Tıbbi Atıkların “Rashomon”u: Bakanlıklar Çatışırken Bilimsel Cehalet ve Denetim Açığı
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Irak’ta pazar günü Sağlık Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı arasında yaşanan karşılıklı açıklamalar, yalnızca iki kamu kurumu arasındaki bir anlaşmazlığı değil, ülkenin tıbbi atık yönetimindeki yapısal sorunları da gözler önüne serdi. Tartışmanın merkezinde, Bağdat’ta milyonlarca insanın içme suyu kaynağı olan Dicle Nehri’ne hastane atıklarının boşaltılıp boşaltılmadığı sorusu vardı. Ancak kamuoyunun dikkatini asıl sorundan uzaklaştıran, bilimsel gerçeklerin siyasi söylemin aracı hâline getirilmesiydi.
Sağlık Bakanlığı, Çevre Bakanı’nın tıbbi atıkların nehir suyunu kirlettiğine ilişkin iddialarını reddederken, AIDS’in balık yoluyla bulaştığı yönündeki ifadelerle de alay etti. Bilimsel açıdan Bakanlığın bu noktadaki itirazı doğrudur: HIV, su veya gıda tüketimiyle bulaşmaz. Dünya Sağlık Örgütü de bu konuda açık ve tutarlı bir bilimsel çerçeve sunmaktadır.
Ne var ki tartışmayı HIV’in bulaşma yollarına indirgemek, asıl meselenin üzerini örtmektedir. Bir nehrin tıbbi atıklarla kirletilip kirletilmediği sorusu, tek bir virüsün bulaşma ihtimaliyle yanıtlanamaz. Burada mesele, çevresel güvenlik, atık su arıtımı, halk sağlığı ve mevzuata uygunluktur.
Çevre Bakanlığı’nın uyarıları, Irak medyasında yer alan haberlere göre, hastanelerden kaynaklanan arıtılmamış atık suların ve tıbbi atıkların Dicle’ye boşaltılması ihtimali üzerinde yoğunlaşıyordu. Bu endişeyi baştan bilim dışı saymak mümkün değildir. Tıbbi atıklar, uygun biçimde yönetilmediklerinde enfeksiyon etkenlerinden kimyasal maddelere, ağır metallerden ilaç kalıntılarına kadar farklı çevresel riskler yaratabilir. Antimikrobiyal direnç açısından da sağlık kuruluşlarından kaynaklanan atıkların kontrolü önemlidir.
Dolayısıyla HIV’in balık yoluyla bulaşmaması, nehir kirliliği riskinin bulunmadığını göstermez. Aynı şekilde, bir tesiste atık işleme kapasitesinin bulunması da bütün atıkların güvenli biçimde bertaraf edildiğini kanıtlamaz.
Irak’ta tıbbi atıkların işlenmesine yönelik çeşitli tesis ve projeler bulunuyor. Bağdat’taki Baya bölgesinde, Karkh Sağlık Müdürlüğü bünyesinde MEDISOL tarafından işletilen bir tıbbi atık yönetim istasyonu olduğu bildiriliyor. Bağdat’taki bir hastanede sterilizasyon tesisi, Enbar vilayetinde ise çevre dostu olduğu belirtilen bir yakma tesisi faaliyet gösteriyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Sağlık Bakanlığı’yla yaptığı 25 milyon dolarlık anlaşma kapsamında yaklaşık 180 parçalama ve sterilizasyon cihazının temin edilmesi öngörülmüştü.
Bunlar önemli adımlar olabilir. Fakat tesislerin varlığı, sistemin yeterliliği anlamına gelmez. Bu kapasite ülke genelindeki kamu hastanelerini, özel klinikleri ve küçük sağlık kuruluşlarını kapsıyor mu? Cihazlar düzenli çalışıyor mu? İşlenen atık miktarı, ortaya çıkan atık miktarını karşılıyor mu? Bu soruların yanıtları, yalnızca proje açıklamalarıyla değil, doğrulanabilir verilerle ortaya konulmalıdır.
Üstelik Irak Çevre Bakanlığı’nın özel sağlık kuruluşlarının çevre düzenlemelerine yeterince uymadığı yönündeki tespitleri, denetim sorununu daha da önemli kılıyor. Kamuya ait tesisler bulunsa bile özel kliniklerden çıkan atıkların nasıl toplandığı, taşındığı ve bertaraf edildiği belirsizse sistemin bütünlüğünden söz edilemez.
Ülke çapında tek bir tıbbi atık bertaraf ihalesinin varlığına ilişkin açık kaynaklarda yeterli kanıt bulunmaması da dikkat çekicidir. Bölgesel projeler ve işletmeci şirketler hakkındaki bilgiler, Irak genelini kapsayan birleşik bir sözleşmenin varlığını tek başına doğrulamıyor. Ancak kamuya açık kayıtlarda bilgi bulunmaması, böyle bir sözleşmenin kesinlikle yapılmadığını da kanıtlamaz. İhtiyaç duyulan şey, ihale kayıtlarının, sözleşmelerin ve uygulama sonuçlarının şeffaf biçimde yayımlanmasıdır.
İşte “Rashomon” benzetmesinin anlamı burada ortaya çıkıyor: Aynı olay, farklı kurumlar tarafından farklı biçimlerde anlatılıyor; fakat gerçeği belirleyecek ortak ve denetlenebilir veriler kamuoyuna yeterince sunulmuyor. Bakanlıklar arasındaki karşılıklı suçlamalar, ölçüm sonuçlarının ve denetim raporlarının yerini tutamaz.
Irak’ın ihtiyacı, bilimsel doğruları siyasi tartışmalarda koz olarak kullanmak değil; atıkların kaynağından bertarafına kadar izlenebildiği, düzenli denetlenen ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılan bir sistem kurmaktır.
Asıl soru, AIDS’in balık yoluyla bulaşıp bulaşmadığı değildir. Asıl soru şudur: Dicle’ye ulaşan atıklar arıtılıyor mu, hangi standartlara göre arıtılıyor ve bu süreci kim denetliyor? Bu sorular yanıtlanmadıkça bilimsel açıklamalar, çevresel güvenceye dönüşmeyecek; halkın su güvenliğine ilişkin kaygıları da giderilemeyecektir.