TOPLUMSAL İKİYÜZLÜLÜK: VİCDANIN VİTRİNİ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İnsan, başkasının ikiyüzlülüğünü görmekte olağanüstü yeteneklidir.
Kendisininkini görmekte ise aynı ölçüde başarısız.
Belki de toplumsal ikiyüzlülüğün en güçlü tarafı budur: Hepimiz ondan şikâyet ederiz ama neredeyse hiç kimse kendisini onun parçası saymaz.
Herkes dürüsttür.
Herkes vicdanlıdır.
Herkes adaletten yanadır.
Herkes şiddete karşıdır.
Herkes farklılıklara saygılıdır.
Peki bütün bunlar doğruysa, bu kadar haksızlığı kim yapıyor?
Bu kadar insanı kim dışlıyor?
Bu kadar kolay kim yargılıyor?
Kim aşağılıyor, kim etiketliyor, kim linç ediyor?
Her kötülüğün faili “başkaları” ise kötülük nasıl bu kadar kalabalık olabiliyor?
Belki sorun, kötülüğü yalnızca büyük ve korkunç eylemlerde aramamızdır.
Oysa ikiyüzlülük çoğu zaman takım elbise giyer.
Kibar konuşur.
Doğru kelimeleri bilir.
Hatta size ahlak dersi bile verebilir.
Çünkü ahlaktan söz etmekle ahlaklı davranmak arasında insanın bütün karakterinin sığabileceği kadar büyük bir mesafe vardır.
“Dürüst ol” deriz.
Sonra hoşumuza gitmeyen gerçeği söyleyeni kaba ilan ederiz.
“Farklılıklara saygı” deriz.
Sonra bizim normalimize uymayan insanı tuhaf buluruz.
“Kadın özgürdür” deriz.
Sonra sevmediğimiz kadının kıyafetinden, yaşından, bedeninden veya özel hayatından vururuz.
“Ruh sağlığı önemlidir” deriz.
Sonra bir insanın psikiyatrik geçmişini öğrendiğimiz anda söylediklerini kişiliğiyle değil, hastalık etiketiyle açıklamaya kalkarız.
“Şiddetin her türlüsüne karşıyız” deriz.
Sonra bir insanı kalabalığın ortasına atıp hep birlikte taşlarız.
Taşlarımız artık taştan değil.
Kelimeden.
İmadan.
Ekran görüntüsünden.
Yorumdan.
Kahkahadan.
Sessizlikten.
Sonuç değişmiyor.
Sadece yöntem modernleşiyor.
Üstelik çağımız bize ikiyüzlülüğümüzü saklamak için mükemmel bir araç verdi: görünürlük.
Artık vicdanımızın kendisinden çok, görüntüsünü sergileyebiliyoruz.
Bir felakete üzülmek yetmiyor; üzüldüğümüz görülmeli.
Bir haksızlığa karşı çıkmak yetmiyor; karşı çıktığımız bilinmeli.
Bir insana yardım etmek yetmiyor; mümkünse kayıt altına alınmalı.
Böylece iyilik, insan ile vicdanı arasındaki mahrem ilişkiden çıkıp seyircisi olan bir gösteriye dönüşebiliyor.
Elbette paylaşmak her zaman gösteriş değildir.
Dayanışmanın görünür olması da değerlidir.
Mesele başka:
Kimse görmediğinde kim olduğumuz.
Çünkü karakter, seyircisizken ortaya çıkar.
Bize hiçbir faydası olmayan insana nasıl davrandığımızda…
Güç bizim elimizdeyken ne yaptığımızda…
Sevmediğimiz birinin hakkı çiğnendiğinde susup susmadığımızda…
Özür dilemenin bizi küçültmeyeceğini anlayıp anlayamadığımızda…
Ve belki en önemlisi, kendi yanlışımızla karşılaştığımızda onu açıklamaya mı çalıştığımızda, yoksa kabul edebildiğimizde mi?
Toplumsal ikiyüzlülük yalnızca siyasetçinin, ünlünün, komşunun, patronun ya da sosyal medyadaki yabancının problemi değildir.
Benimdir.
Sizindir.
Bizimdir.
Çünkü insan kendisini hikâyesinin kahramanı olarak anlatmaya yatkındır.
Kendi öfkesine “haklı tepki”, başkasınınkine “saldırganlık” der.
Kendi suskunluğuna “asalet”, başkasınınkine “kibir” der.
Kendi hatasına “insanlık hâli”, başkasınınkine “karakter” der.
Kendisi yaptığında bir gerekçesi vardır.
Başkası yaptığında bir kişilik bozukluğu.
Belki de ikiyüzlülüğün en çıplak hâli tam burada saklıdır:
Kendimize tanıdığımız açıklama hakkını başkasına tanımamakta.
O yüzden toplumu düzeltmek gibi büyük cümlelere başlamadan önce daha küçük ve daha rahatsız edici bir işimiz var.
Kendimize bakmak.
Ama insanın kendisine bakması aynaya bakmasına benzemez.
Ayna yüzümüzü gösterir.
Vicdan ise görmek istemediğimiz tarafımızı.
Ve asıl mesele şudur:
Bir gün bütün unvanlarımızı, paylaşımlarımızı, güzel cümlelerimizi, sosyal çevremizi ve hakkımızda anlatılan hikâyeleri önümüzden kaldırsalar…
Geride nasıl bir insan kalır?
Belki insanlığın en zor mahkemesi budur.
Hâkimi de biziz.
Sanığı da.
Dosyası ise ömür boyu açık.
Ve o mahkemede tek bir delil geçerlidir:
Kimse bakmıyorken yaptıklarımız.