İLKE VAKFI RAPORU İLKOKULDA ERKEN DİN EĞİTİMİNE ERİŞİM SORUNUNU VE POLİTİKA ÖNERİLERİNİ ORTAYA KOYDU

İstanbul’da yayımlanan EPAM raporunda, Türkiye’de din derslerinin ilkokul 4. sınıfta başlamasının erken yaşta “eğitim boşluğu” oluşturduğu belirtilirken, Avrupa’daki uygulamalar, uluslararası hukuk çerçevesi ve pedagojik yaklaşımlar ışığında 1. sınıftan itibaren erişim için somut öneriler paylaşıldı.

Nisan 17, 2026 - 23:24
İLKE VAKFI RAPORU İLKOKULDA ERKEN DİN EĞİTİMİNE ERİŞİM SORUNUNU VE POLİTİKA ÖNERİLERİNİ ORTAYA KOYDU


İLKE İlim Kültür Eğitim Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren Eğitim Politikaları Araştırma Merkezi tarafından hazırlanan analiz raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Kaymakcan imzasını taşıyan raporda, Türkiye’de ilkokulun ilk üç yılında din eğitimine erişimin bulunmamasının oluşturduğu “eğitim boşluğu” çok boyutlu şekilde ele alındı.

“AVRUPA’DA ERKEN BAŞLIYOR, TÜRKİYE’DE GECİKİYOR”
Raporda yer alan karşılaştırmalı verilere göre, İngiltere, Almanya, Norveç ve Belçika gibi ülkelerde din dersleri ilkokul birinci sınıftan itibaren müfredatta yer alıyor. Türkiye’de ise dersin 4. sınıfta başlamasının, çocukların erken yaş dönemindeki manevi meraklarının kurumsal olarak karşılanamamasına neden olduğu ifade edildi. Avrupa Birliği içinde din dersine yer vermeyen ülke sayısının sınırlı olduğu belirtilirken, Türkiye’deki gecikmeli başlangıcın bu genel eğilimle örtüşmediği vurgulandı.

“ULUSLARARASI HUKUKTA ENGEL BULUNMUYOR”
Rapor, din eğitiminin erken yaşta verilmesine yönelik herhangi bir uluslararası hukuki engel bulunmadığını ortaya koydu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Folgero, Zengin ve Yalçın kararlarına atıf yapılarak, din derslerinin başlama yaşına ilişkin bir sınırlama getirilmediği belirtildi. Ayrıca AGİT’in Toledo Rehber İlkeleri ve UNESCO raporlarının, nesnel ve bilimsel temelde yürütülen din eğitiminin her yaş grubunda demokratik ilkelerle uyumlu olduğunu teyit ettiği aktarıldı.

PEDAGOJİK YAKLAŞIMLAR ERKEN YAŞI DESTEKLİYOR
Raporda, “çocukların soyut kavramları anlayamayacağı” yönündeki yaygın kanaatin modern pedagojik yaklaşımlarla geçerliliğini yitirdiği ifade edildi. Dinî ve ahlaki gelişimin; dil, sosyal ve bilişsel gelişimden ayrı değerlendirilemeyeceği vurgulanırken, bu alanın dışlanmasının çocuk gelişiminde eksikliğe yol açabileceği kaydedildi. Montessori, Waldorf, Gift to Child ve Godly Play gibi modellerin erken yaşta din eğitiminin oyun ve hayal gücüyle desteklenebileceğini gösterdiği belirtildi.

“TALEP 30 KAT ARTTI”
Türkiye’de ailelerin erken yaşta din eğitimine yönelik ilgisinin somut verilerle ortaya konduğu raporda, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı 4-6 yaş Kur’an kurslarının altı yıl içinde 30 kattan fazla büyüyerek 2019 itibarıyla 151 bin 84 öğrenciye ulaştığı bilgisi paylaşıldı. Bu sayının okul öncesi öğrenci nüfusunun yaklaşık yüzde 10’una karşılık geldiği ifade edilerek, toplumsal talebin güçlü olduğu vurgulandı.

“ALTI STRATEJİK ADIM ÖNERİLDİ”
Prof. Dr. Recep Kaymakcan, raporda Türkiye’nin eğitim politikalarına yönelik altı öneri sundu. Kaymakcan, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin mevcut mevzuat çerçevesinde 1. sınıftan itibaren müfredata dahil edilebileceğini” belirtti. Programın çocuk merkezli ve değer odaklı şekilde yeniden tasarlanması gerektiğini ifade eden Kaymakcan, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının dahil olacağı çok paydaşlı süreçlerin oluşturulmasını önerdi.

Kaymakcan ayrıca, ilahiyat ve eğitim fakülteleri arasında öğretmen yetiştirme süreçlerinin güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, öğretmenlere yönelik özgün materyallerin geliştirilmesini ve Millî Eğitim Akademisi’nin bu alanı stratejik öncelik haline getirmesini önerdi.

Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI