Çiftçi Vefa Gösterdi, Vefa Bekliyor
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Son yıllarda tarım politikalarında en çok duyduğumuz cümlelerden biri şu:
“Tarım arazileri bölünmemeli.”
Doğru.
Hatta son derece doğru.
Çünkü bölünen her tarla biraz daha küçülüyor, küçülen her tarla biraz daha verimsiz hale geliyor, verimsiz hale gelen her tarla da üretimden kopuyor.
Bu yüzden devlet yıllardır tarım arazilerinin parçalanmaması için ciddi politikalar uyguluyor.
Öyle ki bazı bölgelerde insanlar tarımdan para kazanamadıkları için arazilerini farklı yöntemlerle değerlendirmeye çalışıyor, kimisi hobi bahçesi yapıyor, kimisi farklı ticari arayışlara yöneliyor.
Devlet de haklı olarak buna karşı çıkıyor.
Çünkü o topraklarda buğday yetişmeli.
Arpa yetişmeli.
Mısır yetişmeli.
Ayçiçeği yetişmeli.
Türkiye’nin gıda güvenliği korunmalı.
Peki burada sormamız gereken bir soru yok mu?
Biz gerçekten o tarlaları ekip biçebiliyor muyuz?
Daha önemlisi, ektiğimiz ürünün karşılığını alabiliyor muyuz?
Asıl tartışmamız gereken konu tam da budur.
Dün Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın sosyal medya hesabında yaptığı bir paylaşım dikkatimi çekti.
Normalde sosyal medya yorumlarını okumaya pek vakit ayırmam.
Ancak bu kez yapılan yorumlar dikkat çekiciydi.
Çünkü o yorumlarda muhalif bir öfke değil, yıllardır aynı siyasi çizginin yanında durmuş insanların kırgınlığı vardı.
Bir vatandaş şöyle yazmıştı:
“Hangi parça kaç kere bölünürse bölünsün, bu tavrınızla siz AK Partimin sonunu getiriyorsunuz.”
Dikkat edin.
“AK Parti” demiyor.
“AK Partim” diyor.
Bu cümlede kızgınlık da var, aidiyet de var.
Tepki de var, sahiplenme de var.
Aslında Anadolu’nun ruhu biraz da budur.
Sevdiğine kızar ama terk etmek istemez.
Bir başka vatandaş ise daha sert bir ifade kullanıyordu:
“Çiftçisine zarar teklif eden bir bakan seçim sonuçlarını paylaşıyor. Sayın Bakan siz çiftçinin mi bakanısınız yoksa AK Parti’nin çalışanı mı?”
Bu sözlerin doğru ya da yanlış olduğunu tartışmıyorum.
Ancak bu sözlerin varlığını görmezden gelmek de mümkün değil.
Çünkü bugün Anadolu’da ciddi bir huzursuzluk var.
Bu huzursuzluğun merkezinde ise buğday fiyatları bulunuyor.
Çiftçi hesabını yapıyor.
Mazot ortada.
Gübre ortada.
Tohum ortada.
İlaç ortada.
Sulama maliyetleri ortada.
İşçilik ortada.
Ortaya çıkan rakamlara bakınca birçok üretici, açıklanan fiyatların maliyetleri karşılamadığını düşünüyor.
Tarım çevrelerinde konuşulan haberlerden biri de Tarımdan Haber sitesinde yer aldı.
Habere göre Sayın Bakan, buğday fiyatlarıyla ilgili tepkileri Hazine ve Maliye Bakanlığı’na iletecek.
İyi de…
Çiftçinin bugün en büyük sorusu şu:
“Peki sonuç ne olacak?”
Çünkü tarlada bekleyen ürün var.
Borcu yaklaşan çiftçi var.
Ödemesi gelen üretici var.
Hasat başlamış durumda.
Çiftçi önümüzdeki yıl ekip ekmeyeceğine bugün karar veriyor.
Tarımın doğasında beklenti değil, öngörü vardır.
Belirsizlik çiftçinin en sevmediği şeydir.
Burada ayrı bir başlık açmak gerekiyor.
AK Parti iktidarı boyunca milyonlarca insan kamuda iş buldu.
Memur oldu.
İşçi oldu.
Öğretmen oldu.
Sağlık çalışanı oldu.
Bugün kamuda çalışan insanların çok büyük bölümü meslek hayatına AK Parti döneminde başladı.
Buna rağmen seçim sonuçlarına bakıldığında bu kesimlerin siyasi tercihleri her zaman iktidar lehine şekillenmedi.
Bu artık herkesin bildiği bir gerçek.
Ama çiftçi farklıydı.
Çiftçi yıllarca farklı davrandı.
Tarımın kalbi olan Konya farklı davrandı.
Şanlıurfa farklı davrandı.
Yozgat farklı davrandı.
Aksaray farklı davrandı.
Karaman farklı davrandı.
Anadolu’nun üretici şehirleri farklı davrandı.
Çünkü çiftçi yalnızca hizmete değil, vefaya da baktı.
Kendisini dinleyene kulak verdi.
Kendisine sahip çıkanın yanında durdu.
Bugün yaşanan tartışmanın temelinde de aslında budur.
Çiftçi hükümete sırt çevirmek istemiyor.
Ama hükümetin de kendisini duymasını istiyor.
Çiftçi kavga etmek istemiyor.
Ama sesinin duyulmasını istiyor.
Çiftçi siyaset yapmak istemiyor.
Ama emeğinin karşılığını almak istiyor.
Çünkü çiftçi bilir ki toprağın siyaseti olmaz.
Ya ürün verir ya vermez.
Ya bereket olur ya olmaz.
Bugün Türkiye’nin önündeki mesele sadece buğday fiyatı değildir.
Mesele, üreticinin geleceğe umutla bakıp bakamamasıdır.
Tarım arazilerini korumak elbette önemlidir.
Ancak tarım arazilerini korurken çiftçinin umudunu kaybetmesine de izin vermemek gerekir.
Çünkü boş kalan tarlalar kanunlarla değil, çiftçinin umudunu yeniden yeşertecek politikalarla korunur.
Ve unutulmamalıdır ki;
Bir ülkenin tarımı sadece toprakla değil, o toprağa inanan insanlarla ayakta kalır.
Eğer çiftçi küserse, toprağın sessizliği hepimizin sofrasına yansır.