SİYASET TEHDİTLE DEĞİL, HİZMETLE YAPILIR!

SİYASET TEHDİTLE DEĞİL, HİZMETLE YAPILIR!

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 17, 2026 - 16:30

Sayın Özgür Özel, hesap sormak istiyorsanız önce kendi partinizdeki iddialarla yüzleşin!

Cemil Tugay’ın AK Parti’ye katılmasının ardından Özgür Özel’in kullandığı ve kamuoyunda tehdit olarak yorumlanan ifadeler, siyasetin dili, demokratik irade ve siyasi sorumluluk tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Peki, demokrasi adına konuşanlar, başkalarının siyasi tercihlerine ne ölçüde müdahale edebilir?

Siyaset, insanları tehdit etme, korkutma veya siyasi tercihleri nedeniyle hesap vermeye zorlayacak bir güç gösterisi alanı değildir. Siyaset; millete hizmet etmek, sorunlara çözüm üretmek, ülkenin geleceği için projeler geliştirmek ve vatandaşın iradesine saygı duymak için yapılır.

Sayın Özgür Özel’e sormak gerekiyor: Bir siyasetçinin başka bir siyasi partiye katılmasını eleştirmek elbette demokratik bir haktır. Ancak bu tercihi nedeniyle iktidar değiştiğinde kendisinden hesap sorulacağını söylemek, tehditkâr bir dil kullanmak ve kişisel hesaplaşma mesajları vermek hangi demokrasi anlayışıyla bağdaşmaktadır?

Herkes kendi kararını kendisi verir. Hiç kimse bir siyasi partinin, genel başkanın veya herhangi bir siyasi iradenin şahsi mülkü değildir.

Cemil Tugay’ın siyasi tercihini doğru bulabilirsiniz, yanlış bulabilirsiniz, eleştirebilirsiniz. Ancak kararın gerekçelerini tartışmak başka, o karar üzerinden bir kişiyi hedef almak ve geleceğe yönelik hesaplaşma mesajları vermek başkadır. Siyasi rekabetin sınırlarını kişisel öfke değil, hukuk ve demokratik ilkeler belirlemelidir.

Demokrasiden söz ederken önce demokratik iradeye saygı duymak gerekir. Sandığın önemini vurgularken, insanların siyasi tercihlerini de özgür iradeleriyle yapabileceklerini kabul etmek gerekir. Aksi hâlde demokrasi söylemi ile siyasi davranış arasında ciddi bir çelişki ortaya çıkar.

Sayın Özgür Özel, siyasi hesaplaşma değil, hesap verebilirlik!

Sayın Özel, madem siyasette hesap sormaktan söz ediyorsunuz, o zaman bu ilkeyi yalnızca siyasi rakiplerinize karşı değil, kendi siyasi çevreniz için de aynı kararlılıkla uygulamalısınız.

Kendi partinizde yolsuzluk, usulsüzlük veya kamu kaynaklarının kötüye kullanılması iddialarıyla gündeme gelen kişiler varsa, öncelikle bu iddiaların şeffaf biçimde araştırılmasını, gerçeklerin ortaya çıkarılmasını ve sorumluluğu bulunanların hukuk önünde hesap vermesini talep etmelisiniz.

Burada mesele, herhangi bir kişiyi peşinen suçlu ilan etmek değildir. Hakkında iddia bulunan herkesin savunma hakkı vardır ve suçluluk ancak hukuka uygun süreçlerle belirlenir. Ancak aynı hukuk ve hesap verebilirlik ilkesi herkes için geçerli olmalıdır.

Siyasi rakiplerinize karşı gösterdiğiniz hesap sorma kararlılığını, kendi partinizdeki iddialar karşısında da gösterebiliyor musunuz?

Kamuoyunun sorması gereken soru budur.

Bir siyasetçinin hangi partide olduğundan bağımsız olarak, hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları varsa bunların üzerine gidilmelidir. Siyasi aidiyet, hiç kimseye dokunulmazlık sağlamaz. Ne iktidar partisine mensup olmak bir ayrıcalıktır ne de muhalefette bulunmak bir muafiyet sebebidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu ilke, herkes için geçerli olmalı

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın, yolsuzluk ve benzeri iddialarla anılan kişilerin parti içinde barınamayacağı yönündeki yaklaşımı, siyasi sorumluluk bakımından önemli bir ölçü olarak ele alınmalıdır.

Nitekim kamuoyuna yansıyan gözaltı haberleri üzerinden de temel bir ayrımın altını çizmek gerekir: Bir kişinin gözaltına alınması, tek başına suçlu olduğu anlamına gelmez. Ancak iddiaların araştırılması, delillerin değerlendirilmesi ve hukuki sürecin işletilmesi, hesap verebilirliğin gereğidir.

Burada önemli olan, açıklanan ilkelerin yalnızca sözde kalmamasıdır. Hangi partiden olursa olsun, kamu görevini kötüye kullandığı veya yolsuzluğa karıştığı iddia edilen kişiler hakkında süreçler şeffaf, tarafsız ve hukuka uygun biçimde yürütülmelidir.

Sayın Özgür Özel, siz de siyasi sorumluluk çağrınızı yalnızca rakiplerinize yöneltmek yerine, kendi partinizdeki iddialar karşısında aynı ölçüyü savunmalısınız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu ilkenin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak ayrı bir konudur; asıl mesele, kamu kaynakları ve kamu görevi söz konusu olduğunda herkes için aynı standardın uygulanmasıdır.

Yolsuzluğa karşı mücadele, siyasi aidiyete göre değil, delile, hukuka ve kamu vicdanına göre yürütülmelidir.

Siyasetçinin görevi tehdit etmek değil, millete hizmet etmektir

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey, siyasetçilerin birbirlerine gözdağı vermesi değil; vatandaşın ekonomik sorunlarına çözüm üretmesi, gençlere umut vermesi, adalet duygusunu güçlendirmesi ve kamu kaynaklarının hesabını şeffaf biçimde verebilmesidir.

İnsanlar siyasetçileri birbirlerine ne kadar sert sözler söyledikleriyle değil, ülkeye ve millete ne kazandırdıklarıyla değerlendirmelidir.

Bir genel başkanın sorumluluğu, siyasi rakiplerini korkutmak veya gelecekte hesaplaşma mesajları vermek değil; kendi siyasi programını anlatmak, eleştirilere cevap vermek ve vatandaşın güvenini kazanmaktır.

Siyaset, kişisel öfkenin kurumsal dile dönüştürüldüğü bir alan değildir. Hiçbir siyasi makam, hiç kimseye başka bir insanın özgür iradesini baskı altına alma hakkı vermez.

Cemil Tugay’ın siyasi tercihi üzerinden başlayan tartışma da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Kararını eleştirmek mümkündür; gerekçelerini sorgulamak mümkündür. Ancak bir siyasi tercihin ardından kişisel hesaplaşma mesajları vermek, ülkenin ihtiyaç duyduğu demokratik olgunluğa katkı sağlamaz.

Son söz: Sandıkta yarışılır, hukuk önünde hesap verilir

Sayın Özgür Özel, demokrasiden söz ediyorsanız önce demokratik üslubun gereğini yerine getirmelisiniz. Hukuktan söz ediyorsanız hukukun herkes için eşit uygulanmasını savunmalısınız. Hesap sormaktan söz ediyorsanız bu ilkeyi yalnızca siyasi rakipleriniz için değil, kendi siyasi çevreniz için de benimsemelisiniz.

Kimse eleştiriden muaf değildir. Hiçbir siyasi parti eleştirilemez değildir. Ancak hiç kimse de siyasi gücünü, makamını veya gelecekte iktidar olma ihtimalini bir başkasına karşı tehdit unsuru olarak kullanmamalıdır.

Unutmayın: Siyasi partiler kimsenin şahsi mülkü, siyaset de kişisel hesaplaşma aracı değildir.

Bu ülkede herkes düşüncesini açıklamakta, siyasi tercihini yapmakta ve hukukun sınırları içinde siyaset üretmekte özgürdür. Bu özgürlüğün güvencesi de kişilerin öfkesi değil, hukuk devletidir.

Sayın Özel, tehdit diliyle değil, projelerinizle yarışın. Siyasi rakiplerinize gözdağı vermek yerine milletin karşısına hizmetlerinizle çıkın. Kendi partinizdeki iddialar konusunda da aynı şeffaflığı ve hesap verebilirliği savunun.

Çünkü demokraside hesaplaşmanın değil, hesap verebilirliğin; tehdidin değil, hukukun; kişisel hırsların değil, millet iradesinin üstünlüğü esastır.

Siyasette son sözü tehditler değil, millet söyler.