Yetim Bir Yüreğin Omzunda Yükselen Vatan
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Şehit Murat Akman'ın Ranzadan Yazdığı Mektup ve Cevapsız Bir Soru
Bir hikâye dinledim…
Aslında bu sadece bir hikâye değildi. Bir ömrün, bir hasretin ve bir milletin vicdanına bırakılmış cevapsız bir soruydu.
Yıllardır neden yetim çocuklarla ilgili projelerde yer aldığımı, neden onların gözlerindeki sessizliği anlamaya çalıştığımı bu hikâyeyi dinlediğimde bir kez daha anladım.
Çünkü devlet, annesi babası olmayan bir çocuğa sahip çıkabilir. Onu büyütebilir, okutabilir, meslek sahibi yapabilir. Ancak hiçbir kurum, hiçbir imkân, bir annenin şefkat dolu kucağını ya da bir babanın güven veren omzunu yerine koyamaz.
Yetimlik, nüfus cüzdanına yazılan bir bilgi değildir.
Yetimlik; insanın ömrü boyunca yüreğinde taşıdığı görünmez bir boşluktur.
Anneye nasıl sarılacağını bilmeden büyüyen bir çocuk, büyüdüğünde baba olsa bile bazen sevgisini nasıl göstereceğini bilemez. Çünkü sevgi de, şefkat de yaşayarak öğrenilir.
Belki de bu yüzden nice yetim çocuk, kendine bir aile ararken üniformaya sarılır.
Vatan onun ailesi olur.
Bayrak annesi, toprak babası olur.
Silahı ise tutunabildiği tek omuz hâline gelir.
Ama ne kadar güçlü görünürse görünsün, hiçbir silah bir annenin sıcak kucağının yerini tutamaz.
Tam da bu düşünceler içindeyken, Şehit Komando Uzman Çavuş Murat Akman'ın operasyona çıkmadan önce ranzasına yaslanarak yazdığı mektupla karşılaştım.
Mektubunda şöyle diyordu:
"Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara göndermek isterdim, ama yok. Birazdan operasyona gideceğiz. Tek dileğimiz kayıp vermeden geri dönmek. Tuhaf olan şu: Siz bu mektubu okurken ben neden öldüğümü bilmiyor olacağım. Bileniniz var mı? Ben nasıl ve ne için öldüm?"
İnsan bu satırları okurken boğazında düğümlenen kelimeleri yutamıyor.
Çünkü bu mektup sadece bir askerin vedası değil; anne sevgisini hiç tatmamış, baba omzuna hiç yaslanamamış bir evladın sessiz çığlığıdır.
Belki de en ağır cümlesi şuydu:
"Ben nasıl ve ne için öldüm?"
Aslında bu soru yalnızca Murat Akman'ın değil, hepimizin vicdanına bırakılmış bir sorudur.
Biz sıcak evlerimizde çocuklarımızı öperken, onlar dağların zirvesinde nöbet tutuyor.
Biz huzur içinde uyurken, onlar her an bir kurşunun gelebileceğini bilerek sabahlıyor.
Soğukta ayakları donuyor…
Parmaklarının tırnakları çekiliyor…
Yaralarını çoğu zaman kendi elleriyle sarıyorlar.
Birçoğu çocuklarının ilk adımlarını göremiyor.
Birçoğu anne ve babasının son nefesine yetişemiyor.
Ama yine de görevlerinden vazgeçmiyorlar.
Çünkü onlar için önce vatan geliyor.
Benim kırmızı çizgim her zaman şehitlerimiz, gazilerimiz ve güvenlik güçlerimiz olmuştur.
Çünkü biz rahat uyuyabilelim diye onlar uykularından vazgeçiyor.
Biz çocuklarımızı güvenle büyütebilelim diye onlar canlarını ortaya koyuyor.
Bugün ise kendimize sormamız gereken bazı sorular var.
Şehit ailelerinin, gazilerimizin ve görev başındaki askerlerimizin emanetlerine gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz?
Onların gelecek kaygısı yaşamaması için gereken vefayı gösterebiliyor muyuz?
Bu soruları sormak vatan sevgisini sorgulamak değildir.
Tam aksine, vatana can verenlerin hakkını teslim etmeye çalışmaktır.
Çünkü bu topraklar; rahat koltuklarda oturanların değil, gecenin ayazında nöbet bekleyenlerin omuzlarında yükselmektedir.
Ve biz, onların fedakârlığının karşılığını hiçbir zaman tam anlamıyla ödeyemeyeceğiz.
Murat Akman'ın mektubundaki o soru ise hâlâ vicdanlarımızda yankılanıyor.
"Ben nasıl ve ne için öldüm?"
Belki bu sorunun cevabı tek bir cümleyle verilemez.
Ama şunu biliyorum ki; şehitlerimizi unutmayan, gazilerine sahip çıkan, yetimlerin başını okşayan ve görev başındaki askerinin hakkını gözeten bir millet, o soruya en doğru cevabı vermiş olacaktır.
Çünkü bazı mektuplar okunmak için değil, vicdanlarda ömür boyu taşınmak için yazılır.