“Tek Millet” Söyleminin Gölgesinde Biriken Dip Dalga
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Yıllardır her fırsatta gururla haykırdığımız, iki ülkenin ortak hafızasına ve yüreğine kazınmış bir ilke vardı: “Tek millet, iki devlet.” Bu ifade sadece diplomatik bir metin ya da protokol cümlesi değil; sevinçte ve kederde koşulsuz yan yana durmanın, mesafeleri ve siyasi hesapları aşan öz bir kardeşliğin nişanesiydi. Ancak bugün, üst düzey diplomatik temaslarda ve resmi açıklamalarda her şey yolundaymış gibi gülümseyen fotoğraflar servis edilmeye devam etse de, sokaktaki insanın hissettiği gerçeklik bambaşka bir seyir izliyor.
Sessizce büyüyen, görmezden gelindikçe daha da derinleşen bir kırılma ve hayal kırıklığı ile karşı karşıyayız.
Eski coşkulu sevgi bağının ve koşulsuz samimiyetin yerini soğuk bir mesafeye, siteme ve karşılıklı sorgulamalara bırakması son derece tehlikeli bir eşiğe işaret etmektedir. Üst yönetimlerin ve diplomatik jargonun üstünü kapatmaya çalıştığı bu duygu değişimi; müdahale edilmediği, şeffaflıkla ele alınmadığı takdirde telafisi imkânsız kopuşlara ve hatta toplumsal bir kırgınlığa dönüşme riski taşımaktadır.
Bize her zaman öz kardeşimiz kadar yakın bildiğimiz Azerbaycan’daki bu davranışsal değişimi anlamlandırmak da kabullenmek de gün geçtikçe zorlaşıyor. Bakü yönetiminin ve Sayın Aliyev’in bölgesel dengelerde nasıl bir stratejik hesap içinde olduğu henüz netleşmiş değil. Kimi analistler bu tutumu İran ile denge kurma çabalarına, kimileri ise İsrail ile geliştirilen bölgesel güvenlik ve ticaret iş birliklerinin getirdiği yeni şartlara bağlıyor. Öte yandan geniş çerçeveden bakıldığında, Türk devletlerinin birçoğunun kendi iç dinamiklerine ve bölgesel güç dengelerine çekildiği, ortak vizyondan ziyade bireysel iktidar ve çıkar alanlarını koruma havasına büründüğü gözden kaçmıyor.
Ancak meselenin en can sıkıcı ve incitici boyutu, medyaya ve kamuoyu söylemlerine yansıyan kısmıdır. Azerbaycan basınında ve bazı kamuoyu çevrelerinde Türkiye aleyhine dozajı giderek artan eleştirel ve zaman zaman mesafeli söylemler, iki ülke insanı arasındaki güveni zedelemektedir. Diplomatik nezaket kurallarının zorlandığı anlar da bu kırılmayı körüklemektedir. Dışişleri Bakanımız Sayın Hakan Fidan’ın ziyaretlerinde sergilenen protokol tutumu ve alt kademeden karşılamalar hafızalara kazınmışken; önümüzdeki günlerde Ankara’da gerçekleşecek zirvede Sayın Aliyev’in nasıl bir protokolle karşılanacağı, devlet aklının ve kamuoyu vicdanının nasıl bir denge kuracağını gösterecektir.
Kardeşlik sadece iyi günde kadeh kaldırmak, zor günde bayrak sallamak değildir; kardeşlik, birbirinin hukukunu ve hassasiyetini her şartta koruyabilmektir. Halkın nezdindeki sabır da güven de soyut söylemlerle sonsuza kadar beslenemez.
Üst yönetimlerin “her şey kontrol altında” tavrıyla görmezden geldiği bu dip dalgası, milletlerin kalbinde yer eden o sarsılmaz bağı tehdit ediyor. Eğer bugün bu sitem kulak ardı edilir, resmi protokollerin arkasına saklanılmaya devam edilirse; yarın resmi el sıkışmaların bile ısıtamayacağı soğuk bir yabancılaşmayla yüzleşmek zorunda kalacağız.
Sorulması gereken asıl soru şudur: Diplomatik dengeler ve dönemsel çıkar hesapları, asırlık bir kardeşlik hukukunun yıpranmasına gerçekten değer mi?