MEMLEKET KURU KURUYA SEVİLMEZ!

MEMLEKET KURU KURUYA SEVİLMEZ!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 22, 2026 - 11:35

Bir Çorum Sevdası, Bir Vatan Meselesi…

Bazen insanın yüreğinde öyle sevdalar vardır ki yıllar geçse de eksilmez. Ne mesafeler unutturabilir ne de zaman silebilir.

Bunların başında vatan sevgisi, bayrak sevdası ve insanın doğup büyüdüğü topraklara duyduğu bağlılık gelir.

Benim için memleket denildiğinde akan sular durur.

Çünkü ben Çorumluyum.

Kayı Köyü'nün toprağında büyümüş, Mecitözü'nün sokaklarında çocukluğunu ve gençliğini yaşamış, Çorum'un insanından dostluğu, vefayı, mertliği ve memleket sevgisini öğrenmiş bir Anadolu evladıyım.

Belki biraz fazla milliyetçiyim. Belki vatan, bayrak, millet ve memleket denildiğinde duygularımı gizleyemiyorum.

Ama bundan hiçbir zaman rahatsız olmadım.

Çünkü insanın vatanını sevmesinden, bayrağına sahip çıkmasından, milletinin derdiyle dertlenmesinden daha güzel ne olabilir?

Biz memleketimizi yalnızca haritada bir yer olduğu için sevmedik. Biz o toprakların insanını, hatırasını, alın terini, acısını, sevincini ve bize öğrettiği insanlığı sevdik.

Çorum insanını bilen bilir.

Dışarıdan bakıldığında biraz serttir. Sözü dolandırmaz, düşündüğünü açıkça söyler. Kolay kolay eğilip bükülmez. Haksızlığa tahammül etmez. Bazen sevgisini bile sert bir ifadeyle anlatır.

Ama o sert görünüşün altında öyle güzel bir yürek vardır ki...

Sofrasındaki son lokmayı misafiriyle paylaşır. Dostunun zor gününde yanında olur. Komşusunun derdini kendi derdi bilir. Verdiği sözün arkasında durmayı namus meselesi sayar.

Çorum insanının sertliği çoğu zaman kabuğundadır; özü ise mertliktir, samimiyettir, vefadır.

Bizim insanımız kolay kolay kimseye minnet etmez ama kendisine yapılan bir iyiliği de kolay kolay unutmaz.

Bir selamın, bir hatır sormanın, bir bardak çayın kıymetini bilir.

Hele konu vatan, bayrak ve millet olunca...

İşte o zaman bütün farklılıklar bir kenara bırakılır.

Çünkü bizim yetiştiğimiz kültürde bayrak yalnızca bir kumaş parçası değildir. O bayrağın kırmızısında şehitlerimizin emaneti, ay yıldızında milletimizin bağımsızlığı, dalgalanışında geleceğimizin umudu vardır.

Biz böyle öğrendik, böyle büyüdük.

Büyüklerimiz bize yalnızca çalışmayı, üretmeyi, ekmeğimizi kazanmayı öğretmedi. Vatanına sadık olmayı, devletine sahip çıkmayı, büyüğüne saygı, küçüğüne sevgi göstermeyi de öğretti.

Şimdi dönüp geçmişe baktığımda Kayı Köyümüzün o kalabalık günleri gözümün önüne geliyor.

Sabahın erken saatlerinde tarlaya giden insanlar, harman yerlerinde çalışan analarımız, babalarımız, sokaklarda koşturan çocuklar...

Kapısı açık evler, misafirsiz kalmayan sofralar, birbirinin derdine koşan komşular...

Kimsenin çok fazla imkânı yoktu belki ama gönüller zengindi.

Bir evde kazan kaynadığında komşunun da nasibi düşünülürdü.

Birinin işi yarım kaldığında diğerleri yardıma koşardı.

Sevinçler paylaşılır, acılar birlikte taşınırdı.

Sonra Mecitözü geliyor aklıma...

Çocukluğumuzun, gençliğimizin, dostluklarımızın şahit olduğu o güzel ilçe.

Pazartesi günleri insan kaynayan sokaklar, esnafın birbirine seslendiği çarşılar, Park Kahvehanesi'nde yapılan sohbetler...

Birbirini tanıyan, selamlaşan, hâl hatır soran insanlar...

Şimdi zaman zaman Mecitözü'nden geçerken kapanan dükkânları, sessizleşen sokakları, azalan kalabalıkları görünce içim burkuluyor.

Çünkü ben yalnızca eski binaları, eski kahvehaneleri, eski dükkânları özlemiyorum.

Ben o sokaklara hayat veren insanları, birbirine güvenen komşuları, karşılık beklemeden yapılan iyilikleri ve kaybolmaya yüz tutan gönül zenginliğimizi özlüyorum.

Peki, memleket sevmek yalnızca özlemek midir?

Elbette hayır!

Memleket kuru kuruya sevilmez.

Memleket sevmek gerektiğinde elini taşın altına koymaktır.

Bir okulun yapılmasına, bir hastanenin kazandırılmasına, bir ağacın dikilmesine, bir gencin yetişmesine, bir ihtiyaç sahibinin derdine çare bulunmasına vesile olabilmektir.

Memleket sevmek, bir çocuğun geleceğini düşünmek, bir yaşlının duasını almak, bir öğretmenin emeğine sahip çıkmak, bir çiftçinin alın terinin kıymetini bilmektir.

Memleket sevmek, yalnızca güzel taraflarını anlatmak değil; eksiklerini de kırmadan, dökmeden, kimseyi incitmeden dile getirebilmektir.

Biz de yıllardır elimizden geldiğince memleketimize hizmet etmeye, güzel işlerin içinde bulunmaya gayret ettik.

Bazen bir eğitim meselesinin peşinden koştuk, bazen sağlık hizmetleri için çaba gösterdik. Bazen bir insanın derdini dinledik, bazen bir güzelliğin gerçekleşmesine küçük de olsa katkı sunmaya çalıştık.

Her istediğimizi başarabildik mi?

Elbette hayır.

Ama hiçbir zaman memleketimize sırtımızı dönmedik.

Şunu da özellikle söylemek isterim:

Bir memlekete bina kazandırmak hizmettir. Yol yapmak hizmettir. Okul, hastane, park yapmak hizmettir. Ancak o memleketin geçmişini, kültürünü, hatıralarını ve güzel insanlarını unutturmamak da en az bunlar kadar kıymetli bir vefadır.

Çünkü hafızasını kaybeden bir toplum, zamanla kimliğini de kaybetmeye başlar.

Biz geçmişi anlatırken geleceğe sırtımızı dönmüyoruz.

Tam tersine, geçmişte yaşadığımız güzelliklerin gelecekte de yaşamasını istiyoruz.

Köylerimiz yeniden şenlensin istiyoruz.

Mecitözü'nün sokaklarında yeniden çocuk sesleri duyulsun istiyoruz.

Çorum'umuz eğitimde, sağlıkta, tarımda, sanayide, kültürde daha da gelişsin istiyoruz.

Gençlerimiz doğdukları topraklarda da gelecek kurabilsin, yaşlılarımız yalnız kalmasın, esnafımızın yüzü gülsün istiyoruz.

Ama bütün bunlardan daha önemlisi, insanlığımızı kaybetmeyelim istiyoruz.

Çünkü şehirleri güzelleştiren yalnızca binalar değildir.

Bir şehri asıl güzelleştiren, içinde yaşayan insanların ahlakı, vicdanı, sevgisi, saygısı ve birbirlerine gösterdikleri vefadır.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de budur.

Birbirimizi dinlemek...

Farklı düşünsek de birbirimize saygı göstermek...

Eleştirirken kırmamak, konuşurken incitmemek...

Yapılan güzellikleri takdir etmek, eksikleri de birlikte gidermeye çalışmak...

Unutmayalım ki hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız.

Aynı bayrağın gölgesinde yaşıyor, aynı toprağın bereketinden nasipleniyoruz.

Memleket sevgisini kimin nerede yaşadığıyla, kimin ne kadar konuştuğuyla ölçemeyiz.

Kimi doğduğu yerde yaşar, kimi ekmek mücadelesi için başka şehirlere gider.

Ama gerçek memleket sevdalısı, nerede olursa olsun gönlünün bir köşesinde doğduğu toprakların sorumluluğunu taşır.

Önemli olan memlekette bulunmak kadar, memleketin derdini de yüreğinde taşıyabilmektir.

Benim sevdam dün de belliydi, bugün de belli.

Kayı Köyüm, Mecitözüm, Çorumum...

Ve hepsinin üzerinde, uğruna nice fedakârlıklar yapılmış aziz vatanım Türkiye'm.

Ben bu toprakların insanını seviyorum.

Bazen sert konuşan ama gönlünde kötülük taşımayan insanını...

Ekmeğini bölüşen çiftçisini, sabah erkenden dükkânını açan esnafını, geleceğimizi yetiştiren öğretmenini, şifa dağıtan sağlık çalışanını, alın teriyle geçinen emekçisini...

En önemlisi de ay yıldızlı bayrağımızın altında birlik ve beraberlik içinde yaşamayı bilen güzel milletimizi seviyorum.

Gelin, memleketimizi yalnızca sözlerimizle değil, davranışlarımızla da sevelim.

Gelin, geçmişimize vefa gösterirken geleceğimize de sahip çıkalım.

Gelin, birbirimizin kusurunu aramak yerine güzelliklerimizi çoğaltalım.

Çünkü bizim birbirimizden başka kimimiz var?

Memleket sevgisi bir yarış değildir. Kimin daha çok sevdiğinin değil, kimin ne kadar güzellik katabildiğinin meselesidir.

Ve unutmayalım:

Vatan sevgisi gönülde başlar, bayrak sevgisi yürekte büyür, millet sevgisi insanlara gösterilen saygıyla anlam kazanır. Memleket sevgisi ise emekle, hizmetle ve vefayla yaşar.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.