz çünkü kötülüğü hep yanlış yerde arıyoruz.

Kötü insanlarda.

Sanki dünya ikiye ayrılmış gibi:

İyiler ve kötüler.

Biz ve onlar.

Vicdanlılar ve vicdansızlar.

Oysa beni bundan çok daha fazla ürküten başka bir ihtimal var:

Ya kötülüğün büyük bir bölümünü, kendisini kötü biri olarak görmeyen insanlar yapıyorsa?

Çünkü çok az insan sabah aynaya bakıp:

“Bugün biraz kötülük yapayım.”

diye evden çıkar.

İnsan kendisine gerekçe üretir.

“Bunu hak etti.”

“Ben sadece karşılık verdim.”

“Mecbur kaldım.”

“Herkes böyle yapıyor.”

“Emirleri uyguladım.”

“Onun iyiliği için yaptım.”

“Başka seçeneğim yoktu.”

Ve kötülüğün en tehlikeli biçimlerinden biri tam burada ortaya çıkar:

İnsan yaptığı kötülüğü kendi zihninde meşru hâle getirdiğinde.

Vicdan tuhaf bir mekanizma.

Bazen insanı durdurur.

Bazen de insan vicdanını susturmak yerine ona iyi bir avukat tutar.

Dosya hazırlanır.

Gerekçeler sıralanır.

Deliller seçilir.

İşimize gelmeyenler dosyadan çıkarılır.

Sonunda insan kendi iç mahkemesinde beraat eder.

Karşı taraf ise çoktan mahkûm edilmiştir.

Ben hukukçuyum.

Belki bu nedenle meseleye biraz da buradan bakıyorum.

Gerçek bir mahkemede hâkim, savcı, mağdur ve sanık aynı kişi olamaz.

Ama insan zihninde olabilir.

Üstelik çoğu zaman olur.

Kendi hikâyemizin mağduru oluruz.

Sonra savcısı.

Sonra tanığı.

En sonunda hâkimi.

Ve tokmağı masaya vururuz:

Ben haklıyım.

Bazen kötülüğün kapısını açmak için bundan fazlasına gerek yoktur.

Çünkü insan kendisini mutlak biçimde haklı gördüğü anda karşısındakine yapabileceklerinin sınırı genişlemeye başlar.

Ama kötülüğün tek kaynağı haklılık değildir.

Bazen korkudur.

İnsan kaybetmekten korktuğu için saldırır.

Bazen kıskançlıktır.

Başkasının ışığı, kendi eksikliğini görünür kıldığı için onu söndürmeye çalışır.

Bazen hırstır.

Kazanmak, bir süre sonra ne pahasına kazanıldığı sorusundan daha önemli hâle gelir.

Bazen itaattir.

İnsan kendi başına yapmayacağı bir şeyi bir grubun içinde rahatlıkla yapabilir.

Çünkü sorumluluk kalabalığa dağıldığında vicdan da rahatlar.

Bazen güçtür.

Güç insana yalnızca yapabileceklerini göstermez.

Kim olduğunu da gösterir.

Bir insanın karakterini anlamak istiyorsanız yalnızca kendisinden güçlü olanlara nasıl davrandığına bakmayın.

Kendisinden daha güçsüz olana nasıl davrandığına bakın.

Çünkü nezaket yukarıya doğru gösterildiğinde bazen çıkar olabilir.

Aşağıya doğru gösterildiğinde ise karaktere dönüşür.

Ama kötülüğün belki de en ürkütücü kaynağı bunların hiçbiri değildir.

Bazen kötülüğün arkasında nefret bile yoktur.

Sadece umursamazlık vardır.

Bir insanın acısını önemsememek.

Birinin hayatını mahvettiğini fark edip yoluna devam etmek.

Gücün varken müdahale etmemek.

Haksızlığı görüp başını çevirmek.

Çünkü kötülük her zaman bir şey yapmak değildir.

Bazen yapmamaktır.

İşte bu nedenle kötülük denildiğinde gözümüzün önüne yalnızca canavarların gelmesi beni rahatsız ediyor.

Canavarları tanımak kolaydır.

Asıl zor olan sıradanlığın içine yerleşmiş kötülüğü fark etmektir.

Kötülük takım elbise giyebilir.

Diplomaları olabilir.

Son derece nazik konuşabilir.

Çocuklarını sevebilir.

Hayvanlara mama verebilir.

Arkadaşlarının yardımına koşabilir.

Akşam eve gidip huzur içinde uyuyabilir.

Ve aynı insan başka birinin hayatında unutulmayacak bir yara bırakabilir.

Çünkü insan yalnızca iyi ya da yalnızca kötü değildir.

İnsan çelişkidir.

Şefkat gösterebilecek kadar aydınlık, zulmedebilecek kadar karanlık olabilen tuhaf bir varlıktır.

Belki insanlık tarihinin en büyük yanılgılarından biri de kötülüğü kendimizden tamamen ayrı bir şey sanmamızdır.

“Ben asla yapmam.”

“Ben öyle biri değilim.”

“Ben iyi bir insanım.”

Bu cümleler kulağa güzel geliyor.

Ama beni artık rahatlatmıyor.

Çünkü asıl soru “Ben iyi miyim?” değil.

Asıl sorular çok daha rahatsız edici:

Gücüm olduğunda ne yapıyorum?

Kimse görmediğinde kim oluyorum?

Canım yandığında başkasının canını yakmayı kendime hak görüyor muyum?

Bir topluluğun içinde olduğumda kendi vicdanımı koruyabiliyor muyum?

Çıkarımla vicdanım karşı karşıya geldiğinde hangisini seçiyorum?

Ve biri karşıma çıkıp:

“Bana zarar verdin.”

dediğinde ilk refleksim kendimi savunmak mı oluyor?

Yoksa bir anlığına susup:

“Acaba?”

diyebiliyor muyum?

Belki medeniyet dediğimiz şey dev binalar, teknoloji, yasalar ve kurumlar değildir yalnızca.

Belki medeniyet, insanın yapabilecek gücü olduğu hâlde bazı şeyleri yapmamayı seçmesidir.

Çünkü hukuk her kötülüğü engelleyemez.

Ahlak her insanda aynı biçimde çalışmaz.

Toplum her mağduru koruyamaz.

Ve vicdan…

Vicdanın da ciddi bir kusuru vardır:

İnsan isterse onu ikna edebilir.

Bu yüzden kötülükle mücadele yalnızca kötü insanları bulup ayıklamakla mümkün değil.

Öyle olsaydı insanlık bu meseleyi binlerce yıl önce çözmüştü.

Belki önce kendi içimizdeki mahkemenin kapısını açmamız gerekiyor.

Bir günlüğüne hâkim kürsüsünden inip sanık sandalyesine oturmak gerekiyor.

“Ya ben de yanılıyorsam?”

“Ya benim haklılığım başka birinin acısını görünmez kılıyorsa?”

“Ya iyi niyet dediğim şey aslında kendi çıkarımı korumanın şık bir adıysa?”

“Ya benim de içimde kötülük yapabilecek bir insan varsa?”

Bu sorular rahatsız edici.

Zaten olması gereken de bu.

Çünkü insanı tehlikeli yapan karanlık tarafının bulunması değildir.

Hepimizde vardır.

İnsanı tehlikeli yapan, kendi karanlığının yalnızca başkalarında bulunduğuna inanmasıdır.

Belki kötülüğün neden var olduğunu hiçbir zaman tamamen açıklayamayacağız.

Ama kötülüğün neden devam ettiğine dair küçük bir ihtimalim var:

Çünkü herkes dünyadaki kötülüğü değiştirmek istiyor.

Çok az insan kendi payına düşen karanlığa bakmak istiyor.

O hâlde soruyu değiştirelim.

“Kötü insanlar kim?” diye sormayalım.

Daha zorunu soralım:

Ben, hangi şartlar oluştuğunda kötü bir insana dönüşebilirim?

İşte insanın kendisine sorabileceği en rahatsız edici sorulardan biri budur.

Ve belki de kötülüğe karşı verebileceğimiz en dürüst mücadele, tam olarak bu sorunun cevabından başlar.

Çünkü kötülük her zaman karşımızdan gelmez.

Bazen aynadan bakar.