ÖZLEM BEDENİ, YOKLUK YÜREĞİ YORAR: İNSANIN ASIL İMZASI DURUŞUDUR

ÖZLEM BEDENİ, YOKLUK YÜREĞİ YORAR: İNSANIN ASIL İMZASI DURUŞUDUR

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 17, 2026 - 16:27

Özlemin ve sabrın en yoğun yaşandığı dönemlerde, uykusuz kaldığınız gecelerin sabahında uyumak için kendinize sarıldığınızda ya da “Ben senin yanındayım.” dercesine avucunuzu yanağınıza koyarak uyumaya çalıştığınızda anlıyorsunuz bazı şeyleri…

Sürekli gözyaşı döktüğünüzde yanınıza gelip “Akıllı yan, yoksa hasta olursun.” dediklerinde, o sözün anlamını bir başka hissediyorsunuz. Çünkü insan, özleminin yalnızca yüreğini değil, bedenini de nasıl yorduğunu zamanla anlıyor. Uykusuz gecelerin sabahında, kendinize sarılarak uyumaya çalışırken, avucunuzu yanağınıza koyup kendinize teselli olmaya çalışırken anlıyorsunuz; sabrın da bir yorgunluğu, özlemin de bedende bıraktığı bir ağırlığı var.

İnsan bazen ağlamaktan yorulur ama özlemekten yorulamaz. Gözyaşlarını tutmaya çalışır, fakat kalbindeki sızıya söz geçiremez. Kendisine teselli olacak sözler arar, yine de aklına her gelişinde o hasret yeniden canlanır. Çünkü akıl, yaşananları kabul etse de yürek yokluğa bir türlü alışamaz.

Siz hiç kendinize sarılarak uyudunuz mu?

İnsan bazen çok düşünüyor. Her hasret akla geldiğinde gözlerden dökülen yaşların kalbi yıkadığı gibi, yokluğun verdiği acının da yüreği nasıl derinden yaraladığını anlıyor. Kavuşmanın, vuslatın artık yalnızca ahirette mümkün olduğunu bilerek yaşamaya çalışıyor.

Herkesin cümlesinde geçen o iki heceyi, “anne” kelimesini duyduğunuzda, içinizdeki derin boşluğu ciğerlerinizde hissediyorsunuz. Yetimleri ve öksüzleri anladığınızı düşünüyorsunuz; fakat insan bazı acıları yaşamadan onların yüreğinde açtığı yarayı tam olarak bilemiyor.

Birisi yanınızda annesini anlattığında, içinizdeki o kocaman boşluk yeniden kanıyor. Sanki bir bıçak, yüreğinizdeki yarayı tekrar tekrar deşiyor. İşte o zaman anlıyorsunuz ki hayat hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Siz de artık eski siz olmayacaksınız. Ne yediğiniz yemeğin tadı kalacak ne yaşadığınız hayatın anlamı eskisi gibi olacak ne de hayata tutunduğunuz şeyler aynı duyguyu verecek.

Evet, tevekkül ediyoruz. İman ediyor, kadere ve ölümün hakikatine inanıyoruz. Ancak sevdiklerimizin yokluğunun yüreğimizde bıraktığı yarayla yaşamayı öğrenmeye çalışıyoruz.

İnsan bazen kendi acısıyla olgunlaşırken bazen de başkalarının yaşadıklarından ders çıkarmayı öğreniyor.

Her zaman söylerim; insanın karakteri, yalnızca kendisine yapılanlar karşısında değil, başkasına yapılan haksızlık karşısında gösterdiği tavırla da belli olur.

Bir insanın size hiçbir yanlışı dokunmamış olabilir. Peki, başkasına yapılan yanlış karşısında neden sessiz kalırsınız? Neden ahlaki ve etik olmayan bir davranışı, yalnızca sizi ilgilendirmediği için görmezden gelirsiniz?

Unutmayın, bugün başkasına yapılan yanlışa sessiz kalanlar, yarın aynı yanlışın kendilerine yapılabileceğini de hesaba katmalıdır. Başkasının yaşadıklarından ders çıkarmak, insanın vicdanını ve karakterini gösterir.

İnsan, başkasının acısına duyarsız kalarak kendi başına gelene kadar adaleti ertelememelidir.

Her zaman söylerim; doğru ve dürüst bir insanın seveni olduğu kadar, ilkelerinden rahatsız olanlar da olabilir. Çünkü ahlaki değerleri olan, her ortamda aynı duruşu sergileyen ve yanlış karşısında sözünü esirgemeyen insan, herkesi memnun edemez.

Fakat insanın adı anıldığında, kendisini sevmeyenlerin bile karakterine ve dürüstlüğüne saygı duyması başka bir meseledir. İşte o zaman insan, makamıyla değil, duruşuyla bir marka hâline gelmiştir.

Her insan ismini marka yapamaz. Bunun için yalnızca görünür olmak yetmez; güvenilir olmak, sözünün arkasında durmak ve gerektiğinde başkasına yapılan yanlışa da karşı çıkabilmek gerekir.

Hani derler ya, “Arkadaş kişinin aynasıdır.” İnsan, karakter olarak kendisine benzeyen kişilerle birlikte olmaktan çoğu zaman çekinmez. Sonradan tanıdığınız insanların gerçek karakterini öğrendiğinizde, zamanla sizin de aynı kefeye konulabileceğinizi unutmamalısınız.

Çünkü toplum yalnızca ne söylediğinize değil, kimlerle yan yana durduğunuza, hangi davranışlara sessiz kaldığınıza ve hangi değerleri savunduğunuza da bakar.

Elbette yanımızda bulunan herkes karakterimizi değiştiremez. Duruşu ve ahlaki ilkeleri sağlam olan insan, kendi değerlerini korumayı bilir. Ancak omurgası olmayan, çıkarları uğruna her şekle girebilen insanın kaybedeceği en büyük şey, kendi ismi ve itibarına duyulan güvendir.

Çürük elmanın sağlam elmayı çürütebileceği gerçeğini hafife almamak gerekir. İnsan kimlerle vakit geçiriyorsa onların davranışlarından ve yaşam biçimlerinden etkilenebilir. Bu nedenle dostluklarımızı, ilişkilerimizi ve yan yana durduğumuz insanları seçerken dikkatli olmalıyız.

Çünkü insanın duruşu, yalnızca kendi hayatında değil, temsil ettiği değerlerde de kendini gösterir.

Hayat bize hem özlemin ne kadar ağır olduğunu hem de insan karakterinin ne kadar kıymetli olduğunu öğretiyor. Bir yanda yokluğuyla yüreğimizi kanatan sevdiklerimiz, diğer yanda varlığıyla güven veren ya da bizi hayal kırıklığına uğratan insanlar…

Sonunda anlıyoruz ki insanın geride bıraktığı en büyük miras ne makamı ne malı ne de geçici şöhretidir.

İnsanın asıl mirası, adının yanında bıraktığı karakteri, vicdanı ve itibarıdır.