YENİ Parti İzmir Milletvekili Deniz Yücel: “Dayanıklılık Ölçen, ‘Ha Gayret’ Diyen Bütçe mi Olur?”

YENİ Parti İzmir Milletvekili Deniz Yücel: “Dayanıklılık Ölçen, ‘Ha Gayret’ Diyen Bütçe mi Olur?”

YENİ Parti İzmir Milletvekili Deniz Yücel, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2027 yılı bütçesinin “Dayanıklılık, Refah ve Dönüşüm” olarak tanımlanmasına tepki gösterdi. Bütçeyi “Ha Gayret bütçesi” sözleriyle eleştiren Yücel, belediye başkanlarına yönelik tutuklamalar, hukuk güvenliği, bakanların sorumluluğu, basın özgürlüğü ve Can Atalay’ın durumuna ilişkin açıklamalarda bulundu.

Ekim 29, 2026 - 15:01

YENİ Parti İzmir Milletvekili Deniz Yücel, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, 2027 yılı bütçesini, belediye başkanlarına yönelik adli süreçleri, hukuk güvenliğini, bakanların sorumluluğunu ve basın özgürlüğünü değerlendirdi. “Dayanıklılık, Refah ve Dönüşüm” olarak nitelendirilen bütçeyi eleştiren Yücel, vatandaşların ekonomik koşullar karşısında dayanıklılık göstermeye zorlandığını savundu.

“BU BÜTÇE HALKA DAYAN DİYOR”

2027 yılı bütçesinin adlandırılmasına tepki gösteren Yücel, bütçenin toplumun ekonomik sorunlarına çözüm üretmek yerine vatandaşlardan daha fazla fedakârlık beklediğini ileri sürdü.

Yücel, “İsminden de anlayacağımız üzere bu bütçe, ‘Halka dayan’ diyor. O nedenle bu bütçe ‘Ha Gayret bütçesidir’.” ifadelerini kullandı.

“YOLSUZLUK DENİLEN İLLET 31 MART 2024’TEN SONRA MI İCAT EDİLDİ?”

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından göreve gelen belediye başkanlarına yönelik adli süreçleri gündeme taşıyan Yücel, yaklaşık 40 belediye başkanının tutuklamalar nedeniyle görevlerini sürdüremediğini iddia etti.

Yücel, belediye başkanlarının gözaltına alınma yöntemlerini eleştirerek şunları söyledi:

“Halkın seçtiği belediye başkanları şafak vakti evlerinden alınıyor, elleri kelepçeleniyor, görüntüleri basına servis ediliyor ve cezaevlerine gönderiliyor.”

Denizli, İstanbul, Adana, Muğla ve Mersin'deki belediyelere ilişkin iddialarını da paylaşan Yücel, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu konuşmayı yaptığım şu saatlerde Denizli Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, eşi ve 17 kişi, Bakırköy Belediye Başkan Yardımcıları ve çok sayıda bürokrat gözaltında. Geçtiğimiz hafta Çukurova ve Milas Belediye Başkanı tutuklandı, ondan önceki haftalarda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer ve ilçe belediye başkanlarımız tutuklandı.”

Tutuklanan belediye başkanlarının siyasi kimliklerine dikkat çeken Yücel, “31 Mart 2024'te seçilip de göreve gelen 40'a yakın belediye başkanı çeşitli nedenlerle tutuklandıkları için şu anda görevde değil, hepsi ya Yeni Partili ya Cumhuriyet Halk Partili. Merak ediyorum, acaba bu yolsuzluk denilen illet 31 Mart 2024'ten sonra mı icat edildi?” diye konuştu.

“BU ÜLKEDE HUKUK GÜVENLİĞİ KALMAMIŞ DURUMDA”

Adli soruşturmalarda izlenen yöntemleri de eleştiren Yücel, geçmişte suçlamalar karşısında delillerin toplandığını, yeterli delil bulunması durumunda kamu davası açıldığını ve yargılama sürecinin işletildiğini belirtti.

Yücel, mevcut uygulamalara ilişkin eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:

“Eskiden bir kişi hakkında bir suçlama yapıldığında ifadeye çağırılırdı, tahkikat yapılırdı, deliller toplanırdı, kamu davası açılmaya yeterli delil varsa kamu davası açılır ve yargılama yapılırdı; mahkûmiyet kararı verilirse kişi istinafa, temyize başvururdu, sonuç alamazsa cezasını çekmek için hapse girerdi.”

Soruşturma ve tutuklama süreçlerinde somut delil bulunması gerektiğini vurgulayan Yücel, açıklamasına şöyle devam etti:

“Şimdi bir kişinin soyut beyanıyla, bir kişinin iftirasıyla, hiçbir delil olmamasına karşın insanlar evlerinden alınıyor, tutuklanıyor ve hapse atılıyorlar; sanki herkes örgüt olmuş, herkes çete olmuş. Ne yazık ki değerli arkadaşlar, bu ülkede hukuk güvenliği kalmamış durumda.”

“BAKANLAR SORUMLULUK KALKANI İÇİNDE”

Konuşmasında kamu yönetimindeki sorumluluk ve denetim mekanizmalarına da değinen Yücel, yaşanan olaylar karşısında bakanların yeterince hesap vermediğini savundu.

Bolu'da 78 kişinin hayatını kaybettiği yangını, yenidoğan bebeklerin ölümleriyle ilgili iddiaları, emeklilerin ekonomik sorunlarını ve Mesleki Eğitim Merkezlerinde (MESEM) yaşanan çocuk ölümlerini hatırlatan Yücel, ilgili bakanlıkların sorumluluklarını gündeme getirdi.

Yücel, “Başka bir ülkede halkın içine çıkamayacak bakanlar bizim ülkemizde inanılmaz bir sorumsuzluk kalkanı içindeler.” dedi.

Eleştirilerini sürdüren Yücel, şu ifadeleri kullandı:

“Bolu'da ihmaller zinciri sonucunda 78 vatandaşımız can verirken, yenidoğan bebekler 3-5 alçağın para kazanma hırsı sonucu hastanelerde ölüme gönderilirken, açlığa mahkûm edilen emekliler isyan ederken, sosyal güvenlik sistemini öven, MESEM'lerde çocuklar ölürken susan, okul önlerinde güvenlik önlemi almayan, okula sabun bile göndermekten aciz olan bakanlara dokunulamıyor.”

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ GAZETECİLERE TANINMIŞ BİR AYRICALIK DEĞİL”

Basın özgürlüğünün yalnızca gazetecileri ilgilendiren bir mesele olmadığını belirten Yücel, vatandaşların doğru ve güvenilir bilgiye ulaşabilmesinin demokratik toplum açısından önem taşıdığını ifade etti.

Gazetecilerin haber yaparken hukuki yaptırımlarla karşılaşma endişesi taşıdığını savunan Yücel, şöyle konuştu:

“Gazetecinin yalnızca yaptığı haberin doğruluğuna, belgesine ve teyidine kafa yorması gerekirken bizim ülkemizde o haberi yaptıkları için özgürlüklerinden olmayı göze alıp almayacaklarını da düşünmek zorunda kalıyorlar.”

Gazetecilere yönelik adli işlemlerde çelişkili uygulamalar bulunduğunu öne süren Yücel, “Gazeteciyi somut delile dayalı yaptığı haberden dolayı tutukluyorsunuz; somut delil bulamadı diye haber yapmıyor, bu kez de haberi yapmadığı için tutukluyorsunuz.” ifadelerini kullandı.

“DOĞRUYU YAZAN TEK BİR GAZETECİ BİLE KALSIN İSTEMİYORSUNUZ”

Basının kamu gücünü denetleme görevine dikkat çeken Yücel, gazeteciliğin yalnızca resmî açıklamaların aktarılmasıyla sınırlandırılamayacağını belirtti.

Yücel, iktidarın basın politikalarına yönelik eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:

“Ne istediğiniz aslında çok açık: Doğruyu yazan tek bir gazeteci bile kalsın istemiyorsunuz. Basının görevi yalnızca resmî bültenleri aktarmak değil. Gazeteci soru sorar, araştırır, soruşturur, çelişkiyi bulur, çıkarır, kamu gücü kullananları da denetler, iktidarın hoşuna gitmeyen haberleri de yayınlar; bunun karşılığında gazetecinin tutuklanması ise siyasi bir tercihtir.”

Yanlış veya yanıltıcı haberler karşısında başvurulabilecek hukuki yolların bulunduğunu hatırlatan Yücel, cevap ve düzeltme hakkı ile bağımsız yargının önemini vurguladı.

Yücel, “Çünkü halkı yanıltıcı bilgiye müdahale edilecekse bunun yolu bellidir, cevap ve düzeltme hakkı vardır, tekzip vardır, bağımsız yargı vardır.” dedi.

Basın özgürlüğünün toplumun tamamını ilgilendirdiğini belirten Yücel, “Gazeteci gazetecilik yapmazsa toplum ilerleyemez. Bu nedenle, mesele, sadece birkaç gazetecinin başına gelenden ibaret değil, hepimizin aslında, nasıl bir ülkede yaşamak istediğiyle ilgili.” ifadelerini kullandı.

CAN ATALAY HATIRLATMASI: “BU MECLİSİN AYIBI”

Konuşmasının son bölümünde Can Atalay'ın durumunu da gündeme getiren YENİ Parti İzmir Milletvekili Deniz Yücel, Atalay'a yönelik uygulamalar üzerinden TBMM'ye eleştiriler yöneltti.

Yücel, Can Atalay'a yaşatılanların Türkiye Büyük Millet Meclisinin ayıbı olduğunu ifade ederek konuşmasını tamamladı.