NİHİLİST BATAKLIK
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bugün gençlerin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikelerden biri, ekranda açıkça görünen bir tehdit değil; zihnin içine sessizce yerleşen, zamanla düşünme biçimini değiştiren ve insanın hayatla kurduğu bağı aşındıran görünmez bir bataklıktır. Bu bataklığın adı nihilist zihniyettir. “Hiçbir şeyin anlamı yok”, “Kimseye güvenme”, “Aile gereksizdir”, “İyilik saflıktır”, “Merhamet zayıflıktır”, “Kurallar aptallar içindir”, “Ne olacaksa olsun” gibi düşünceler ilk bakışta yalnızca bireysel tercihler veya gençlik öfkesi gibi görülebilir. Oysa sürekli tekrarlandığında bunlar bir dünya görüşüne, ardından bir davranış biçimine dönüşebilir. Dijital çağın en tehlikeli tuzaklarından biri de tam burada kurulmaktadır: Genç insana doğrudan “kötü ol” denilmez; önce anlamın değersiz olduğu telkin edilir. Anlam ortadan kaldırıldığında sorumluluk da zayıflar.
Sosyal medya algoritmaları yalnızca ne izlediğimizi değil, neye tekrar tekrar maruz kalacağımızı da belirleyen sistemlerdir. Öfke daha fazla dikkat çekiyorsa öfke, alay daha fazla etkileşim üretiyorsa alay, şiddet daha fazla izleniyorsa şiddet görünürlük kazanır. Genç bir zihin, aynı davranış biçimini binlerce kez gördüğünde bunun normal olduğunu düşünmeye başlayabilir. Bir süre sonra ekran ile gerçek hayat arasındaki mesafe kapanır. Hakaret mizah, zorbalık eğlence, şiddet gösteri, insanı küçük düşürmek içerik, hayvanlara eziyet ise “cesaret” gibi pazarlanabilir. İşte bilişsel tuzak tam burada devreye girer. Tehlike yalnızca kötü bir videonun izlenmesi değildir; tehlike, kötülüğün tekrar yoluyla sıradanlaştırılmasıdır.
Nihilizm bazen bir fikir olarak değil, bir alışkanlık olarak gelir. Önce insanın değer duygusunu aşındırır. Sonra aidiyetlerini sorgulatır. Ardından ailesini, çevresini, toplumunu ve nihayet kendisini anlamsızlaştırır. “Sen kimseye ait değilsin” cümlesi özgürlük gibi sunulabilir. Oysa insanın ailesiyle, dostlarıyla, mahallesiyle, ülkesiyle, doğayla ve canlılarla kurduğu bağlar aynı zamanda psikolojik ve ahlaki dayanıklılığın kaynaklarıdır. Elbette her aile kusursuz değildir; fakat aile kurumunun taşıdığı sevgi, sorumluluk, sınır ve aidiyet duygusunu değersizleştirmek gençleri özgürleştirmek anlamına gelmez. Aksine, yalnızlaşmış birey daha kolay yönlendirilebilir, daha kolay tüketiciye dönüştürülebilir ve daha kolay dijital yankı odalarının içine çekilebilir.
Bu nedenle aile, yalnızca bir sosyal kurum değil, bilişsel güvenliğin ilk savunma hattıdır. Çocuğun kendisini değerli hissettiği, soru sorabildiği, hata yaptığında konuşabildiği, doğru ile yanlışı tartışabildiği bir aile ortamı; dijital dünyanın manipülasyonlarına karşı güçlü bir bağışıklık oluşturur. Gençlerin telefonlarını ellerinden almak tek başına çözüm değildir. Asıl mesele, onların telefonun dışında da anlamlı bir hayatlarının bulunmasını sağlamaktır. Birlikte yemek yemek, konuşmak, yürümek, üretmek, spor yapmak, yaşlı bir yakını ziyaret etmek, bir ağaca dokunmak, bir hayvanın bakımını üstlenmek, gerçek bir insanın derdini dinlemek; bunların tamamı dijital dünyanın yapay ödül mekanizmasına karşı gerçek hayatın bağlarını güçlendirir.
Doğa ise insanın yeniden gerçeklikle temas ettiği en eski aynadır. Ekran bize dünyanın sürekli hareket ettiğini söyler; doğa ise hayatın sabır istediğini öğretir. Bir ağacın büyümesi birkaç saniyelik video değildir. Bir hayvanın güvenini kazanmak “beğeni” ile ölçülmez. Bir canlıyı korumak alkış beklemeden yapılan bir sorumluluktur. Bu yüzden doğayla temas yalnızca çevrecilik meselesi değildir; aynı zamanda karakter meselesidir. Toprağa, suya, ormana ve canlılara karşı duyarlılığını kaybeden insanın, zamanla başka insanların acılarına karşı da duyarsızlaşması mümkündür. Empati bir bütündür. Bugün savunmasız bir hayvanın acısını eğlence olarak gören bir kültürün yarın insan acısını da sıradanlaştırma riski vardır. Bu nedenle hayvanlara yönelik şiddet yalnızca hayvanların meselesi değildir; toplumun şiddet eşiğiyle ilgili ciddi bir göstergedir.
Burada özellikle gençlere kurulmuş başka bir dijital tuzağa dikkat etmek gerekir: duyarsızlık ekonomisi. Sürekli kavga edenler, sürekli hakaret edenler, sürekli küçümseyenler, sürekli şok edici görüntüler paylaşanlar daha fazla görünürlük kazanabilir. Genç insan zamanla “görünür olmak” ile “değerli olmak” arasındaki farkı kaybedebilir. Oysa takipçi sayısı karakter ölçüsü değildir. Viral olmak başarı değildir. Bir insanı küçük düşürmek güç değildir. Korku yaratmak saygınlık değildir. Şiddet uygulamak cesaret değildir. Bunların dijital platformlarda alkışlanması, gerçek hayatta doğru oldukları anlamına gelmez.
Nihilist bataklığın en tehlikeli tarafı, genç insana özgürlük vaat ederken onu anlamsızlığın içine hapsetmesidir. Her değeri alaya almak, her otoriteyi düşmanlaştırmak, her bağı küçümsemek, her sorumluluğu yük olarak göstermek ilk anda sınırsız özgürlük hissi verebilir. Fakat insan yalnızca “istediğini yapabilen” bir varlık değildir; yaptığı tercihin sonuçlarını taşıyabilen bir varlıktır. Özgürlük sorumlulukla birlikte anlam kazanır. Vicdan, sınır, hukuk, aile, dostluk, emek ve merhamet bu nedenle insan hayatının prangaları değil; insanı kendi karanlığına düşmekten koruyan sütunlardır.
Gençlerimizi yalnızca “kötü içerikten uzak durun” diyerek koruyamayız. Onlara neden iyi olmaları gerektiğini de anlatmak zorundayız. Merhametin neden değerli olduğunu, emeğin neden kıymetli olduğunu, aile bağlarının neden korunması gerektiğini, doğaya neden saygı duyulacağını, hayvanların neden birer eşya olmadığını, yaşlıya neden hürmet edileceğini, çocuğun neden korunacağını, güçsüzün neden ezilmeyeceğini anlatmak zorundayız. Çünkü boş bırakılan zihni yalnızca algoritmalar doldurmaz; zamanla en yüksek sesle bağıran propaganda da doldurabilir.
Bilişsel güvenlik tam olarak burada başlar: İnsanın neye inanacağını başkasının belirlemesine izin vermemesiyle. Genç, gördüğü her içeriği sorgulamalı; kaynağına bakmalı; görüntünün bağlamını araştırmalı; öfkesinin neden tetiklendiğini fark etmeli; kendisine sürekli aynı düşmanı gösteren hesapların hangi ekonomik, sosyal veya ideolojik motivasyonlarla hareket ettiğini düşünmelidir. “Dur, düşün, sorgula!” yalnızca bir slogan değil, dijital çağın temel savunma refleksi haline gelmelidir.
Ailelerin görevi de gençleri yalnızca denetlemek değil, onlarla bağ kurmaktır. Çocuğunun telefonunu kontrol eden fakat onun hayatını dinlemeyen bir ebeveyn, dijital dünyanın karşısında tek başına mücadele edemez. Genç insanın önce evinde anlaşılmaya, dinlenmeye ve değer görmeye ihtiyacı vardır. Evde bulamadığı aidiyeti ekranın içinde arayan bir gencin karşısına çıkan ilk dijital topluluk, onun yeni ailesi haline gelebilir. Bu topluluk sağlıklı da olabilir, son derece yıkıcı da. İşte kritik eşik budur.
Bugün yapılması gereken gençleri korkutmak değil; onları anlamla güçlendirmektir. Onlara aileyi, dostluğu, emeği, hukuku, sorumluluğu, doğayı, hayvanları ve insan hayatının dokunulmazlığını anlatmak; aynı zamanda dijital dünyanın çalışma mekanizmalarını öğretmektir. Çünkü dijital çağda cahillik yalnızca bilgi eksikliği değildir. Algoritmanın seni neden öfkelendirdiğini bilmemek, manipülasyonun nasıl çalıştığını anlamamak ve sana sunulan her gerçekliği sorgulamadan kabul etmek de bir savunmasızlıktır.
Nihilist bataklıktan çıkış yolu, hayatın hâlâ anlamlı olduğunu yeniden hatırlamaktır. Bir annenin çocuğuna sarılmasında, bir babanın evladını dinlemesinde, bir gencin yaşlı bir insanın elinden tutmasında, bir insanın sokakta yaralı bir hayvana yardım etmesinde, bir ağacın korunmasında, bir dostun zor zamanda diğerinin yanında durmasında görünür bu anlam. Bunlar küçük davranışlar değildir. Bunlar toplumsal bağışıklığın hücreleridir.
Çünkü merhamet zayıflık değil, medeniyetin bağışıklık sistemidir. Empati kaybolduğunda insanın sınırları kaybolur. Sınırlar kaybolduğunda şiddet sıradanlaşır. Şiddet sıradanlaştığında ise toplumun vicdanı sessizleşir.
Gençlerimizin zihnini boş bırakırsak, o boşluğu mutlaka birileri dolduracaktır. Algoritmalar doldurur, çıkar grupları doldurur, dijital tarikatlar doldurur, nefret toplulukları doldurur, tüketim kültürü doldurur. Bu nedenle mesele yalnızca ekran süresi değildir. Mesele zihnin kime teslim edildiğidir.
Nihilist bataklığa karşı en güçlü cevap; aile, vicdan, bilim, hukuk, doğa, merhamet, sorumluluk ve gerçek insan ilişkileriyle örülmüş sağlam bir hayat kurmaktır.
Çünkü bir gencin zihnini korumak, yalnızca bir bireyi korumak değildir.
Bir toplumun geleceğini korumaktır.