Tolstoy'un Soyundan Gelen Bir Prenses, Tarihin İzini Süren Bir Türk Mütefekkir

Tolstoy'un Soyundan Gelen Bir Prenses, Tarihin İzini Süren Bir Türk Mütefekkir

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 20, 2026 - 12:53

İstanbul'da Prof. Dr. Şahin Uçar ile Prenses Sophia Wolkonsky arasında gerçekleşen bir karşılaşma, Rus aristokrasisinin köklü geçmişinden dünya edebiyatına, tarih felsefesinden kufi hat sanatına uzanan dikkat çekici bir kültür sohbetine dönüştü.

Bazen tarihin kapısını aralamak için eski bir belgeye, bir arşiv kaydına ya da yüzyıllık bir kitaba ihtiyaç duyulmaz. Bazen yalnızca bir soyadı yeterlidir. Elbette o soyadının ardında saklı geçmişi tanıyacak bir bilgi birikimi varsa...

13 Ekim 2026 tarihinde İstanbul'da düzenlenen Creative Women Platform'un Inaugural Assembly etkinliğinde yaşanan bir karşılaşma, tam da böyle bir hikâyeye sahne oldu.

Bir tarafta Türk düşünce dünyasının önemli isimlerinden tarih felsefecisi, mütefekkir, divan şairi ve kufi hat sanatçısı Prof. Dr. Şahin Uçar; diğer tarafta kökleri Rus aristokrasisine uzanan Prenses Sophia Wolkonsky...

İlk bakışta uluslararası bir kültür ve sanat organizasyonunda gerçekleşen sıradan bir tanışma gibi görülebilir. Oysa bu buluşmayı ilginç kılan, tarafların unvanlarından çok, bir soyadının çağrıştırdığı tarihsel hafızaydı.

Bir Soyadının Ardındaki Tolstoy

Prof. Dr. Şahin Uçar, karşısındaki konuğun Wolkonsky soyadını duyduğunda dünya edebiyatının en önemli isimlerinden Lev Nikolayeviç Tolstoy'un aile geçmişiyle bir bağlantı kurdu.

Ve Prenses'e doğrudan sordu:

“Tolstoy'un anne tarafından dedesinin ailesinden mi geliyorsunuz?”

Prenses Sophia Wolkonsky'nin yanıtı olumluydu.

Bu kısa soru ve cevap, iki isim arasında tarihin derinliklerine uzanan bir sohbetin başlangıcı oldu.

Peki, Wolkonsky soyadı neden bu kadar önemliydi?

Lev Tolstoy'un annesi Mariya Nikolayevna Volkonskaya, Rus aristokrasisinin köklü Volkonski ailesine mensuptu. Anne tarafından dedesi Prens Nikolay Sergeyeviç Volkonski de aynı prenslik ailesindendi.

Rusçadaki Volkonski ve Volkonskaya biçimleri, aynı aile adının farklı kullanımlarıdır. Wolkonsky ise bu soyadının Batı dillerindeki yazılışlarından biridir.

Volkonski ailesi, tarihsel kökleri Rurik hanedanı geleneğine dayanan Rus prenslik aileleri arasında yer alır. Burada söz konusu olan prenslik unvanı, günümüzde hüküm süren bir monarşiye değil, Rus İmparatorluğu döneminden gelen aristokratik aile geleneğine işaret eder.

Dolayısıyla İstanbul'daki bu karşılaşmanın tarihsel boyutu, yalnızca bir prensesin Türkiye'yi ziyaret etmiş olmasından ibaret değildi. Tolstoy'un anne tarafından ailesiyle bağlantısını doğrulayan bir konuğun, Tolstoy'un düşünce dünyası üzerine uzun yıllardır çalışan bir Türk tarih felsefecisiyle karşılaşmasıydı.

Üstelik bu bağlantıyı ortaya çıkaran, Prenses'in unvanı değil, Şahin Uçar'ın tarih bilgisi oldu.

Tolstoy'u Yalnızca Bir Romancı Olarak Görmeyen Düşünür

Prof. Dr. Şahin Uçar'ın Tolstoy'a ilgisi, Savaş ve Barış veya Anna Karenina gibi dünya edebiyatının klasikleşmiş eserleriyle sınırlı değildir.

Uçar, Tolstoy'u yalnızca büyük bir romancı olarak değil, insanın varoluşunu, tarihi, ahlakı, inancı ve hayatın anlamını sorgulayan bir düşünür olarak ele alır.

Nitekim 2012 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesinde gerçekleştirdiği “Tolstoy ve Tarih Felsefesi” başlıklı konuşması, aynı yıl Dostoyevski ve Tolstoy üzerine verdiği konferans ve 2016 yılında 22. Ulusal Sosyal Psikiyatri Kongresi'nde sunduğu “Tolstoy'un Rüyalarına Çağdaş Yorumlar” başlıklı çalışması, bu entelektüel ilginin somut örnekleridir.

Özellikle Tolstoy'un rüyaları üzerine yaptığı değerlendirmeler dikkat çekicidir. Çünkü Uçar, burada edebî bir şahsiyetin rüyalarını yalnızca psikolojik açıdan incelemekle yetinmez; bunları Tolstoy'un dünya görüşünü, ölüm karşısındaki düşüncelerini ve insanlığın geleceğine ilişkin arayışlarını anlamanın bir yolu olarak değerlendirir.

Tolstoy'un tarih anlayışına bakıldığında da benzer bir sorgulama görülür.

Savaş ve Barış, Napolyon savaşlarını anlatan büyük bir edebiyat eseri olmasının yanında, tarihin nasıl meydana geldiği ve tarihsel olayların hangi nedenlerle açıklanabileceği üzerine felsefi tartışmalar içerir.

Tarihi yalnızca hükümdarların, komutanların veya büyük siyasi şahsiyetlerin iradeleriyle açıklamak mümkün müdür? Yoksa milyonlarca insanın kararları, davranışları ve içinde yaşadıkları şartlar mı tarihin gerçek akışını belirler?

Tolstoy'un üzerinde durduğu bu sorular, Şahin Uçar'ın tarih felsefesine yaklaşımıyla da kesişmektedir.

Bu nedenle İstanbul'da Prenses Wolkonsky'ye yönelttiği soruyu basit bir soy araştırması merakı olarak değerlendirmek eksik kalır. Bu soru, yıllarını bir düşünürün eserlerine, fikirlerine ve yaşadığı tarihsel dünyaya ayırmış bir akademisyenin birikimini yansıtmaktadır.

Rus Aristokrasisinden Türk Kufi Sanatına

Buluşmanın bir başka dikkat çekici yönü ise Şahin Uçar'ın etkinliğe yalnızca bir tarih felsefecisi olarak değil, sanatçı kimliğiyle de katılmış olmasıydı.

Uçar, organizasyonda beş kufi hat eserini ve kitabını uluslararası katılımcılarla buluşturdu.

Kufi hat sanatı, İslam medeniyetinin en eski yazı geleneklerinden biridir. Geometrik düzeni, harflerin mimari yapısı ve estetik disipliniyle yalnızca bir yazı biçimi değil, aynı zamanda güçlü bir sanat dili oluşturur.

Şahin Uçar'ın düşünce dünyasında ise tarih, felsefe, edebiyat ve sanat birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış alanlar değildir. Onun çalışmalarında bu disiplinler, insanın varlığı ve dünyayı anlamlandırma çabasının farklı yönleri olarak karşımıza çıkar.

Bu bakımdan İstanbul'daki buluşma, birbirinden uzak görünen iki kültürel geleneğin aynı ortamda karşılaşmasına da imkân verdi.

Bir tarafta Rus edebiyatının ve aristokratik tarihinin izleri, diğer tarafta Türk düşünce hayatının ve İslam sanat geleneğinin birikimi...

Aslında medeniyetler arasındaki gerçek kültürel temas da böyle bir şey değil midir?

Yalnızca diplomatik protokollerle, resmî konuşmalarla veya görkemli organizasyonlarla değil; birbirinin tarihini, sanatını ve düşünce dünyasını tanıyan insanların kurduğu diyaloglarla gelişir.

Unvanların Ötesinde Bilginin İtibarı

Günümüzde uluslararası etkinlikler çoğu zaman katılımcıların unvanları, temsil ettikleri kurumlar veya sahip oldukları ekonomik güç üzerinden değerlendiriliyor.

Oysa bir buluşmanın gerçek değeri, bazen programın en gösterişli anında değil, iki insan arasında geçen birkaç cümlede saklıdır.

İstanbul'daki bu karşılaşmada da dikkat çekici olan yalnızca bir prensesin varlığı değildi. Asıl önemli olan, Türk düşünce dünyasından bir ismin, karşısındaki kişinin aile geçmişini dünya tarihinin ve edebiyatının önemli bir şahsiyetiyle ilişkilendirebilecek bilgi birikimine sahip olmasıydı.

Prof. Dr. Şahin Uçar'ın Prenses Wolkonsky'ye yönelttiği soru, bu bakımdan entelektüel bir dikkatin göstergesidir.

Çünkü bilgi, yalnızca kitaplarda saklanan veya akademik unvanlarla taşınan bir birikim değildir. Gerektiğinde bir kelimeden, bir isimden, hatta bir soyadından hareketle geçmişle bugün arasında bağlantı kurabilme yeteneğidir.

Ve belki de gerçek entelektüel derinlik, tam olarak burada kendisini gösterir.

Tarih, Bazen Bir Sohbetin İçinde Yeniden Canlanır

İstanbul'da gerçekleşen bu buluşmanın ardından geriye yalnızca bir etkinlik haberi veya hatıra fotoğrafı kalmadı.

Bir soyadından hareketle Tolstoy'un aile geçmişine uzanan bir soru, tarih felsefesi üzerine çalışan bir Türk mütefekkir ile Rus aristokrasisinin tarihsel mirasını taşıyan bir konuk arasında anlamlı bir diyaloğun kapısını açtı.

Bu karşılaşmanın belki de en güzel tarafı, tarihin yalnızca geçmişte yaşanmış olaylardan ibaret olmadığını bir kez daha hatırlatmasıydı.

Tarih, bazen bir kitabın sayfalarında, bazen bir sanat eserinin çizgilerinde, bazen de hiç beklenmedik bir karşılaşmada kendisini yeniden hatırlatır.

Yeter ki onu tanıyacak, sorgulayacak ve anlamlandıracak bir zihinsel birikim olsun.

Çünkü bazı insanlar tarihin içinden geçer, bazıları ise tarihin izlerini, karşılaştıkları bir insanın soyadında bile okuyabilir.