Medicana Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Bülent Şengül: “Bir aydan uzun süren şişkinlik mutlaka değerlendirilmeli”

Medicana Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Bülent Şengül: “Bir aydan uzun süren şişkinlik mutlaka değerlendirilmeli”

Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Bülent Şengül, haftanın yarısından fazlasında görülen ve bir aydan uzun süren karın şişkinliği ile gaz şikâyetlerinin sindirim sistemi hastalıklarının belirtisi olabileceğini belirtti. Şengül, kilo kaybı, tekrarlayan kusma, kanlı veya siyah dışkılama, kansızlık ve gece uykudan uyandıran karın ağrısı gibi belirtilerde vakit kaybetmeden hekime başvurulması gerektiğini bildirdi.

Ağustos 28, 2026 - 00:02


Karında gaz ve şişkinlik, ağır yemeklerden hızlı yemek yemeye kadar günlük beslenme alışkanlıklarından kaynaklanabildiği gibi irritabl bağırsak sendromu, SİBO, çölyak, mide ve onikiparmak bağırsağı ülserleri ile safra kesesi, pankreas ve karaciğer hastalıklarının belirtisi olarak da ortaya çıkabiliyor.

Medicana International İzmir Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Uzm. Dr. Bülent Şengül, özellikle haftanın yarısından fazlasında yaşanan ve bir aydan uzun süre devam eden şişkinlik şikâyetlerinin dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

Şengül, istem dışı kilo kaybı, tekrarlayan kusma, kanlı veya siyah dışkılama, kansızlık ve gece uykudan uyandıran karın ağrısı gibi belirtilerin şişkinliğe eşlik etmesi durumunda vakit kaybedilmemesi gerektiğini belirtti.

“Organik bir hastalıktan kaynaklanan şişkinlik daha inatçı ve uzun sürelidir”

Geçici gaz birikmesi ile hastalıklardan kaynaklanan şişkinliğin birbirinden ayrılması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Bülent Şengül, “Geçici gaz birikmesi genellikle diyet ve beslenme tarzıyla ilişkilidir. Ağır bir öğün, fazla karbonhidrat tüketimi, hızlı yemek yenilmesi, gıdaların yeterince çiğnenmeden yutulması, gazlı içecekler ve hava yutulması sonrasında oluşabilir ve sindirimin tamamlanmasıyla ortadan kalkabilir. Organik bir hastalıktan kaynaklanan şişkinlik ise daha inatçı ve uzun sürelidir. Ancak sürekli olarak benzer bir beslenme düzeni söz konusuysa gaz ve şişkinlik de sürekli hale gelebilir.” dedi.

Şikâyetlerin kronikleşmesinin yaşam kalitesini etkileyebileceğini ifade eden Şengül, “Şikâyetler kronikleştiğinde kişinin yaşam kalitesini düşürebilir; gün içerisinde, özellikle akşama doğru giderek artabilir ve kişi normal giysilerine sığmakta zorlanabilir. Organik bir hastalığa bağlı durumlarda ise yalnızca diyet değişiklikleriyle tamamen rahatlama sağlanamayabilir. Bu ayrım yapılırken kişinin genel sağlık durumu, beslenme alışkanlıkları, eşlik eden diğer şikâyetleri, kullandığı ilaçlar ve muayene bulguları birlikte değerlendirilmelidir.” ifadelerini kullandı.

Şişkinliğin sıklığı ve süresi önem taşıyor

Şişkinliğin ne sıklıkta görüldüğü ve ne kadar süredir devam ettiğinin değerlendirmede önemli olduğuna dikkati çeken Uzm. Dr. Bülent Şengül, “Ayda birkaç kez, bilinen bir yemek sonrasında oluşan şişkinliği fizyolojik kabul edebiliriz. Ancak kişi haftanın yarısından fazlasında aşırı şişkinlik ve gaz problemi yaşıyorsa ve bu durum bir aydan uzun süredir devam ediyorsa gerekli değerlendirmelerin yapılması gerekir.” açıklamasında bulundu.

Uzun süren gaz ve şişkinliğin tek bir hastalığa özgü olmadığını belirten Şengül, irritabl bağırsak sendromu, ince bağırsakta aşırı bakteri çoğalması olarak tanımlanan SİBO, çölyak hastalığı ve ülser gibi farklı sağlık sorunlarının benzer yakınmalara yol açabileceğini bildirdi.

Şengül, “Bu şikâyetlerle başvuran hastaların büyük çoğunluğunda irritabl bağırsak sendromu, diğer adıyla huzursuz bağırsak hastalığı ile karşılaşılmaktadır. Bu hastalık, bağırsakların fonksiyonel çalışmasının bozulmasıyla karakterizedir ve bağırsaklardaki hassasiyeti de artırmaktadır.” dedi.

“SİBO aşırı gaz oluşumuna yol açabilir”

SİBO'nun son yıllarda daha sık gündeme gelen sorunlardan biri olduğunu belirten Uzm. Dr. Bülent Şengül, “Bağırsak florasındaki değişimlere bağlı olarak ince bağırsaktaki bakteri yoğunluğu artabilir. Bununla birlikte gıdaların fermantasyonu bozulabilir ve aşırı gaz oluşabilir. Çölyak hastalığında ve gluten hassasiyetinde ise ince bağırsakların villus yapısı ve emilim yüzeyi etkilenebilir; bunun sonucunda gaz ve şişkinlik sorunları yaşanabilir.” ifadelerini kullandı.

Mide ve onikiparmak bağırsağı ülserlerinin de benzer yakınmalara neden olabileceğini aktaran Şengül, “Mide ve onikiparmak bağırsağı ülserleri de midenin boşalmasını etkileyerek özellikle yemeklerden sonra üst karında şişkinlik ve daha çok hazımsızlık hissi şeklinde kendisini gösterebilir.” diye konuştu.

Sorun yalnızca mide ve bağırsaklardan kaynaklanmayabilir

Şişkinliğin karaciğer, safra kesesi, safra yolları ve pankreas hastalıklarında da görülebileceğine işaret eden Şengül, sindirim sürecinde bu organların da önemli görevler üstlendiğini kaydetti.

Şengül, “Sindirim işlemi sadece mide ve bağırsağın işi değildir. Karaciğer, safra kesesi, safra yolları ve pankreas da sindirim sisteminde yer alan, gıdaların sindirilmesinde son derece önemli asit ve enzimlerin üretiminde rol oynayan organlardır. Bu organların herhangi birinde oluşabilecek rahatsızlık, sindirimin bazı aşamalarında sorun yaşanması anlamına gelebilir.” dedi.

Safra kesesindeki taş veya çamurun özellikle bazı yiyeceklerin ardından şikâyetlere neden olabileceğini belirten Şengül, “Örneğin safra kesesindeki taş veya çamur; ağır ve yağlı yemeklerin, yumurta ve çikolatalı yiyeceklerin ardından ciddi şişkinlik, hazımsızlık ve hatta ağrıya neden olabilir. Pankreas hastalıklarında yeterli enzim üretilememesi nedeniyle gıdalar yeterince parçalanamayabilir ve yoğun gaz oluşabilir. Karaciğer hastalıklarında safra asitlerinin yeterince üretilememesi ya da bağırsağa yeterli miktarda ulaşamaması durumunda da benzer tablolar ortaya çıkabilir.” açıklamasını yaptı.

Gıda intolerans testleri konusunda uyarı

Şişkinlik şikâyetiyle başvuran hastalarda ilk aşamanın ayrıntılı öykü alınması ve fizik muayene olduğunu belirten Uzm. Dr. Bülent Şengül, SİBO ve laktoz intoleransı için yapılan nefes testlerinin tanıyı desteklemek amacıyla kullanılabileceğini söyledi.

Kandan bakılan gıda intolerans testlerine ilişkin de değerlendirmede bulunan Şengül, “Ancak günümüzde yaygın olarak uygulanan ve kandan bakılan gıda intolerans testleri, yani IgG testleri, güvenilirlik açısından soru işaretleri barındırmaktadır. Bu testlerden yola çıkarak kısıtlayıcı diyetlere başlanması insanları daha da stresli hale getirebilir.” dedi.

Şengül, “Bu diyetlerden fayda gördüğünü ifade eden kişiler bulunmakla birlikte, en uygun yaklaşım hekim veya diyet uzmanı kontrolünde eliminasyon diyeti yönteminin uygulanmasıdır.” ifadelerini kullandı.

Gelişigüzel ürün kullanımı tanıyı geciktirebilir

Şişkinliği gidermek amacıyla hekime danışılmadan kullanılan ilaç ve ürünlerin sorunun nedenini ortadan kaldırmayabileceğine dikkati çeken Şengül, bazı uygulamaların önemli hastalıkların tanısında gecikmeye yol açabileceği uyarısında bulundu.

Şengül, “Kulaktan dolma bilgilerle kullanılan müshil ilaçları zamanla bağırsak tembelliğinin kalıcı hale gelmesine ve bağırsak hareketlerinin bozulmasına neden olabilir. Sindirim enzimi adı altında alınan bazı ürünler ya da ‘detoks’ adı altında yapılan uygulamalar da bağırsak florasını olumsuz etkileyebilir.” dedi.

Bu tür uygulamalardan sonra geçici rahatlama görülebileceğini belirten Şengül, “Ancak altta mide ya da bağırsaklarda ciddi bir hastalık bulunuyorsa şikâyetlerin geçici olarak baskılanması tanının gecikmesine ve erken tanı fırsatının kaybedilmesine yol açabilir. Uzun süren şikâyetlerde popüler diyet ve kürlerle çözüm aramak yerine nedenin belirlenmesi gerekir.” ifadelerini kullandı.

Gerekli değerlendirmelerin ardından herhangi bir hastalık saptanmaması durumunda beslenme tarzı, diyet içeriği ve tüketilen miktara dikkat edilebileceğini kaydeden Şengül, “Erken tanının özellikle ciddi hastalıklarda tedavi süreci açısından büyük önem taşıdığı unutulmamalıdır.” dedi.


Kaynak: CUMHA - CUMHUR HABER AJANSI