ZEHİR GİBİ MÜDÜR, ADAM GİBİ ADAM!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir dikiş bahanesiyle başlayan, devletin şefkatine ve hizmetin kıymetine uzanan bir Çorum hikâyesi…
Beni tanıyanlar bilir…
Ben Çorum'u severim. Hem de öyle sıradan bir sevgiyle değil; toprağına, insanına, tarihine, kültürüne, köyüne, kasabasına, ilçesine kadar gönülden severim.
Kimi zaman Kayı Köyü'nün toprak kokusunda, kimi zaman Mecitözü'nün sokaklarında, kimi zaman Çorum'un caddelerinde bulurum kendimi.
Çünkü insanın memleketi yalnızca doğduğu yer değildir. Memleket; hatıralarının yaşadığı, çocukluğunun geçtiği, dostlarının bulunduğu, gönlünün huzur bulduğu yerdir.
Biraz fazla milliyetçi olduğumu söyleyenler de vardır.
Doğrudur!
Benim için vatan denildi mi akan sular durur. Bayrak denildi mi başım dikleşir. Millet denildi mi gönlüm kabarır. Memleket denildi mi bütün hesaplar bir kenara bırakılır.
Ancak benim milliyetçilik anlayışım yalnızca sözden ibaret değildir.
Benim için vatan sevgisi; devletine sahip çıkmak, milletine hizmet edeni takdir etmek, görevini hakkıyla yapan insanlara teşekkür etmek, yanlış gördüğünde susmamak, doğru gördüğünde de alkışlamayı bilmektir.
Çünkü devlet yalnızca binalardan, makamlardan, koltuklardan ibaret değildir.
Devlet bazen bir öğretmenin öğrencisine uzattığı el, bazen bir polisin vatandaşa gösterdiği merhamet, bazen de bir hemşirenin güler yüzüdür.
Bugün Çorum'da yaşadığım küçücük bir hadise, bana bütün bunları yeniden düşündürdü.
BİRKAÇ DİKİŞ, BİR GÜLER YÜZ VE BÜYÜK BİR MEMNUNİYET…
Yaklaşık on gün önce Ankara'da, GATA Hastanesinde kolumda bulunan bir beni aldırmıştım.
Birkaç dikiş atılmıştı.
Dikişlerimin alınma zamanı gelmiş, hatta bir gün de geçmişti.
Bugün Çorum'a gelince kendi kendime düşündüm:
"Acaba aile sağlığı merkezinde dikişlerimi aldırabilir miyim? Yoksa hastaneye mi gitmem gerekir?"
Bu düşüncelerle Bahabey Caddesi üzerindeki aile sağlığı merkezine gittim.
Kapıdan içeri girerken açıkçası nasıl karşılanacağımı bilmiyordum.
Fakat daha girişte genç bir hemşire hanımla karşılaştım.
Öyle güzel karşıladı, öyle mütevazı davrandı, öyle içten ilgilendi ki anlatamam.
Ne bir yüz ekşitme, ne bir başından savma, ne de insanı rahatsız eden bir tavır…
Aksine güler yüz, nezaket, ilgi ve samimiyet…
İnsan bazen karşısındakinin söylediklerinden çok, nasıl davrandığını hatırlar.
O genç sağlık çalışanımızın yaklaşımı da benim gönlümde güzel bir iz bıraktı.
İşte o anda aklıma Çorum İl Sağlık Müdürümüz Sinan Zehir geldi.
SİNAN ZEHİR… SOYADI GİBİ ZEHİR BİR MÜDÜR!
Sinan Zehir'i severim.
Saygı duyarım.
Çalışmalarını da yakından takip etmeye gayret ederim.
Göreve geldiğinden bu yana Çorum sağlık hizmetleriyle ilgili çalışmalarını, vatandaşların sorunlarına yaklaşımını ve çözüm üretme gayretini takdirle karşılıyorum.
Benim gözümde iyi bir bürokratın tarifi bellidir.
Makamında oturup yalnızca önüne gelen evrakı imzalayan değil, vatandaşın derdiyle dertlenen insandır.
Telefonu çaldığında vatandaşı dinleyen, bir mesele kendisine ulaştığında çözüm arayan, görevini yalnızca mesai saatleriyle sınırlandırmayan insandır.
İşte Sinan Zehir'i değerlendirirken benim gördüğüm anlayış budur.
Hani halk arasında çalışkan, akıllı, becerikli, iş bitiren insanlar için güzel bir sözümüz vardır:
"Zehir gibi adam!"
Sinan Zehir için de bu sözün ayrı bir anlamı var.
Soyadı Zehir, çalışması zehir gibi, gönlü insan sevgisiyle dolu bir yönetici…
Ben bazen kendi kendime diyorum ki:
Keşke bütün bürokratlarımız işini böylesine sevse.
Keşke herkes bulunduğu makamın geçici, millete hizmet etmenin ise kalıcı olduğunu bilse.
Keşke her yönetici, vatandaşın bir derdini çözmenin yüzlerce güzel sözden daha kıymetli olduğunu anlayabilse.
Çünkü makamlar insanı büyütmez.
İnsan, yaptığı hizmetle makamı büyütür.
DEVLETİN ŞEFKATİ VATANDAŞIN GÖNLÜNDE HİSSEDİLMELİ
Bizim milletimizin devlete bakışı başkadır.
Biz devletimize yalnızca bir yönetim mekanizması olarak bakmayız.
Devlet bizim için tarihimizdir, bağımsızlığımızdır, bayrağımızdır, milletimizin ortak çatısıdır.
Ama şunu da unutmamak gerekir:
Devletin büyüklüğü yalnızca yaptığı hastanelerle, açtığı yollarla, yükselttiği binalarla ölçülmez.
O hizmetlerden yararlanan vatandaşın gördüğü muameleyle de ölçülür.
Bir yaşlı hastanın elinden tutan hemşire…
Bir hastayı sabırla dinleyen doktor…
Bir vatandaşın sorununu çözmek için gayret gösteren memur…
Bir şikâyeti görmezden gelmeyen yönetici…
İşte bunların her biri devletimizin insanımıza uzanan şefkat elidir.
Bugün aile sağlığı merkezinde karşılaştığım o genç hemşire hanımın davranışı, bana bu anlayışın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Elbette bir sağlık çalışanının güzel davranışından hareketle bütün bir sağlık sistemini değerlendirmek doğru olmaz.
Ancak güzel örnekleri görmezden gelmek de bize yakışmaz.
Biz yıllardır yanlışları yazdık, eksikleri dile getirdik, gerektiğinde eleştirdik.
Peki, iyiyi neden yazmayalım?
Görevini severek yapanı neden takdir etmeyelim?
İnsanlara güzel davranan bir sağlık çalışanına neden teşekkür etmeyelim?
ELEŞTİRMEYİ BİLDİĞİMİZ KADAR TEŞEKKÜR ETMEYİ DE BİLMELİYİZ
Ne yazık ki günümüzde güzel işler çoğu zaman sessizce geçip gidiyor.
Bir yanlış olduğunda hemen konuşuyoruz.
Bir eksiklik gördüğümüzde hemen eleştiriyoruz.
Bunlar elbette yapılmalı.
Çünkü kamu hizmetinde eksiklikleri dile getirmek de vatandaşlık sorumluluğudur.
Ancak güzel bir iş yapıldığında susmak, emeği görmemek, çalışan insanın hakkını teslim etmemek de doğru değildir.
Benim anlayışımda vefa tam da burada başlar.
Vefa yalnızca eski dostları hatırlamak değildir.
Vefa; işini hakkıyla yapanın emeğini görmek, iyilik yapanın hakkını teslim etmek, güzel insanları hayattayken takdir edebilmektir.
Bir hemşirenin güler yüzüne teşekkür etmek de vefadır.
Bir doktorun fedakârlığını takdir etmek de vefadır.
Bir yöneticinin hizmet gayretini görmek de vefadır.
Çünkü insanı yaşatan yalnızca ekmek değildir.
Bazen bir teşekkür, bazen bir dua, bazen de samimi bir takdir insanın çalışma azmini artırır.
BÜROKRATLIK KOLTUKTA OTURMAK DEĞİL, GÖNÜLLERE GİREBİLMEKTİR
Yıllardır nice yöneticiler, nice müdürler, nice bürokratlar gördük.
Kimileri geldi, makamına oturdu, süresi dolunca çekip gitti.
Arkasında ne bir hatıra bıraktı ne de gönüllerde bir iz…
Kimileri de vardı ki makamından ayrıldıktan yıllar sonra bile adı saygıyla anıldı.
Peki, aralarındaki fark neydi?
Biri makamını sevdi, diğeri insanını…
Biri yetkisini önemsedi, diğeri sorumluluğunu…
Biri koltuğuna değer verdi, diğeri oturduğu koltuğa değer kattı.
İşte asıl mesele budur.
Devlet adamlığı, vatandaşa makamın yüksekliğini göstermek değil, devletin şefkatini hissettirebilmektir.
Ben Sinan Zehir'in çalışma anlayışında bu gayreti görüyorum.
Kendisini takdir etmemin sebebi de budur.
Elbette sağlık gibi büyük bir hizmet alanında eksiklikler de olabilir, sorunlar da yaşanabilir.
Hiçbir yönetici kusursuz değildir.
Önemli olan sorunlardan kaçmak değil, onları dinlemek ve çözmek için gayret göstermektir.
Benim için iyi yöneticiliğin ölçüsü de budur.
ÇORUM'A HİZMET EDEN, GÖNLÜMÜZDE YER BULUR
Çorum bizim memleketimiz.
Hititlerden bugüne uzanan tarihiyle, kültürüyle, toprağıyla, insanıyla kıymetli bir şehir.
Ama Çorum'u asıl güzel yapan, içinde yaşayan güzel insanlarıdır.
Birbirinin derdine koşan, misafirini baş tacı eden, büyüğüne hürmet gösteren, küçüğüne sevgiyle yaklaşan insanları…
Biz bu kültürün içinde büyüdük.
Kayı Köyü'nde, Mecitözü'nde, Çorum'un sokaklarında hep aynı anlayışı gördük.
İnsana değer vermeyi…
Ekmeği paylaşmayı…
Bir teşekkürün kıymetini bilmeyi…
İşte bugün Bahabey Caddesi'ndeki aile sağlığı merkezinde karşılaştığım o güzel davranış, bana çocukluğumuzdan beri bildiğimiz bu değerleri yeniden hatırlattı.
Bu vesileyle öncelikle benimle ilgilenen genç hemşire hanıma gönülden teşekkür ediyorum.
Onun şahsında, gece gündüz demeden insan sağlığı için emek veren bütün sağlık çalışanlarımızı saygıyla selamlıyorum.
Çorum İl Sağlık Müdürümüz Sinan Zehir'e de çalışmalarında başarılar diliyorum.
Kendisinden beklentimiz, bu güzel hizmet anlayışını daha da ileri taşıması, vatandaşın sesine kulak vermeye ve çalışanlarının emeğine sahip çıkmaya devam etmesidir.
Çünkü iyi yönetici yalnızca kendisi çalışan değil, birlikte çalıştığı insanların da iyiliklerini çoğaltan insandır.
SON SÖZ…
Ben bugün aile sağlığı merkezine birkaç dikişimi aldırmak düşüncesiyle gittim.
Ama oradan yalnızca bir sağlık hizmetiyle ilgili izlenimle değil, gönlümde güzel bir memnuniyetle ayrıldım.
Bir kez daha anladım ki bu memlekette hâlâ işini severek yapan, insanına değer veren, devletin hizmetini güler yüzle sunan güzel insanlar var.
Yeter ki biz onları görelim.
Yeter ki iyiliğin hakkını teslim edelim.
Yeter ki eleştirdiğimiz kadar teşekkür etmeyi de bilelim.
Unutmayalım…
Bayrağı sevmek, o bayrağın altında yaşayan insana değer vermektir. Vatanı sevmek, o vatanın insanına hizmet etmektir. Devlete sadakat ise millete karşı sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmektir.
Ve bir şey daha…
İnsanın soyadı Zehir olabilir ama asıl marifet; çalışmasıyla zehir gibi, davranışıyla gönüllere şifa olabilmektir.
İşte bu yüzden diyorum ki:
Sinan Zehir gibi işini seven, çözüm arayan, vatandaşına değer veren yöneticilerin sayısı çoğalsın.
Çünkü bu milletin makam sahibi insanlardan çok, makamının hakkını veren insanlara ihtiyacı var.
Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.
Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.