VİCDANI CÜZDAN OLAN AÇGÖZLÜLÜK
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bugün Türkiye’nin gündeminde yer alan “Fon” olayı, kamuoyunda ciddi bir tepki oluşturmuştur. Fon manipülasyonu olduğu iddia edilen bu süreçte, bazı siyasetçilerin ve bürokratların isimlerinin de gündeme gelmesi, meselenin yalnızca finansal boyutuyla değil, siyaset, kamu yönetimi, ahlak ve güven açısından da tartışılmasına yol açmıştır. Ancak olayın sadece ortaya çıkan para miktarı ve adı geçen kişilerin siyasi kimlikleri üzerinden ele alınması, meselenin asıl nedenlerinin ve toplumsal boyutunun gözden kaçırılmasına neden olur. Böyle bir yaklaşım, sorunun köküne inmek yerine tartışmayı siyasi polemiklere hapseder ve sonuçta mesele, gerçek anlamda sorgulanmadan gündemden düşer.
Şüphesiz olayın para yönü, miktarı, yapılan manipülasyon mide bulandırıcıdır. Fon vurgunundan devşirilen paralar, devletin güvencesi ile yatırım yapmaya çalışan halkın varlığıdır. Bu emeği manipülasyonlarla yok etmeye çalışanlara karşı en güçlü duruşu gösterecek olan devlettir. Halkın güvenini, geleceğe dair umudunu, devlet ciddiyetine olan inancını kaybetmemesi için devleti yönetenlerin fırsatçılara, manipülatörlere, haramzadelere fırsat tanımaması gerekir.
İnsanların para kazanma hırsı, insan doğasında var olan bencilliğin sonucuna bağlanabilir. Nitekim bu konuda Niccolò Machiavelli: “İnsanlar doğası gereği nankör, dönek, tehlikeden kaçan ve kazanç sevdalısıdır.” Demekle hem insanın aç gözlülüğüne hem de gelecek kaygısına sebep olduğu sürece işaret etmektedir. Sınırsız mal elde etme isteği ve sahiplenme güdüsü insanın zayıf noktalarıdır. İnsanlar ellerindekini kaybetmekten korkar ve sürekli daha fazlasını ister.” Bu yönüyle doğal bile karşılanabilir. Ama zenginleşmenin yolu başkalarının varlığını sömürerek olmamalıdır.
İnsanın para kazanmak istemesi doğal bir arzudur. Daha iyi bir ev, daha iyi bir hayat, çocuklarına daha güvenli bir gelecek bırakmak istemesi de anlaşılabilir. Fakat kazanç arzusu, insanın vicdanını geride bıraktığında başka bir şey ortaya çıkar.
İnsan, değerlerini yitirdiğinde artık yalnızca para kazanmakla yetinmez; başkasının kaybı pahasına kazanç sağlamayı, helal ile haramı, meşru ile gayrimeşruyu birbirinden ayırmamayı göze alır. Başkasının malına el uzatırken ahlakını ve vicdanını açgözlülüğüne kurban eder.
Kul hakkı, yalnızca bir başkasının parasını almak değildir; bir insanı yanlış yönlendirmek, onun güvenini kötüye kullanmak da kul hakkıdır. Devletin verdiği yetkiyi kişisel çıkar için kötüye kullanmak, insanların çaresizliğinden veya devlet kurumlarına duyduğu güvenden yararlanmak da aynı şekilde kul hakkına girer. Kamu adına devlete emanet edilmiş bir yetkiyi kötüye kullanmak, yalnızca ahlaki ve vicdani bir sorumluluk doğurmaz; aynı zamanda kamu hukukunda da hukuki ve cezai sonuçları olan bir eylemdir.
Devlet sadece güçlü olduğunda değil, adil olduğunda gerçek devlet olur. Vatandaşının hakkını koruduğunda, fakiri zengine ezdirmediğinde devlettir. Haklı ve haksızı ayırdığında, toplumsal sözleşmeye uyduğunda devlettir.
Devletin gücünü elinde bulunduranların sahip olduğu yetki, vatandaşa karşı kullanabilecekleri sınırsız bir güç değildir. Devlet gücü, kişilerin şahsi iradesiyle istedikleri gibi kullanabilecekleri bir imtiyaz değil; millet adına kendilerine emanet edilmiş bir sorumluluktur. Bu nedenle makam, yetki ve devletin imkânları hiçbir zaman kişisel çıkarların, yakın çevrelerin veya belirli grupların menfaatlerinin aracı hâline getirilmemelidir.
Sonuç olarak insanın para karşısında ne kadar insan kalabildiği; makam ve güç karşısında ahlakını, vicdanını ve adalet duygusunu koruyup koruyamadığıdır. Para kazanmayı başkasının çaresizliği üzerinden yaparak sömürmek, insanı hem kendi vicdanında hem de kamu vicdanında suçlu yapar.
Devletin gücünü elinde bulunduranlar kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi güce sahip olursa olsun; hukukun, ahlakın ve vicdanın üzerinde olmadığını bilmelidir.
Çünkü para tükenebilir, servet kaybedilebilir, makamlar el değiştirebilir; fakat insanın geride bıraktığı ahlak ve vicdan, onun gerçek mirasıdır. Günün sonunda herkesin elinde kalan serveti değil, yaptığı haksızlıkların ağırlığı ve verdiği adaletin değeri olacaktır.
Çünkü gün gelir para biter; ama vicdan kalır.