SAKARYA OVASI’NDA TERÖRSÜZ TÜRKİYE
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Sakarya Savaşı’na hususi bir ilgi duymaya başlayalı 6-7 yıl oldu sanırım. O günden beri savaşla ilgili ne bulsam okumaya, ne çalışma yapılmışsa incelemeye gayret ediyorum. Sakarya, sadece askerî tarihimizin değil, Türk tarihinin de en müstesna dönemeçlerinden biridir. Taktik ve stratejik bakımdan sayısız ders barındırdığı gibi, Kurtuluş Savaşı’nın seyrini değiştiren, mukadderatını tayin eden bir kırılma noktasıdır. Tarih bakımından 105 yıl geriye gittiğimizde ise bugünlerde Polatlı Ovası adeta yangın yeriydi. Bir yanda mevzilerimizi muhafaza ediyor, diğer yanda taarruz için uygun günü ve zemini kolluyorduk.
Gelelim bugüne…
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sayın Mehmet Uçum, Terörsüz Türkiye sürecinin en önemli aşamalarından biri olan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”u ve sürecin bundan sonraki aşamasını ele alan bir yazı kaleme aldı. Uçum, yazısında hem sürecin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu hem de merak edilen bazı hususlara açıklık getirdi. Bu yazının ardından İyi Parti Milletvekili Sayın Ayyüce Türkeş de cevap niteliğinde bazı sorular yöneltti.
Sayın Türkeş’in değerlendirmelerini okurken, bir önceki paylaşımının da Sakarya Savaşı’na ilişkin olduğunu gördüm. Paylaşımında, “Sakarya’da ortaya konulan irade; işgale karşı tam bağımsızlıktan başka hiçbir seçeneği kabul etmeyen Türk milletinin iradesidir.” diyordu.
Bunu da okuyunca biraz düşüncelere daldım hayliyle. Sakarya Savaşı’nı anmak elbette güzel. Ama anlamak ve bugünden değerlendirmek…
Anma paylaşımları, özü itibarıyla kolaydır. Hele günümüzde yapay zekânın bile birkaç dakika içerisinde görsel hazırlayıp metin yazabildiğini düşünürsek, artık daha da kolay. Hele bir de andığınız savaş çoktan kazanılmışsa, deme yanında yat! Ortada ödenecek bir bedel yok, göğüs gerilecek bir cephe yok, alınacak bir risk yok. Üstelik alkışlayanı da bol. Bir bakmışsınız, onlarca, yüzlerce, binlerce beğeni akıp gelmiş.
Yapılan ve yapılacak olan savaşı kazanmak ise zahmetlidir. Zor koşulları göze almayı, risk almayı ve bedel ödemeyi gerektirir. 1921’de Sakarya Ovası’nda doğru yerde durmanın veyahut 15 Temmuz gecesi darbenin karşısında göğsünü kurşuna siper etmenin cesareti gibi…
Tabii bir yandan da bu mücadeleler bize gördüklerimiz arasındaki bağlantıyı da öğretir. Çünkü manzara, nihayetinde sizin durduğunuz yerden gördüklerinizdir. Bulunduğunuz mevzi, görüş açınızı ve görüş mesafenizi de belirler. Aynı ovaya bakan iki insan, farklı mevzilerde duruyorsa aynı manzarayı görmeyebilir. Biri tehlikeyi görür, diğeri fırsatı. Biri kaybı hesaplar, diğeri kazanılabilecekleri…
Bu nedenle 1921’in Sakarya Ovası’nda hangi mevzide olduğunuz, aslında bugün nerede durduğunuzu da göstermelidir. Zira o gün, emperyalizmin bütün taarruz kuvvetleriyle üzerimize geldiği bir cephedeydik. Bugün farklı mı? Emperyalizmin sağımızda ve solumuzda kurduğu cephelerle, vekâlet unsurlarıyla ve bölgesel hesaplarıyla karşı karşıya değil miyiz? Eğer siz “Konumlanma böyle değil” diyorsanız yahut Ova’daki durumun yönünü ve istikametini tayin edemiyorsanız, o vakit boşlukta kalmanız kaçınılmazdır.
Terörün kesin olarak sona erdirilmesini birtakım siyasi hesaplar uğruna görmezden gelir veya onu bir siyasi araca dönüştürerek okursanız, sadece siyasi durumunuzda değil, görüş açınızda da kaybolursunuz. Böyle bir hâlde Kurtuluş Savaşı’nı hakkıyla anlayamaz; Sakarya Savaşı öncesinde ve sonrasında yapılan Başkomutanlık oylamasında “hayır” oyu verebilirsiniz.
Savaşın tam ortasında, “Ben buraya kaçmaya değil, ölmeye geldim.” diyen Diyap Ağa’nın tavrını anlamadan, “Ben sarıklılarla birlikte savaşmam.” diyerek muhalefet edebilirsiniz. Tarihin en çetin anlarında, milletin varlığı ve istiklâli söz konusu olduğunda, siyasi hesapları memleket meselesinin önüne koyabilirsiniz.
Olmaz öyle, demeyin. Yakın zaman önce Barış Pınarı Harekâtı sırasında, “Tayyip Erdoğan’ın saltanatına mı hizmet edeceğiz?” diyenler de çıkmadı mı? Tarih boyunca, kesin zafere gidecek mücadeleler sırasında bunları yüksek sesle dile getirenler hep oldu. Kimileri 1921 yılında İstanbul’da bacak bacak üstüne atıp kahvesini yudumlarken cephede savaşanlara akıl verdi. Kimileri 15 Temmuz gecesi televizyon karşısında viskisini içerken memleketin kaderini seyretti. Kimileri de bugün şehitlerimizi dahi siyasi pozisyon devşirmek için kullanmaya çalışıyor. Hepsi birbirinin devamı!
Mücadele varsa, inanın bozguncular da vardır.
Peki, siz bugün hangi konumdasınız? Bir an durup kendi kendinize sorun lütfen… Biz hangi mevzideyiz? Vatanın bütünlüğü ve terörün kesin olarak sona erdirilmesinin yanında mıyız? Yoksa daha en başından başarısızlık ihtimalini kollayıp, sonunda “Biz demiştik.” diyebilmenin sığınaklarında mı? Sizin birinci ölçütünüz, Terörsüz Türkiye sürecinin nihai başarıya ulaşması mı; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nerede durduğu mu?
Sonuç olarak bu mücadele aynı zamanda Türkiye açısından ciddi bir jeopolitik mücadeledir ve istiklâl anlamı taşımaktadır. Öyleyse istikamet bellidir: Türkiye’nin yanında mısınız? Yoksa dönüp dolaşıp, farkında olarak ya da olmayarak, emperyalizmin yanında mı duruyorsunuz?
Çünkü Terörsüz Türkiye meselesinde, nihayetinde asıl olan iki soru var ve ikisi de çok basit: Topyekûn terörün bitmesini istiyor musunuz? İstiyorsanız, bunun zahmetine ve cesaretine neden girmiyorsunuz? Bir soru daha eklemek gerekirse: Bu nasıl milliyetçiliktir? Emperyalizmin bölgemizdeki en mühim mevzilerinden biri yeniliyor ve bizim sözüm ona milliyetçilerimiz bundan dolayı üzülüyor. Bu, ibretlik bir hâl değil midir?
Böyle zor dönemlerde zihinler ve vicdanlar sarsılır. İnsan, hangi istikamete baktığını şaşırabilir. Lakin böylesi zamanlarda asıl marifet, savrulmadan durabilmek ve istikameti muhafaza edebilmektir.
Terörsüz Türkiye sürecindeki konum ve tutumlarını sürekli siyasetin dar hesaplarına göre belirleyenler, meseleyi bir memleket meselesi olmaktan çıkarıp siyasi bir malzemeye dönüştürüyorlar. Buradan oy hesabı yapıyor, konumlarını da bu hesaba göre tayin ediyorlar.
Sakarya Ovası’nda yenilgi olursa diye beklenti içindeler.
105 yıl sonra yine Sakarya Ovası’nda Türkiye’nin yanında değiller.