Lâiklik, Din Hürriyeti, Zulüm
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
“Almanya’da Martin Luther Üniversitesi vardır ama Türkiye Müslümanları, meselâ bir Mevlânâ Celâleddin Rûmî veya İmam Azam Ebû Hanife Üniversitesi açamazlar. Lâikliğe aykırıdır, yasaktır.” (Mehmed Şevket Eygi hazretlerinin 2001 yılında yayınlanmış bir makalesinden)
Aradan çeyrek asır geçti, durum epey değişti ancak halâ böylesi hizmet ve faaliyetleri yapanları lâiklik ucubesi ile engellemeye kalkarlar. Laiklik nedir diye sorunuz, cevaplarında kifayetli, hakikati mündemic bir habbe irfan dahi bulamazsınız.
Bütün medenî, ileri, demokrat, hukukun üstünlüğü prensibini esas almış ülkelerde din ile hayat iç içedir. Din, inanç, vicdan, inandığı gibi yaşamak hürriyeti her şeyin üzerindedir. Anayasasında lâiklik yazan tek medenî ülke Fransa’dır. Orada hem hukuk devleti, hem de hukukun üstünlüğü prensibi olduğu için, din ve inanç hürriyeti ihlâl edilmemektedir.
Türkiye, lâikliği Fransa’dan almıştır ama bu konuda kraldan daha kralcı kesilmiştir. Bizde lâiklik dinî bir hüküm gibi baskı unsurudur halâ..
Bizdeki lâiklik uygulaması, din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyetini kısıtlamaya yöneliktir. Bu haliyle de eski Sovyetler Birliği’ndeki, Enver Hoca Arnavutluğu’ndaki, Mao Çini’ndeki lâikliğe benzemektedir.
Bediüzzaman Said Nursi (rh.a) “din hayatın hayatıdır” demişti. Yani din yoksa ölüdür toplum.
Bazılarının iddiasına göre, lâiklik demokrasinin ayrılmaz şartı, parçasıdır. Lâiklik olmazsa demokrasi de olmaz. Ne kadar yanlış, ne kadar ilme irfana kılıç çeken bir iddiadır bu. İngiltere’de lâiklik yok ve fakat demokrasinin âlâsı var. Zira demokrasinin önündeki en büyük engel İslâm değil, bizim gibi kültür inkişafı durdurulmuş ülkelere mahsus çarpık ve yanlış lâiklik anlayışıdır.
Bizde sağcı yahut solcu, dindar yahut dinsiz bütün kesimlerin, herkesin kafası müthiş şekilde karışıktır. Uzun yıllardan beri çağ seviyesinde, uluslararası standartlarda, millî kimlik ve kültürü esas alan bir eğitim sisteminden mahrumuz.
Liselerde öncelikle yazılı ve edebî anadil öğretilir. Bizim liselerimiz doğru dürüst edebî Türkçe öğretemez. Bir Türk lisesinden mezun olup da, Fuzulî divanını anlayarak, zevk ve haz alarak okuyabilen bir Türk genci gösterebilir misiniz bana? Yüzde bir bile çıkmaz…
“Çağdaş medenî ülkelerin liselerinde güçlü bir tarih eğitimi verillir. Gençler hem kendi tarihlerini, hem de genel tarihi iyi öğrenir. Bizde iki tarih vardır: Biri resmî, ideolojik, sun’î, düzmece bir tarih, diğeri ise üvey evlât muamelesi gören hakikî tarih. Bu ikincisi okutulmaz. Bu yüzden “yalan tarih” tabiri var.
Medenî ve ileri ülkelerin liselerinde felsefe grubu denilen dersler okutulur: Psikoloji, mantık, ahlâk (aksiyon bilgisi), metafizik, estetik. Bizde bunlar hakkıyla okutulmaz, öğretilmez.
Ve nihayet, medenî ülkelerin liselerinde sanat tarihi ve kültürü verilir, sosyoloji (içtimaiyat) okutulur.
Otuz kişilik sınıfın beş parlak öğrencisi bu sosyal kültür derslerinde başarılı olsalar, bulundukları ülkenin gelecekteki kadrolarının kurulmasına yetecek bir nisbet ve sayı elde edilmiş olur.” (M. Ş. Eygi)
Bütün medenî, demokrat, ileri, başarılı ülkelerde birtakım evrensel değerler ve güvenceler mevcuttur.
Temel ve evrensel insan hakları, hürriyetleri, haysiyetleri. Din, inanç, inandığı gibi yaşamak hürriyeti ve serbestliği. Şu anda bu hürriyetin cenneti ABD’dir. Tarihte Osmanlı devletiydi. Can, mal, ırz, kimlik, güvenliği, İnsanların kendi vatanlarında korkusuz yaşayabilmeleri, adil şekilde muhakeme edilme (yargılanma) hürriyeti. İşkenceden, baskıdan, haksız yere hapse atılmaktan, dosyalanmaktan (damga yemekten), emin olmak.
Eskiden (engizsyon dönemi) Hıristiyan ülkelerinde insanlar inançları, fikirleri yüzünden diri diri yakılıyordu ama şu anda başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinde çok büyük bir din ve inanç hürriyeti vardır. Buna karşılık başta Türkiye olmak üzere nice İslâm ülkesinde bu hürriyet halâ çok kısıtlıdır. Bazılarında lâiklik adına, bazılarında din adına din hürriyeti kısıtlanmaktadır.
Suudi Arabistan’da, Kur’ân ve Sünnet prensiplerinin ışığında kralı, kral âilesini, iktidarı tenkit etmek mümkün müdür? Böyle bir şey yapan doğduğuna pişman edilir.
Tunus’ta korkunç bir lâiklik taassubu ve terörü hüküm sürüyor. Orada namaz kılmak, bir genç kızın başını örtmesi suçtur, cinayettir, rejime karşı olmaktır. (Bu taifeye Aliyev Azerbaycan’ı da katıldı)
Bir zamanlar Müslüman çoğunluğu ve farklı dinden olanlara geniş bir din ve kimlik hürriyeti sağlamış olan Türkiye bugünkü duruma nasıl düştü? Bu bataklıktan nasıl çıkacak?
Maalesef İslam dünyasına hakim olan kırsal kesim, köylü, gecekondu, varoş kültürü ve zihniyetidir. Müslümanların en kısa zamanda şehir, metropol, medeniyet kültürünü yakalamaları gerekiyor.
Dünyanın ve tarihin gerisinde, dışında kalarak kurtulmak, ilerlemek, hürleşmek mümkün değildir.
Ve İslâm ülkelerinde büyük ölçüde din sömürüsü vardır. Bu da, cahillikten ileri gelmektedir. Müslümanlar arivistlerin, soytarıların, İslâmcı maceraperestlerin, din bezirganlarının peşine düşerek kurtulamaz.
Birtakım İslâmcı hizip ve fırkalar kendilerini yüce İslâm dini ile özdeşleştirmiştir. Kurtuluş İslâm’dadır, şu veya bu ideolojide, hizipte, fırkada, şuculuk veya buculukta değil. 15.10.2026