Esenyurt Belediyesi’ndeki yolsuzluk operasyonu kapsamında ortaya çıkan "kasa evi" skandalı,
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye'nin son günlerdeki en çarpıcı gündem maddelerinden biri haline gelmiştir. Soruşturma, kayyum Can Aksoy'un atadığı Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş ve Park ve Bahçeler Müdürü İbrahim Doğancıoğlu’nun merkezinde bulunduğu bir rüşvet ağını deşifre etmiştir. Doğancıoğlu’nun etkin pişmanlık yasasından yararlanarak itirafçı olmasıyla, rüşvet paralarını saklamak için Küçükçekmece'de boş bir daire kiralandığı ve içine yerleştirilen iki çelik kasadan 7 milyon dolar ile 400 bin euro nakit para çıktığı resmi olarak belgelenmiştir. Polis kasaları açmak için çilingir beklerken, Ulutaş'ın annesi ve kuzeninin iki boş valizle paraları almaya gelerek suçüstü yakalanması, olayın ciddiyetini ve operasyonun detaylarını gözler önüne sermiştir. Soruşturma kapsamında aralarında Yusuf Ulutaş’ın da bulunduğu 9 şüpheli tutuklanmıştır.
Boş Daireler, Dolu Kasalar ve Hızına Yetişilemeyen "Ahlak"
Türkiye’de gazeteci olmak, sabah uyandığınızda sıradan bir güne başlayacağınızı zannederken öğlene doğru tarihe geçecek bir skandala imza atmak demektir. Gündem bulmak için çabalamanıza, derin araştırmalar yapmanıza gerek kalmaz; bu ülkede gündem, sıradan vatandaşın hayal gücünü aşan bir hız ve arsızlıkla kendi kendini yaratır. Dün "milli irade" ve "kayyum" tartışmalarını konuşurken, bugün atanan o yönetim kadrolarının kiraladığı bomboş dairelerde tıkır tıkır işleyen milyon dolarlık çarkları seyrediyoruz.
Evet, son günlerin en akılalmaz ama bir o kadar da "tanıdık" hikayesinden bahsediyorum: Esenyurt Belediyesi.
Halkın seçtiği belediye başkanının yerine "kamu yararı ve denetim" iddiasıyla getirilen kayyum yönetiminin altından çıkan manzara, distopik bir film sahnesinden farksız. Soruşturma dosyalarına ve itiraflara yansıyan detaylara göre, kayyumun göreve getirdiği Belediye Başkan Yardımcısı Yusuf Ulutaş’ın talimatıyla Küçükçekmece’de tamamen boş bir daire kiralanıyor. İçinde ne bir yatak var, ne bir masa, ne de bir sandalye. Evin yegane misafirleri, odanın tam ortasına yerleştirilen iki adet devasa siyah çelik kasalar
Müteahhitlerden, hakedişlerden sağlanan rüşvet paraları bu evde toplanıyor, kasalara hıncahınç istifleniyor. Operasyon yapıldığında o kasalardan çıkan miktar ne biliyor musunuz? Tam 7 milyon dolar ve 400 bin euro. Türk lirasına çevirmeye kalktığınızda sıfırların arasında kaybolacağınız, sıradan bir işçinin, memurun kaç yüz yıl çalışsa bir araya getiremeyeceği bir servet...
İşin trajikomik zirvesi ise emniyet güçleri evde çilingir beklerken yaşanıyor. Başkan yardımcısının annesi ve kuzeni, ellerinde iki koca boş valizle, hiçbir şeyden habersiz paraları tahliye etmek için kapıdan içeri giriyor ve suçüstü yakalanıyorlar. Valizler boş geliyor ama niyet belli: Kasaları hınca hınç dolduran o dolarları, euroları kaçırmak.
Şimdi sormak gerekiyor: "Bunlara kim DUR diyecek?"
Halk ekonomik krizle boğuşurken, kirasını ödeyemediği için ev bulamazken, birileri rüşvet paralarını saklamak için özel lüks sitelerden "kasa evleri" kiralıyor. İşin en can yakıcı kısmı ise tüm bunların "temizlik, hukuk ve liyakat" iddialarıyla yönetime gelenlerin döneminde yaşanmasıdır. Bir tarafı yolsuzlukla suçlayıp yerine gelenlerin, kendi ceplerini doldurmak için boş dairelere çelik kasalar kurması, bu ülkedeki ahlaki erozyonun en somut, en çıplak kanıtıdır.
Gazeteciler gündem bulmakta hiç zorlanmıyor dedik ya, haklıyız. Çünkü bu ülkede bir skandalın tozu bile dağılmadan bir diğeri üzerimizi kaplıyor. Ancak tehlike tam da burada başlıyor: Toplumsal kanıksama. Yarın başka bir belediyede, başka bir kurumda milyarlar uçuştuğunda, bu 7 milyon dolarlık kasa evini de unutup gidecek miyiz?
Eğer bu devasa çarklara, bu fütursuzca dönen rüşvet sistemlerine yargı, toplum ve vicdan hep birlikte güçlü bir "DUR" demezse; biz daha çok boş dairelerin içine yerleştirilen dolu kasaları, o kasaları boşaltmaya valizlerle koşanları izlemeye devam ederiz. Soru ortada, cevap ise hepimizin adalet ve dürüstlük arayışında gizli..